GURBET İÇİMİZDE
Anlaşılan o ki gurbette değil, gurbetlerdeyiz! Gönlümüzde kaç sılanın hasreti var, kaç gurbetin içindeyiz, kaç gurbet var içimizde, bilmiyorum.

Hatice Başkapan Şahan
haticebaskapan@hotmail.com -Gurbeti bize eksik öğretmişler, dostlar! Yeryüzündeki insan sayısı kadar gurbet var, desem belki de yine eksik söylemiş olurum. Düşünsenize hepimizin sılası farklıyken gurbetimiz nasıl aynı olsun ki? Dahası, insan ömründe kaç gurbet yaşar? Tek gurbetimiz memleket hasreti mi, bu kadarcık mı yani?
Gurbeti anlamak, sılayı nasıl tanımladığımızla ilgili daha çok. Bana öyle geliyor ki hepimizin tanımı farklı. Bu yüzden sılamız da farklı. Kimimizin sılası anne kucağı, kimimizin anne sesi, kimimizin baba gölgesi… Kimimiz kardeş yanını sıla biliriz, kimimiz dost bakışını, kimimiz mutfaktan gelen kurabiye kokusunu… Bazen balkona konan bir güvercin sıladır bize, bazen açmaya vakit bulmuş bir çiçek, bazen bir gonca… Bazılarımıza anlaşılmak sıladır mesela.
Peki, ya sizin sıla dediğiniz şey hayatınızda yoksa?.. Memleketinizden hatta evinizden bir metre bile öteye gitmeden de gurbete düçar olmaz mı yüreğiniz?
Anlaşılan o ki gurbette değil, gurbetlerdeyiz! Gönlümüzde kaç sılanın hasreti var, kaç gurbetin içindeyiz, kaç gurbet var içimizde, bilmiyorum.
Buğusu tüten çaylarımızı ikram edeceğimiz bir hemdemimizin olmaması, birileriyle aynı asansörü paylaşıp o küçücük alanda bile selamlaşamamamız, etrafımız bizi işiten kulaklarla doluyken sesimizin bir gönle erememesi gurbetten sayılmaz mı? Üzerimize sayısız göz değerken içimiz görülmüyorsa gurbette değil de neredeyiz? Biz konuşurken ortada kulak var ama can yoksa, suskunluğumuzun bir anlamı olmuyorsa, yan yana yaşanan uzaklıklar içreysek, aşinalarımız bile yabancı gibiyse gurbette değil de neredeyiz? Tebessümümüz duvardan yüzlere çarpıyorsa, uzattığımız el havada kalıyorsa, bunca merhem arasında yaramız sağaltılmıyorsa, gözlerimize oturan hüzün karşısında kimsenin umuru terlemiyorsa biz gurbette değil de neredeyiz? Bulunduğumuz ortamda eksik hissetmekten yoruluyorsak, olduğumuz yerde fazlaymışız yahut gereksizmişiz gibi geliyorsa bize, ait hissetmiyorsak bir yere, bir memlekete, bir kültüre, bir dile, bir yüreğe, bağlarımız sevgiden değil de zaruretlerden besleniyorsa biz gurbette değil de neredeyiz?
Bitesi yok bu soruların değil mi? Kim bilir, okurken neler eklediniz. Sizin de aklınıza Kemalettin Kamu geldi mi?
“Ben gurbette değilim/Gurbet benim içimde” dizeleri nasıl da güzel anlatıyor hâlimizi. Sıla saydığımız yahut bize sıladaymış hazzı yaşattığı, kendimizi yuvada hissettirdiği için sıla diye tanımladığımız her ne varsa onların her birinin yokluğunda da gurbete düşüyoruz; daha doğrusu gurbet içimize düşüyor.

