MODERN İNSANIN İLLÜZYONU: HIZ ÇAĞINDA ANLAMI VE ÖZÜ KAYBETMEK
Oysa dışarıdan bakıldığında parlak görünen pek çok kariyerin ve devasa servetlerin arkasında; zedelenmiş bir vicdan, zayıflamış bir karakter ve ihmal edilmiş ruhlar yatabilmektedir. Mülkler, makamlar ve unvanlar; insanın gerçek kimliğini gösteren nihai ni

Engin GÜLTEKİN
engingultekin33@gmail.com -Günümüz dünyası, insanı sürekli bir hareket, sürekli bir yarış ve bitmek bilmeyen bir rekabet döngüsünün içine çekmektedir. Büyüklüğü, hızı ve görünürlüğü kutsayan modern kültür; insanı hiç durmadan koşmaya yönlendirir. Fakat bu baş döndürücü tempo içinde gözden kaçan temel bir soru vardır: Nereye koşuyoruz?
İnsan, neyin peşinden koştuğunu sorgulamadan geçirdiği her gün; başkalarının kurguladığı senaryolarda başrol oynadığını, toplumsal dayatmaların ürettiği hedefleri kendi özgün hayalleri zannettiğini fark edemez hale gelmektedir.
Daha iyi bir gelecek, daha yüksek bir refah seviyesi ve daha konforlu bir yaşam vaadiyle yıllarını çalışmaya adayan modern birey, trajik bir çelişkinin odağındadır. Geleceği inşa etme telaşı, bugünün feda edilmesine yol açar. “Sonra konuşuruz” diyerek ertelediğimiz sevdiklerimiz, yorgunluğumuzu bahane ederek rafa kaldırdığımız dinlenme anları ve ruhumuzun derinliklerinden gelen o cılız sesi daha fazla kazanma hırsıyla susturma çabalarımız, bizi yaşanmamış bir hayatın fahiş faturasını ödemekle baş başa bırakır.
Günün sonunda dönüp arkamıza baktığımızda, elde ettiğimiz başarıların toplama işlemi, kaçırdığımız anların ve kaybettiğimiz değerlerin eksilttiği yeri doldurmaya yetmemektedir.
Vicdanlar bir başarı uğruna feda edilmektedir.
Yükselme arzusu ve güce ulaşma tutkusu, insanı zaman zaman ahlaki ve insani sınavlardan geçirir. Biraz daha itibar kazanmak, biraz daha finansal güç elde etmek ya da hiyerarşide bir basamak daha üste çıkabilmek adına kırılan kalpler, göz ardı edilen haklar ve söylenmekten kaçınılan gerçekler; modern insanın başarısının arkasındaki gölgeleri oluşturur.
Oysa dışarıdan bakıldığında parlak görünen pek çok kariyerin ve devasa servetlerin arkasında; zedelenmiş bir vicdan, zayıflamış bir karakter ve ihmal edilmiş ruhlar yatabilmektedir. Mülkler, makamlar ve unvanlar; insanın gerçek kimliğini gösteren nihai nitelikler değildir.
İnsan hayatının sonuna dair yapılacak nihai değerlendirmede, sahibine sorulacak sorular muhtemelen banka hesaplarının miktarı, sahip olunan gayrimenkuller ya da unvanların ihtişamı ile ilgili olmayacaktır. Asıl ölçüt; ömrün hangi değerler uğruna feda edildiği, sahip olunan imkânların kimlerin hayatına dokunduğu, hangi hakların savunulduğu ve sorumlulukların ne ölçüde yerine getirildiğidir.
Bu durum, modern insanın ölçüm kriterlerini kökten değiştirmesini zorunlu kılar. İnsanlık olarak kendimize yöneltmemiz gereken soru kalıpları artık niceliksel değil, niteliksel olmalıdır:
“Ne kadar kazandım?” yerine “Kazanırken neleri, hangi değerlerimi kaybettim?”
“Ne kadar yükseldim?” yerine “Yükselme yolunda nasıl bir insana dönüştüm?”
“Kaç kişiye kendimi kabul ettirdim?” yerine “Kaç insanın hayatında iyileştirici bir iz bıraktım?”
“Ne kadar biriktirdim?” yerine “Biriktirdiklerimi ne kadar anlamlı ve faydalı bir amaç uğruna kullandım?”
“Ne kadar yaşadım?” yerine “Geçen zamanın ne kadarını gerçekten insan olma bilinciyle tamamlayabildim?”
İnsanın kendine ve hayata geç kalmaması için yapması gereken ilk şey; durmaktır. Hızın ve akışın büyüsünü bozacak olan şey, bu cesur duruştur. Durup nefes almak, kendi iç sesine kulak vermek ve hayatın gerçek pusulasını yeniden ahlak, vicdan ve anlam üzerine ayarlamak; modern çağın hengamesi içinde bir insan olarak kalabilmenin tek yoludur.
Selam ve dua ile...
Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog


