Yazı Detayı
13 Temmuz 2020 - Pazartesi 18:25 Bu yazı 271 kez okundu
 
Erzurum’dan Edirne’ye Oradan Balkanlara (ll)
M.Hanefi İSPİRLİ
m_h_ispirli@hotmail.com
 
 

Ah Gümülcine!

 

Bulgaristan’dan Yunanistan’a Kaptan Petko Voyvoda sınır kapısından giriş yaptıktan sonra bakış alanımız giren Selimiye Camii bütün ihtişamı ile bize mesaj gönderiyor. Bir bulutun üzerinde, hayal ile gerçek arasındaki silueti Mimar Sinan’ı dualarla anmamızı sağlıyor. Sınırların, gönül coğrafyamızdaki sınırlarla hiç ilgisi olmadığını bir kez daha gönülden yaşıyoruz.

Gümülcine, en az Kırcaali kadar anlamlı ve yaralı. Bunu, ziyaretine topluca gidebildiğimiz birkaç isimden biri olan seçilmiş müftü İbrahim Şerif’in nefessiz anlatımından anlamak mümkün.

Erzurum’dan katıldığımızı söyleyince duygulanıyor İbrahim Şerif. Konya’da İlahiyat okuduğu yıllarda, bir Erzurumlu her türlü sıkıntısında ona ağabeylik etmiş. Erzurum’u görmeyi çok istediğini söylüyor. Ben de davet ediyorum. “İnşallah” diyerek vedalaşıyoruz.

Gümülcine Türk Gençlik Merkezi’nde Edebiyat Faslı yapılacak. O arada yine kaçıp sokaklara dalıyorum. Sokakta Türkçe konuşuluyor. Esnaf ile hemen anlaşabiliyoruz. Türkiye’den gelenlere alışık oldukları için büyük bir içtenlikle selamlıyorlar bizi.

Abdülhamit Han’ın yaptırdığı Saat Kulesi ve Yeni Caminin etrafında kümelenmiş alış veriş merkezlerinin birçoğu tek katlı.

Camii’nin kapalı olduğunu görünce sağa sola bakınırken yanıma gelen görevli hemen kapıyı açtı. Bu sessizliğin siesta (öğle uykusu) dedikleri dinlenme saatlerinden kaynaklandığını anlattı.

Dernek binasında Gümülcine’den ve bizim kervandan şairler şiirlerini okurken, bahçede lise öğrencileri müsamere hazırlıkları yapıyorlar. Bütün tür motiflerini üzerinde taşıyan folklor kıyafetleri giymiş üç kızın isimleri beni mutlu ediyor. Feyza, Derya ve İclal….

Bu toprakların gelecekteki anaları…

Akşam yemeğinden sonra Kozlukebir Belediye Başkanı Rıdvan Ahmet ile sohbet ediyoruz. İnşaat Mühendisi ve Türkiye’de okumuş. Anlattıkları ayrı bir yazı konusu. Her şeye rağmen, Batı Trakya’nın Türk Yurdu olarak kalmasına katkı sunan isimlerden biri.

Aralarına Rodop dağlarının girdiği Kırcaali ile Gümülcine‘de diğer Türk yurtları gibi Türkçe’nin yok edilmesi için her şey yapılıyor. Öğretmen verilmiyor, okullarda ders olarak Türkçe okutulmuyor. Anadili olarak ne öğreniliyorsa onunla yaşıyor dil.

Yüzyıllık bir acı bu.

Gümülcine’den ayrılırken camilerin minareleri ve siluetleri gökyüzüne yükseliyordu. Gazi Evrenos Bey’in mührüne sadakatlerini gösterir gibi.

 

Selanik’te duygularım çatallanıyor...

Selanik, Yunanistan’ın nüfus yoğunluğu bakımından ikinci şehri. Osmanlı’nın en önemli merkezlerinden biri olmuş yüzlerce yıl. Zaten şehrin merkezine doğru ilerlerken etraftaki birçok binanın mimarisinden bunu anlamanız mümkün. Ayrıca Roma ve Yahudi yapılarına da rastlıyoruz.

