YAZIKTIR
Nice düşüncesizin bıraktığı pislikler dolaşıyor ayaklarıma, tökezleyip düşüyorum. Dizlerim, en çok da yüreğim yara bere içinde kalıyor. Kanıyor insan yerlerim.

Hatice Başkapan Şahan
haticebaskapan@hotmail.com -İnsana olan inancımı kaybetmekten korkuyorum. Hâlbuki insana insan gerek, doğaya insan gerek, canlıya insan gerek, cihana insan gerek, cennete insan gerek… Neden bu noktadayım peki, neden ümidim azalıyor her geçen gün, neden insanlığımızı sorguluyorum?
Deniz kenarındayım, karşımda muhteşem bir manzara, Rabb’im ne de güzel tecelli etmiş suya… Sonra gözüm aniden kıyıdaki çöplere ilişiyor: kopmuş bir terlik, poşetler, şişeler, teneke parçaları, abur cubur atıkları ve daha neler neler… İçime bir taş oturuyor o anda. Nasıl ya, diyorum, nasıl, nasıl yapar bir insan bunu? Yiyip içip artıklarını nasıl saçar ortalığa? Çöp değil midir bir eşyanın yeri artık kullanılmıyorsa, deniz yahut kıyısı sizin çöplüğünüz mü? Kimden, nasıl aldınız? Sizin değilse bu hor kullanma niye? Güzelim alanları mahvetmek nasıl bir insanlık fukaralığıdır böyle?..
Başka bir gün bir piknik alanındayım. Gölgelice kaba ağaçlar Korkut Ata’mın duasını mırıldanmakta, görklü su yanı başımızdan usul usul yol almakta, kuşlar şarkılarını esirgemeden uçmakta, kelebekler ruha konmakta, çiçekler gözü renge doyurmakta… Ve önceden oturulan yerler… Ah, içler acısı! Suyunu içen şişesini atmış, ocak yakan yediği etin kemiklerini; kimi poşetini, kimi izmaritini, kimi bilmem neyini savurmuş ortalığa!.. Korkmamış, eli titrememiş, öylece leşe çevirmiş nefes alınası yeri. Baktıkça ağlamak geliyor içimden, kimin yakasını tutup hesap soracağımı bilemiyorum. Kederim büyüyor. Oturup kalktığı yere böylesine zarar veren de insan ise kime bel bağlamalı, diyorum, kimden medet ummalı?..
Ve gezdikçe böyle nice çirkinliğe, pisliğe, çöplerin saçılışına şahit oluyorum. Bir cami avlusunda, tarihî bir çeşme başında, bir su kenarında, bir ağaç altında, yolda, parkta… Nice düşüncesizin bıraktığı pislikler dolaşıyor ayaklarıma, tökezleyip düşüyorum. Dizlerim, en çok da yüreğim yara bere içinde kalıyor. Kanıyor insan yerlerim.
Sonra Rabb’ime dönüyorum çare arayan yakarışlarla. “Gören göze, idrak eden beyne, vicdan ve merhamet sahibi bir kalbe ceza değil mi bunlar Rabb’im, eza değil mi? Kulların kullarına neden cefa eder Rabb’im, yoksa insan insanın artık cehennemi mi?..” diyorum.
Yine insana dönmem ve ondan umut kesmemem gerektiğini fısıldıyor bir şey bana. Gelimli gidimli dünyanın fâni yolcusuna seslenmek istiyorum bir kere daha:
Evet, eğlenelim. Rabb’imizin bize bahşettiği muhteşem nimetleri doya doya gözümüze, gönlümüze dolduralım. Dağa, bayıra, denize, ovaya seyrana çıkalım. Ruhumuza nefes aldıralım. Hepsine layığız, hepsi hakkımız. Amma velakin uğradığımız yerleri uğranılacak, nefes alınacak şekilde tertemiz bırakalım. Buradan hoyrat bir âdemoğlu geçmiş, denilmesin arkamızdan. İnsan gelmiş, insan gibi eğlenmiş, insan gibi çekip gitmiş, denilsin. Güzelim ülkemizi, güzelim dünyamızı çöplüğe dönüştürüp yaşanılmaz hâle getirmeyelim. Yazıktır çocuklar, yazıktır beyler, yazıktır hanımlar, yazıktır ey insanlar!..


