12 Eylül 2026 - Cumartesi

TUTSAKLIĞIN FATURASI: MODERN KAPİTALİZMDE “MAAŞ”

Asıl mesele, insanın maaşa mahkûm edildiği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.

Yazar - Engin GÜLTEKİN
Okuma Süresi: 7 dk.
68 okunma
Engin GÜLTEKİN

Engin GÜLTEKİN

engingultekin33@gmail.com -
Google News

Geleneksel egemenlik biçimleri insanı zincirlerle, fiziksel zorbalıkla ve mekânsal kısıtlamalarla denetim altında tutarken; modern kapitalizm tahakkümü daha sofistike, görünmez ve hatta tırnak içinde “gönüllü” bir ilişkiye dönüştürmüştür.

Eskinin kölesinin zinciri ayağındaydı; modern insanın zinciri ise çoğu zaman borcunda, taksitinde, kredi kartında ve her ay beklediği maaş günündedir.

“Maaş, köleliği kabul etmek için size her ay verilen rüşvettir.” sözü, bütün çalışma ilişkilerini açıklamasa da modern ekonomik düzenin önemli bir çelişkisine işaret eder. İnsan, hayatını sürdürebilmek için emeğini satarken zamanını, enerjisini ve ömrünün önemli bir bölümünü de sisteme teslim edebilmektedir.

Burada mesele maaş almak değildir.

Asıl mesele, insanın maaşa mahkûm edildiği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.

Maaş, normal şartlarda emeğin karşılığıdır ve İslam açısından helal alın teriyle kazanılan rızık değerlidir. Hz. Peygamber’in emeğin hakkının verilmesine ilişkin uyarıları da bu anlayışın temelini oluşturur. Dolayısıyla İslam çalışmayı veya ücret almayı değil, emeğin sömürülmesini ve insanın insana tahakkümünü reddeder.

Çünkü İslam’ın temel meselesi ekonomik değil, aynı zamanda ontolojiktir:

İnsan kimin kuludur?

Allah’ın mı, yoksa paranın, makamın, piyasanın ve tüketim düzeninin mi?

Kur’an’ın cevabı açıktır:

“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)

Bu bakımdan insanın gerçek özgürlüğü, istediği kadar tüketebilmesi değil; Allah’tan başkasına kulluk etmemesidir.

Karl Marx’ın yabancılaşma teorisi, modern çalışma ilişkilerinin insan üzerindeki etkisini anlamak açısından önemlidir.

Üretim araçlarından yoksun olan işçi, yaşamını sürdürebilmek için emek gücünü satmak zorunda kalır. Böylece ürettiği ürüne, üretim sürecine ve nihayetinde kendi emeğine yabancılaşabilir.

Maaş, bu ilişkinin ekonomik karşılığıdır.

Max Weber ise başka bir noktaya dikkat çeker: Modern insan rasyonelleşmiş bürokratik düzenin “çelik kafesi” içine girer. Saatler, mesailer, hedefler, performans ölçütleri ve prosedürler hayatın ritmini belirlemeye başlar.

Sonunda insan yalnızca çalışmaz; hayatını çalışma düzenine göre örgütler.

Pazartesi işe gitmek, ay sonunu beklemek, kredi taksidini düşünmek, kira ve faturaları hesaplamak, bir sonraki maaşa göre hayatını planlamak...

Böylece maaş, yalnızca emeğin karşılığı olmaktan çıkar; hayatın zaman ölçüsüne dönüşür.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Maaş almak kölelik değildir; maaşsız yaşayamayacak şekilde tasarlanmış bir hayata mahkûm olmak, modern köleliğin biçimlerinden biri hâline gelebilir.

Bir öğretmenin, işçinin, mühendisin veya memurun emeğinin karşılığını alması meşrudur. Problem ücrette değil; emeğin insanı sisteme bağımlı kılacak biçimde örgütlenmesindedir.

Modern kapitalizm bunu yalnızca çalışma üzerinden değil, tüketim üzerinden de derinleştirir.

İnsan artık sadece yaşamak için çalışmaz.

Daha büyük ev, daha yeni araba, daha pahalı telefon, daha yüksek statü ve sürekli yenilenen ihtiyaçlar...

Tüketim arttıkça gelir ihtiyacı, gelir ihtiyacı arttıkça çalışma zorunluluğu büyür. Kredi ve borç mekanizmaları da bu döngüyü güçlendirir.

Böylece insan, bir sonraki maaşını daha gelmeden harcamaya başlar.

Bir ay maaş yatmadığında hayatı altüst olan insanların sayısı hiç de az değildir.

Çünkü artık maaş, sadece geçimin değil, kurulmuş hayatın devamının garantisi hâline gelmiştir.