Akdeniz kıyısında, Sultan II. Murat'ın Selanik'i ele geçirmesinden kısa bir süre sonra inşa edilmiş olan Kızıl Kule’ye doğru ilerlerken on binlerce Yeniçerinin bu şehirde öldürülüşü, bu olaydan sonra Yeniçeri Ocağı’nın kapatılışını hatırlıyor, yine sokaklarda yeniçerilerin dolaştığını hayal ediyorum.

Kule, Selanik surlarının parçası olarak, sonrasında askeri garnizon olarak ve en sonunda da hapishane olarak kullanılmış. Osmanlı egemenliği boyunca. II. Mahmud döneminde Selanik kulesi Yeniçeri askerlerini haps etmek maksadıyla kullanılmış. Bu dönemde halk arasında kulenin adı Kanlı Kule olmuş.

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1881 yılında doğduğu evi ziyaret ediyoruz. Müze olarak işlev gören ev, eski adı Islahhane, şimdiki adı Apostolou Pavlou caddesinde. Hemen yanında Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu var.

Selanik, hayallerimdeki gibi.

Arkama bile bakmıyorum…

 

Manastır

İttihatçıların kalesi Manastır’a doğru ilerlerken bu coğrafyanın bütün şehirlerini kucaklayan nehirler, dereler, dağlarla selamlaşıyoruz. Baba Dağları yüceliği ile şapka çıkarttırıyor bize.

Türk şehircilik anlayışına İtalyan mimarisinin katıldığı şehirdeyiz.

Kadı İshak Çelebi Camii’nde öğle namazını kıldıktan sonra, II. Abdülhamit döneminde yapılmış saat kulesinin yanında nefesleniyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim gördüğü Manastır Askerî Îdâdîsi’ne geçiyoruz. Askerî Îdâdî müze olarak kullanılıyor ve binanın ikinci katındaki Mustafa Kemal Atatürk için ayrılmış bir bölüm var. O bölümü gezerken yine hayalimde Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar yaşadıklarımız geçiyor. Ömer Özden Hoca ile bol bol fotoğraf çekiyoruz.

 

Ohrid’de “Oh be” demek!

Makedonya’yı geçerek Arnavutluk üzerinden Adriyatik’e dökülen meşhur Ohri Gölü’nün etrafına kurulmuş, Roma ve Osmanlı tarihinden izler taşıyan küçük bir kültür mozaiği olarak bilinen, bundan daha fazlasını hak eden Ohrid, şimdiye kadar gezdiğim bütün şehirlerarasında ilk sıraya konulacak kadar güzel.

Yolumuzun üzerindeki Resneli Niyazi Bey’in yaptırdığı okula uğradık. Pir Halveti Tekkesi, Ali Paşa Camii ziyaret edeceğimiz yerler arasında. Gece, Balkanlarda Müslümanlığın hayata dönük yüzüne büyük katkı yapan tekkelerden olan Hayri Hasan Tekkesi ’ne gitmek var niyette.

Tarihi Çınar Meydanı’nı gördüğümüzde, Ohrid’in de nasıl bir çınar olduğunu hissediyorsunuz. Meydana ismini veren ağacın tespit edilen yaşı 650.  Şehir ikiye ayrılıyor tam bu noktada. Birinci kısma Türk çarşısı deniliyor, bizim de ilgi alanımız oraya yöneliyor. Her yerde Türk restoran ve kafeleri var.

İkinci kısım ise göle doğru gidiyor. Burada da çeşitli hediyelik eşyalar satan alışveriş mağazaları kümelenmiş. Ohrid Gölün’den çıkarılan incilerin satıldığı onlarca dükkan var burada. Yolu tamamlayıp göle ulaştığımızda ise Ohrid Meydanı ve göl, oynaşıyor seyredenleriyle.

Ohrid, şimdiye kadar gördüğümüz şehirlerarasında ilk defa “yeniden gelmeliyim” diye not düşecek kadar güzel.

Devam edecek...

 
Etiketler: Erzurum’dan, Edirne’ye, Oradan, Balkanlara, , (ll),
Yorumlar
Haber Yazılımı