04 Ağustos 2026 - Salı
ERZURUM MÜLK-İ İSLAM'IN KİLİDİ Mİ?
Bugün Erzurum’un karşı karşıya olduğu hakikat tam da budur.
Yazar - Engin GÜLTEKİN
Okuma Süresi: 6 dk.
180 okunma

Engin GÜLTEKİN
engingultekin33@gmail.com -Alvarlı Efe Hazretleri, Erzurum’u, bu kadim şehri, “Mevlâ’ya emanet” ederken, tarihe yalnızca sıradan bir söz değil, tarihi bir bilinç ve bir sorumluluk bildirgesi bırakmıştır.
“Erzurum kilidi, Mülk-i İslam’ın.”
Bu ifade sadece bir övgü değil, aynı zamanda ağır bir yükümlülüktür. Zira kilit, ancak korunduğu sürece anlam taşır; ihmal edildiğinde ise kapı, muhafaza edilmesi gereken her şeye karşı savunmasız kalır.
Bugün Erzurum’un karşı karşıya olduğu hakikat tam da budur.
Kilit paslanmış, emanet zedelenmiştir. Bir zamanlar mahremiyetin vakar olduğu bu şehirde, bugün mahremiyetsizlik ve ölçüsüzlük yaygınlık kazanmıştır.
Necip Fazıl’ın,
"Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem."
diye tarif ettiği edep iklimi; yerini fıtratı örseleyen, bedeni teşhir nesnesine dönüştüren, adına “sanat” denilen gösterilere bırakmıştır. Üstelik bunlar, “şehre hizmet” söylemi altında yapılmaktadır.
Erzurum'da görülen değişim ve dönüşüm basit bir kültürel faaliyet değildir. Bu medeniyet tasavvurunun çözülüşüdür. Zira Erzurum sıradan bir şehir değildir.
Erzurum; Anadolu’nun doğu kapısı, ümmet coğrafyasının vicdan eşiği, İslam medeniyetinin serhat karargâhıydı.
Bu şehir yalnızca stratejik değil; itikadî, ahlakî ve tarihî bir merkezdi. Ne var ki bu sosyolojik ve medeniyet temelli kimlik, uzun süredir korunamamaktadır.
Kur’an’ın emanet hatırlatması bu bağlamda anlamlıdır:
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar onu yüklenmekten çekindiler… Onu insan yüklendi.” (Ahzâb, 72)
Emanet bilincini yitirenler, şehre emanet edilen değerleri de koruyamazlar.
Erzurum tarihsel olarak mozaik bir şehir olmuştur. Ancak bu mozaik, bir medeniyet aklıyla korunamadığında zenginlik değil; ihtilaf, kırılma ve çözülme üretmiştir.
Şehir, İslam medeniyet tasavvuruyla imar ve inşa edilemediği için ruhunu koruyacak bir çerçeveye de kavuşamamıştır.
Bunun neticesi açıktır: Erzurum nitelikli göç vermekte, niteliksiz göç almaktadır.
Bugün Türkiye’nin bazı şehirlerinde, tek başına Erzurum nüfusuna denk Erzurumlular yaşamaktadır.
Bu yalnızca demografik bir sorun değil; bir medeniyet alarmıdır.
Normal şartlarda kozmopolit yapı bir zenginliktir. Ancak değer merkezli bir birliktelik kurulamadığında bu zenginlik, haset ve dışlanmaya dönüşür.
Şehrin öz evlatları ve kadim değerleri geri plana itilirken; bu toprağın ruhuna yabancı bakışlar belirleyici hâle gelmiştir.
Oysa dadaşlık, düşeni yerden kaldırmak, mertliğin, yiğitliğin, mazlumdan yana zalime karşı durmanın adıydı. Bugün ise durum tam tersi bir hal almıştır.
Düşene ilk tekme en yakınından ve dost bildiklerinden gelmektedir. Bu, basit bir ahlaki zaaf değil; şehir hafızasının silinmesidir.
Âşık Reyhanî’nin “Gidirem” türküsüyle Erzurum’u sitem ederek terk etmesi, yalnızca bir ayrılık hikâyesi değil; bir şehrin kendi değerlerine sahip çıkamayışının, vefasızlığının adeta belgesidir.
Reyhanî’nin bu kırgınlığı ani bir tepki değil, köklü bir sitemin devamıdır. Nitekim o, daha önce de Tambura köyünden Emrah’ı ve Horasanlı Zeyneli’yi hatırlatarak Erzurum’un kendi yetiştirdiği değerleri yeterince sahiplenemediğini dile getirmiştir.
“Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum, Çaresiz dişimi sıktım gidirem.
Gafillerden darbe yedi gururum,
Kaderime boyun büktüm gidirem…”
Dizeleri, bir ozanın gönül kırıklığını ve çaresizliğini açıkça ortaya koyar.
Bu sözlerde sadece bir vedanın hüznü değil, aynı zamanda anlaşılmamışlığın ve yalnız bırakılmışlığın acısı vardır.
Erzurum, yalnızca Reyhanî’yi değil, başka gönülleri de benzer sitemlere sürüklemiştir:
“Erzurum uzak şehir,
dostuna tuzak şehir,
haramiler el koymuş,
bizlere uzak şehir…”
Bu ifadeler, bir şehrin fiziki uzaklığından çok, gönüllerde oluşturduğu mesafeyi anlatır.
Bu tür sözler, Erzurum’un değil; değerlerini koruyamayan, kendi insanına sahip çıkamayan anlayışın eleştirisidir.
Bu dizeler, aynı zamanlar Erzurum’un kendi evladına gurbet oluşunun da belgesidir. Âşıkların, dervişlerin, âlimlerin şehri; bugün kendi sesine dahi yabancılaştırılmıştır.
Şehrin tarihi arka planına baktığımızda; bu şehrin medeniyet perspektifi olan bir ufku vardı. Bugün ise köksüz, yönsüz, şehir bilinci zayıf ve İslam şehir imarından uzak bir gerçekle karşı karşıyayız.
Toplumun yeniden dirilişi, Erzurum’un yeniden Mülk-i İslam’ın kilidi olma vasfını kazanmasıyla mümkündür.
Erzurumlu ve erzurum sevdalısı bir yazar ve Sosyolog olarak çağrım şudur:
-Elinde en küçük imkân olan, bu imkânı Erzurum için seferber etmelidir.
-Değerlerimize sahip çıkılmalı
-Nitelikli göçün önü kesilmeli
-Şehir, emaneti zayi etmeyecek emin ellere teslim edilmeli.
Erzurum, yeniden yaşanabilir şehirler arasında yerini almalıdır.
Bunun için ise ivedilikle, zaman kaybetmeden şunların yapılması zorunludur:
-İslam medeniyetini merkeze alan bir şehir vizyonu
-Ahlakı önceleyen bir eğitim modeli
-Kültürü yaşatan yerel hafıza bilinci
-Gençliği kuşatan ideal ve şuur
-İnsanı merkeze alan adaletli bir yönetim anlayışı
-İslam Şehir medeniyetinden ilhamla modern şehir imar ve planı.
-Ehliyet ve liyakat sahibi kişilerin şehrin yönetim kademelerinde görevlendirilmesi
-Her ilçe ve köyle irtibatlı medeniyet çalışmaları.
-Şehrin sosyal yapısı üzerine çalışacak Sosyologlar ve Sosyal çalışanlar komisyonu.
Ortadoğu’da şehirlerin gen kodlarıyla oynandığı bir çağda, Erzurum’un damarlarına işlemiş olan İslam medeniyet kodlarını yeniden bu şehrin ruhuna enjekte etmenin vakti gelmiştir.
Erzurumu kaybetmemek için vakit daralmaktadır.
Erzurum’dan hicret edenlerin; yapıcı, onarıcı ve diriltici bir ruhla memlekete dönme ve yukarda verdigim mezkür çalışmaları yapma zamanıdır.
Selam ve dua ile…
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları


