29 Ocak 2026 - Perşembe

BABAMDAN HABERSİZ BABA SOHBETİ

Burası dünya, her şeyin görülüp geçirildiği ama hiçbir şey görülüp geçirilmemiş gibi gidildiği yer. Hevesin tanındığı, tadıldığı ve kursakta kaldığı yer…

Yazar - Hatice Başkapan Şahan
Okuma Süresi: 4 dk.
278 okunma
Hatice Başkapan Şahan

Hatice Başkapan Şahan

haticebaskapan@hotmail.com -
Google News

Bugün Babalar Günü değil -zaten ben sevgilerin belirli günlere hasmış gibi sadece o tarihlerde ifade edilmesini sevmem- biliyorum ama yine de babamdan konuşmak istiyorum. Babamı herkes tanısın istiyorum. Kızını en çok seven, en çok acıtan, en az koklayan ama dümdüz (Dürüstlük namına bildiğiniz her kavramla doldurabilirsiniz burayı.) bir adam olan babamı tanımazsa insanlar eksilmezler ama yine de tanısınlar istiyorum. Çünkü bugün dünya bir başka görünüyor gözüme. Güneşin ışığı bir başka. Benim için gecenin karası da bir başka olacak bundan sonra galiba.  Her şeyin üzerine bir “geçicilik” perdesi örtülmüş gibi. Dünya hiç bu kadar sonlu görünmemişti gözüme. Değil mi ki bura sonsuzluğun sonlu yeri?..

Babamın dünya yorgunluğuyla bir başka tanışıklığım oldu bugün. Ona hiç bakmadığım, bakamadığım bir pencereden baktım. Becerebilseydim babamın çocukluğunu kucaklamak isterdim. Elinden sımsıkı tutmak ve onunla yürümenin beni ne kadar mutlu ettiğini ona anlatmak isterdim. Beceremedim… Susmalarım büyüdü ve babamı dinledim.

“Benim için her şey bitti, artık dünyadan bir tat alacağım yok, kızım!” cümlesini babadan duymak çok acı ama ondan hâlâ bir şeyler duyabilmek de çok kıymetli. Acı çünkü ona sağlığını, yıllarını, gençliğini, gözlerinin ferini, kulaklarının hassasiyetini, ellerinin maharetini geri verecek güçte değilim. Üzerinden geçen yılların etkisini silmem mümkün değil. Ömrünün hüzün çağında onu dinlemekten başka hiçbir şey yapamadım. İnsan ne kadar da aciz, dedim. Babama bakarken, onu dinlerken acziyetimin büyüklüğüyle küçüldüm.

Söyledikleri yürek yaksa da onu dinleyebilmek kıymetli çünkü varlığı eşsiz nimetlerden biri. Bembeyaz olmuş sakalları arasında kıpırdayan dudaklarından dualar dökülüyor; bize adanmış ömrünün tanığı, titreyen nasırlı elleri semaya yükseliyor ve o kendini tükenmiş hissetse de ben onun gölgesinde olmanın güvenini duyuyorum.

“Dünya!..” dedi sonra babam iç çekerek. Ne bekliyorsun ki başka, der gibi… Öyle ya burası dünya, hani her şeyin yarım kaldığı, koyunun kuzusundan, kara öküzün eşinden ayrıldığı, beşikle tabutun aynı maddeden yapıldığı yer. Burası dünya sevinçle kederin aynı gönle sığdığı, insanın yandığı, donduğu, unuttuğu, unutulduğu, güldüğü, ağladığı yer. Burası dünya, her şeyin görülüp geçirildiği ama hiçbir şey görülüp geçirilmemiş gibi gidildiği yer. Hevesin tanındığı, tadıldığı ve kursakta kaldığı yer…

Karanın akla yoldaşlığını gördüm babama bakarken. Dünyayı gördüm. Güzelle çirkinin iç içe geçmişliğini, fâniliğin bakiliği doğurduğunu gördüm. Elini salladı babam. Dünyaya meyletmenin ızdırabını hatırlattı. Ve o an babama bakarken cenneti gördüm. Okuduğu Kur’an dudaklarından mırıltı şeklinde döküldüğünde cennetten bir ırmak da suyunu evimize akıtıyordu. Çünkü babamın sesi içime cennet olup damlıyordu.

Onun yüzüne bir kere bile söyleyemediğim, ondan bir kere bile duymadığım şeyi dünyaya haykırmak istiyorum şimdi:

Seni çok seviyorum baba!..

Belki bir güvercin işitir de ona ulaştırır, belki bir mürekkep yazar da onun gözüne değer, belki rüzgâr kulağına fısıldar…

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.