Yazı Detayı
10 Ocak 2018 - Çarşamba 19:28
 
Elimizdeki değerleri kaybedince anlıyoruz
Akif BEDİR
 
 

Şimdilerde kiminle ülke meselelerinden konuşsam Rahmetli Erbakan bu konuda böyle söylemişti de, ne kadar haklıymış ta gibi teyitlerle karşılaşıyor, rahmet okumalara tanıklık ediyorum.

Bir şeyin kıymetini kaybettikten sonra fark etmek, fıtratımızdan gelen bir hal olsa gerek. Elimizdeki değerleri kaybedince değerini anlamak, ahlar, vahlarla yâd etmek bize has bir özellik gibi.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Fransa ziyareti sonrası açıklamalara gözüm takılıyor.

Bu ziyaret, Avrupa’yla ilişkileri canlandırmayı amaçlıyormuş.

ABD ile ilişkilerin zora girdiği bir dönemde, Erdoğan için bu ziyaret AB üyeliği sürecine yeni bir momentum kazandırmak için bir fırsatmış.

Erdoğan Türkiye’nin terörle mücadelesi ve bölgemizdeki krizlerin çözümü ile ilgili Fransa’nın desteğini almak, Türkiye-Avrupa ilişkilerini normalleştirmek, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik olarak bir süredir devam ettirdiği irrasyonel tutumun her iki tarafa da maliyet ürettiğini gözler önüne sermek için Fransa’yı ziyaret etmiş.

Ortak basın toplantısında Erdoğan “Türkiye-AB süreci içinde ne yazık ki 54 yıldır bu kapıda bekletilen ülke. Bu bizi ciddi manada yorduğu gibi milletimi de ciddi manada yoruyor. Bizi belki de bir karara doğru sürükleyecektir. Ne olur artık bizi de alıverin diyecek halimiz de yok” derken Fransa Cumhurbaşkanı Macron da ”Türkiye-AB ilişkilerinde ikiyüzlülükten çıkmak gerekiyor” ifadesini kullanmış.

Yaşanan süreci, konuşmaları gözümün önünden geçirince Erbakan Hocamın AB ile ilgili tarihi tespitleri aklıma geldi ve hala neyin peşindeyiz diye düşünmeden edemedim.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan “evvela nasıl bir milletin evlatları olduğumuzun bilinciyle hareket ederek Avrupa’ya kuyruk olmak yerine insanlığa efendi olmaya gayret etmeliyiz” derdi.

Biz asil bir milletin evlatları olarak dünyaya nizam vermiş bir ecdadın torunlarıyız. Bundan dolayıdır ki, her attığımız adıma, her yaptığımız icraata dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Tarih bu tür adalet ve kahramanlıklarla doludur.

Zamanında Alman Devleti, Fransız saldırılarından bıktığı için Osmanlı’dan yardım ister. Bu istek incelenir ve Osmanlı Padişahı şöyle buyurur. “Böyle ufak tefek işler için asker göndermeye değmez. Bir çuval asker elbisesi gönderin Almanlar bunları giysin ve sınır boyunda dolaşsın” der. Alman askerleri bu elbiseleri giyip sınır boylarında dolaştıkları zaman bunu gören Fransızlar Osmanlı askerleri gelmiş diyerek sınırdan tam 100 km içeriye kadar kaçarlar. Bu elbiseler hala Almanya’da bir müzede sergilenir ve her yıl Manheim’ın kurtuluş yıl dönümünde anlatılır” derdi.

Şimdi Avrupa’nın kapısında köle gibi bekliyoruz diyen Erbakan, “Bizimkiler o kadar şuurdan yoksunlar ki, verdikleri cevap, olsun biz burada kapının önünde bekleriz. Belki bir gün fikrinizi değiştirir de alıverirsiniz. Bu ne zillet Allah aşkına?

Bu hangi millet?

Biz biz miyiz, değil miyiz. Ne işimiz var bizim AB’nin içerisinde? Bu AB bir Hıristiyan Birliğidir. Hıristiyan Birliği hiçbir zaman insanlığa saadet getirmemiştir ve getirmez. Temizlik, hak ve adalet nedir bilmez.

Böyle bir topluluğun arkasına düşerek saadet bulmak mümkün değildir. Çünkü kendisi zaten çöküyor.

