MODERN ÇAĞ İNSANININ İÇİNDEKİ PUTPEREST
“İyi bilin ki hâlis din yalnız Allah’ındır.” (Zümer Suresi, 3. ayet)

Engin GÜLTEKİN
engingultekin33@gmail.com -Modern çağın en tehlikeli çelişkilerinden biri de dinin istismar edilmesidir.
Din, insanı Allah’a kul olmaya, adalete, merhamete, doğruluğa ve ahlâka çağırır. Fakat bazı insanlar dini kendi çıkarlarının aracı hâline getirmiştir.
Dini kullanarak makam elde etmek…
İnsanların inançlarını sömürerek menfaat sağlamak…
Kendi şahsını veya grubunu sorgulanamaz hâle getirmek…
Kendi çıkarını dinin hükmüymüş gibi sunmak…
Bunlar, dinin kendisiyle değil, dinin istismar edilmesiyle ilgilidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın ayetlerini az bir karşılığa değişmeyin.”
(Bakara suresi, 41. ayet meali)
Din, ticaret malı değildir. İnanç, insanların duygularını sömürmenin aracı değildir. Maneviyat, şahsî iktidar kurmanın basamağı değildir.
Elbette din hizmeti karşılığında meşru bir ücret almak veya dinî kurumların maddi ihtiyaçlarını karşılamak, doğrudan din istismarı anlamına gelmez. Sorun, dinin hakikati ve ahlâkı korumak yerine çıkar sağlamak için araçsallaştırılmasıdır.
Allah’a çağırması gereken insan, kendisine çağırmaya başlarsa orada ciddi bir ahlâkî sorun var demektir.
Müslüman, din istismarına karşıdır. İnsanların inançlarının sömürülmesine karşıdır. Dinin, liderlerin veya grupların çıkarlarını korumak için kullanılmasına karşıdır.
Çünkü Müslümanın ölçüsü kişiler değil, hakikattir; çıkarlar değil, adalettir; kör bağlılık değil, bilinçli kulluktur.
Allah’a kul olmayan bir birey, başka şeylerin kulu ve kölesi olur!
İnsanın en büyük özgürlüğü, her istediğini yapabilmesi değildir. İnsanın gerçek özgürlüğü, nefsinin ve çıkarlarının kölesi olmaktan kurtulabilmesidir.
Allah’a kulluk, insanı başka insanlara kayıtsız şartsız boyun eğmekten kurtarır. Tevhid, insanın başka varlıklara Allah’a ait bir otorite ve kutsallık atfetmesine karşı bir bilinç kazandırır.
Ancak insan, Allah’a kulluk iddiasında bulunurken bile kendi nefsinin, menfaatinin veya liderinin esiri olabilir.
Kur’an bu konuda şöyle buyurur:
“Heva ve hevesini ilah edineni gördün mü?”
(Câsiye suresi, 23. ayet meali)
Bu ayet, insanın yalnızca taştan yapılmış putlara yönelmediğini; kendi arzu ve tutkularını da hakikatin üzerinde tutabileceğini hatırlatır.
Bugün asıl sorgulanması gereken şudur:
İnsan, Allah’ın emirlerini kendi çıkarlarına göre mi yorumluyor, yoksa kendi çıkarlarını Allah’ın koyduğu ahlâkî ölçülere göre mi değerlendiriyor?
Bir liderin emri adalete aykırı olduğunda ne yapıyor?
Bir grubun çıkarı hakikatin önüne geçtiğinde hangi tarafta duruyor?
Menfaati zarar görecek diye yanlış karşısında susuyor mu?
İşte tevhid bilinci, insanın bu sorulara verdiği cevaplarda ortaya çıkar.
Modern çağın cahiliyesinden kurtuluşun yolu, Allah’a kul olmaktan ve Allah’ı tanımaktan geçer.
Modern insan teknoloji üretiyor, uzaya gidiyor, yapay zekâ geliştiriyor, bilimde ilerliyor. Fakat bütün bu ilerlemeler, insanın toplumsal huzurunu, ahlâkî, siyasî ve zihinsel durumunu aynı ölçüde geliştirmiyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri, inanç ile amelin birbirini tutmamasıdır.
Modern zamanın insanının dili başka söylüyor, kalbi başka…
Ne inandığı gibi yaşıyor ne de yaşadığı gibi inanıyor.
Teknolojik olarak gelişmiş bir toplumda yaşarken ahlâkî bakımdan geri kalmanın mümkün olduğunu modern zamanın insanında görmek mümkündür. Buna, bilgi sahibi olduğu hâlde hakikatten uzaklaşmak da diyebiliriz.