İslam bu noktada kapitalist anlayıştan da, dünyayı bütünüyle terk eden anlayışlardan da farklı bir yol önerir.

Çalışmayı teşvik eder.

Helal kazancı över.

Mülkiyeti kabul eder.

Ticareti meşru görür.

Fakat insanın mala teslim olmasına asla izin vermez.

Kur’an şöyle buyurur:

“Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara; dünyadaki nasibini de unutma.”
(Kasas, 28/77)

Buradaki denge önemlidir.

İslam insanı dünyadan koparmaz; fakat dünyayı insanın amacı hâline de getirmez.

İnsan kazanır ama kazandığının kölesi olmaz.

Çalışır ama çalışmayı hayatın nihai amacı saymaz.

Mala sahip olur ama malın kendisine sahip olmasına izin vermez.

Çünkü İslam’a göre rızkın kaynağını maaşta görmek ile maaşı rızkın vesilesi olarak görmek aynı şey değildir.

Kur’an:

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”
(Hûd, 11/6)

buyururken insanı çalışmaktan uzaklaştırmaz; aksine çalışırken rızkın gerçek sahibini unutmamayı öğretir.

Tevekkül tembellik değildir.

Tevekkül, sebeplere sarılırken kalbi sebeplere teslim etmemektir.

Burada İnsana düşen özgürlük illizyonuna kapılmamasıdır.

Modern insan kendisini özgür zannediyor.

İstediği markayı seçiyor, istediği ürünü alıyor, istediği işyerinden ayrılıp başka bir işyerine geçebiliyor.

Fakat bütün bu tercihlerin bedelini karşılayabilmek için sürekli aynı ekonomik düzene ihtiyaç duyuyorsa, özgürlüğün mahiyetini yeniden düşünmek gerekir.

Seçeneklerin çoğalması her zaman özgürlüğün artması değildir. Bugün sadece kafesin içindeki seçenekler çoğalmıştır.

Bugünün insanı zincir taşımıyor olabilir; fakat borç taşıyor.

Kamçı altında çalışmıyor olabilir; fakat performans baskısı altında yaşıyor.

Bir efendinin emrinde olmayabilir; fakat tüketim düzeninin ihtiyaçları tarafından yönlendiriliyor olabilir.

Bütün bunlar, modern hayatın bütünüyle kölelik olduğu anlamına gelmez. Ancak insanın ekonomik bağımlılığının nasıl görünmez bir tahakküm mekanizmasına dönüşebildiğini gösterir.

İslam’ın burada sunduğu özgürlük daha köklüdür:

İnsan Allah’ın kulu olduğu ölçüde başka her şeyin kölesi olmaktan kurtulur.

Para elinde olabilir; kalbinde değil.

Makamı olabilir; kimliği değil.

Maaşı olabilir; güvencesinin tek kaynağı değil.

Hayatımızı kim yönetiyor? Kimin veya kimlerin din anlayışına göre yönetiliyoruz ve yaşıyoruz?

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru “Maaş kölelik midir?” değildir.

Daha önemli sorular şunlardır:

Maaş mı bizi yönetiyor, biz mi maaşı yönetiyoruz?

Para bizim aracımız mı, biz paranın aracı mıyız?

Çalışıyor muyuz, yoksa yalnızca tüketebilmek için mi yaşıyoruz?

Rızkı maaştan mı biliyoruz, maaşı rızkın vesilesi mi görüyoruz?

İnsan hayatını kazanmak için çalışırken hayatını kaybetmemeli.

Dünyayı kazanırken kendisini tüketmemeli.

Para kazanırken özgürlüğünü kaybetmemeli.

Ve en önemlisi, Allah’ın kulu olarak yaratılmışken hiçbir ekonomik sistemin zihinsel ve ruhsal kölesi hâline gelmemeli.

Çünkü gerçek özgürlük, istediğin her şeyi satın alabilmek değildir.

Gerçek özgürlük, satın alamayacağın şeylerin peşinde ömrünü tüketmemektir.

Modern dünyanın bize öğrettiği denklem şudur:

“Daha çok kazanırsan daha özgür olursun.”

Oysa bazen daha çok kazanmak için daha çok çalışır, daha çok çalıştıkça daha çok tüketir, daha çok tükettikçe daha fazla borçlanır ve borçlandıkça daha fazla çalışmak zorunda kalırız.

Sonra bütün bu döngünün adına özgürlük deriz.

Belki de asıl soru şudur:

İnsan gerçekten özgür mü, yoksa sadece zincirlerinin biçimi mi değişti?

Selam ve dua ile...

Engin GÜLTEKİN
Eğitimci-Yazar-Sosyolog

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.