Aile, toplum, ekonomi kalmamıştır. Bundan dolayıdır ki, böyle bir birliğin içine girmekte ısrar etmek ne büyük bir bedbahtlıktır” derdi.

Erbakan’a göre AB, Siyonist bir organizasyondur. Avrupa birliğinde Türkiye, “büyük İsrail projesine” giden bir kilometre taşıdır.

Erbakan, Türkiye’nin tam manasıyla Hıristiyan Birliği olduğunu düşündüğü AB’ye girmesini doğru görmemiş ve AB’yi her zaman dışlamıştır. 

AB’nin kapısında beklemenin şuursuzca bir davranış olduğunu kaydeden Erbakan, “Türk halkının AB ile Batı medeniyeti konusunda aldatıldığını ileri sürerek, Avrupa bizi yapsa yapsa çöpçü yapar” derdi.

Avrupa’nın gözüne değil önce Hakk’ın rızasına erelim sonra halkın gözüne girelim diye de son noktayı koyardı.

Papa 12. Pius’un temelini attığı Avrupa Birliği’nin asıl hedefi Sevr’i hortlatmaktır…” diyen Erbakan Hocanın mücadelesi, milleti öncelikle  “öğretilmiş çaresizlik psikolojisinden” kurtaracak tarzda bir strateji ve politika, kimlik ve bir stratejik akıl inşa etmek idi.

Türkiye’ye 2023 hedefi koyanlar bu vizyonunda yer alan ağır sanayideki yerli otomobil, yerli tank, yerli uydu, yerli silah ve yerli uçak hedeflerinin fikir babası 50 yıl öncesinden Erbakan olduğunu unutmamalı ve bilge akıl olarak, rehber olarak Erbakan’ın gösterdiği yoldan, çizgiden ayrılmamalıdır diye düşünüyorum.

Yarın ah, vah etmemek için…

 
Etiketler: Elimizdeki, değerleri, kaybedince, anlıyoruz,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
13 Haziran 2018
Erbakan kime oy verirdi?
07 Haziran 2018
Ruhunu kaybetmiş, içi boşalmış, siyaseti cesetler
31 Mayıs 2018
Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır
24 Mayıs 2018
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak
17 Mayıs 2018
İçine şeytan kaçmış ilişkiler
10 Mayıs 2018
Biz böyle bildik
25 Nisan 2018
Tufeyli zilleti
12 Nisan 2018
Neden?
04 Nisan 2018
Kirli yapının kirli yüzlerinin kökü kazınmalıdır
29 Mart 2018
Mihrabın önünde cennet arayanlar
21 Mart 2018
Dün ümmet hilafet için savaştı, bugün hilafet ümmet için savaşıyor
16 Mart 2018
Gelenekselleşen Müslüman, gelenekselleştirilen İslam
07 Mart 2018
İçine şeytan kaçmış kişiler
01 Mart 2018
Kod adı sorun, gerçek adı sorumsuzluk
25 Şubat 2018
Hayatın içinden nağmeler
14 Şubat 2018
Şimdi birlik zamanı
07 Şubat 2018
Bediüzzaman’a göre Kürt meselesi
31 Ocak 2018
Bu millet yenilmez…
25 Ocak 2018
Vur Mehmedim
17 Ocak 2018
Narkoz
04 Ocak 2018
2019 seçimlerinde kilit rol
28 Aralık 2017
Halkın isyanı dirilişin yankısıdır
25 Aralık 2017
Alma mazlumu ahını…
13 Aralık 2017
Suçlu kim, bu günah kimin?
06 Aralık 2017
Emperyalist düzenin çadır tiyatrosu
01 Aralık 2017
Ufak ufak kültür erozyonu
22 Kasım 2017
NATO çatılı Haçlı ittifakı
15 Kasım 2017
Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır
08 Kasım 2017
Yarın elbet bizim elbet bizimdir…
02 Kasım 2017
Önce adalet sonra kalkınma
25 Ekim 2017
Kara gün dostumuz Melih Gökçek
18 Ekim 2017
Gizil düşman mı, stratejik ortak mı
12 Ekim 2017
Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz Oğul
04 Ekim 2017
Türkiye’nin Osmanlı Misyonu
27 Eylül 2017
Gün doğmadan neler doğacak
21 Eylül 2017
Vefasızlık bir hastalık mıdır?
Haber Yazılımı