Dindar olduğunu söyleyip adaletsiz davranmak…
Özgürlükten söz edip kendi tutkularının esiri olmak…
İşte modern cahiliye, tam da bu çelişkilerde kendisini gösteriyor.
Sokaklarımızda taş putlar bulunmayabilir. Peki, insanın zihninde, vicdanında ve hayatının merkezinde putlaştırdığı değerleri nereye koyacağız?
Bu nedenle mücadelemiz insanlarla değil, insanı esir alan yanlış anlayışlaradır.
Mücadelemiz, insanların şahsiyetlerini hedef almak değil, yanlışlarını sorgulamalarına vesile olmaktır.
Mücadelemiz, yeni putlar üretmek değil, insanı bütün sahte kutsallıklardan özgürleştirmektir.
Mücadelemiz, inanmayanların putlarına hakaret etmek değil, göklerin ve yerin hâkimi Allah’a karşı hadlerini bildirmektir.
Mücadelemiz, müstekbirlere, tağutlara ve kendilerini ilah konumuna koyanlaradır.
Mücadelemiz, din tacirlerine; dini alıp satanlara, dini araçsallaştırarak din üzerinden geçinenlere, din istismarıyla makam elde eden sahtekârlara karşıdır.
Biz, Hz. İbrahim’in örneğinden biliyoruz ki put kırmak, yalnızca başkasının putunu devirmek değildir. Bazen insanın kendi nefsine, çıkarlarına ve kör bağlılıklarına karşı verdiği bir mücadeledir.
Modern çağın putlarını kırıp baltayı büyük putun boynuna asarak modern putperestlerin yaşadığı paradoksu yüzlerine çarpacak, dinî söylemlerini sorgulatacak bir paradigma geliştirmemiz gerekir.
Ey modern zamanın yolunu şaşırmış, neye inandığını bilmeyen şaşkın insanı!
Her gün peşinden koştuğun şey seni hakikate yaklaştırıyor mu?
Uğruna ömrünü tükettiğin makam, para, şöhret ve menfaat sana gerçek bir huzur verebiliyor mu?
Bir liderin, bir grubun, bir ideolojinin veya kendi nefsinin karşısında hakikati söylemekten korkuyorsan özgür olduğunu gerçekten söyleyebilir misin?
Bir gün uğruna mücadele ettiğin çıkarın değiştiğinde, dün savunduğun değerleri bugün bir kenara bırakıyorsan seni yöneten şey gerçekten inancın mı, yoksa menfaatin mi?
Her gün yaptığın putu yiyorsun, hâlâ doymadın mı?
Unutma: İnsan, kendi elleriyle yaptığı putları yıkmadan zihnindeki esaretten kurtulamaz.
Hz. İbrahim’in mirası, başkalarının önünde eğilmemek kadar kendi nefsinin önünde de eğilmemeyi gerektirir.
Onun mücadelesi, insanın kendi çağının yanlışları karşısında tek başına kalsa bile hakikatten vazgeçmemesidir.
Öyleyse modern çağın Müslümanı, Hz. İbrahim’in tevhid bilincini yeniden kuşan!
Makam putuna karşı adaletle…
Menfaat putuna karşı dürüstlükle…
Lider putuna karşı hakikatle…
Nefis putuna karşı ahlâkla…
Din istismarına karşı samimiyetle…
Ve her şeyden önce Allah’a kulluk bilinciyle yaşa!
Çünkü tevhid, yalnızca dilin söylediği bir söz değil; insanın hayatında Allah’ın hükmünü, adaleti ve hakikati her türlü çıkarın üzerinde tutmasıdır.
Putları kırmak istiyorsan önce zihnindeki putları tanı. Baltayı eline almadan önce vicdanını uyandır.
Ve unutma: Hakikat, putların sayısına göre değişmez!
Hakikat tektir. O da birdir. Hakikat Hak’tan gelir; Hak da Allah’tır.
O zaman;
"Firavun’a vur! çünkü hüküm Allah’ındır."
“Hüküm yalnızca Allah’ındır. O, yalnızca kendisine kulluk etmenizi emretmiştir.” (Yusuf Suresi, 40. ayet)
"Karun’a vur! çünkü mülk Allah’ındır."
“Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah’ındır.”
(Mâide Suresi, 17. ayet)
"Bel’am’a vur! çünkü din Allah’ındır."
“İyi bilin ki hâlis din yalnız Allah’ındır.” (Zümer Suresi, 3. ayet)
Selam ve dua ile…
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


