Salı, 23 May 2017

İnsan, yapısı gereği düşünen bir varlıktır. Bu yüzden bir insan her şeyi düşünür. Ailesini düşünür, geleceğini düşünür, yaşadığı çevreyi düşünür… Bu düşüncelerinin birleşimi sonucunda bilinçaltında bir temel fikir teması oluşturur.

Konuyu bütün insanlıktan sadece Türk toplumuna indirgersek, toplumumuzun genelinin sağlam temellere dayalı Milli ve Ulusal bir görüşe sahip olduğunu görmemiz mümkün. Bu güzel özelliğimizin yanında büyük bir eksikliğimizin olduğunu da söylemem gerek.

Peki, nedir bu körleşmemize yol açan eksikliğimiz?

Milli ve ulusal görüşlerimiz dışında, İslami yaşayış üzerine bina edilmiş evrensel bir görüşe ihtiyacımız var toplum olarak. Dinimizin temeli olan hoşgörü anlayışı ile; sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın kulları olarak, bütün dünya coğrafyasına içten bir sevgiyle sarılmayı öğrenmemiz gerekiyor. Gözyaşlarımızın renginin aynı olduğunu unutmadan; Kürt’ü Türk’ten, Rum’u Boşnak’tan, Ermeni’yi Azeri’den, Arap’ı Acem’den… ayırmadan hepsine eşit davranmamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için; açlığın, susuzluğun, hastalığın daha nice biyolojik özelliğin ve mutluluk, hasret, öfke gibi insani özelliğin din, dil ve ırk ayrımı yapmadan bütün insanlığa tesir ettiğini hatırlamalıyız. Dünyadaki zulümlerin, kıyımların ve sefaletin önüne geçebilmek için bunları anlamamız ve dünyevi hayatta tek gerçek kurtuluş olan evrensel birliğin peşinden son sürat koşmamız gerekiyor.

Peki, İslam evrensel birlikteliğin neresinde?

Öyle ki bahsettiğimiz birlikteliği yeryüzünde sağlayacak tek güç İslam’ın gücüdür. Çünkü İslam Dini insanlara; hoşgörüyü, merhameti, yardımlaşmayı ve insan haklarına önem vermeyi kısacası iyiyi ve güzeli öğütler.

Oysa bugün dünyada İslam’ın öğütlerine zıt bir toplum yaşamakta ve yetişmektedir. Kıyımlara göz yuman, insan haklarına riayet etmeyen, hoşgörüsünü kaybetmiş, yardımlaşmadan kaçınan insanlar adeta dünyayı istila etmiş durumdayken biz Müslümanlara düşen görev bu çirkin manzaraya yol açan ve çanak tutan güçlere karşı büyük bir savaş açmaktır.

Ve öyle bir savaş düşününki; askerleri Kur-anın ışığında peygamberlerin izinde yürüyen neferler olsun. Öyle bir savaş düşününki silahları kalemler olsun. Öyle bir savaş düşününki cenk meydanı kitaplar mecmualar olsun. Kalemini silah gibi kullanan neferler öyle olsun ki ötekileştirmeye, kutuplaştırmaya, ayrılıklara ve zalimlere karşı tek yürek tek bilek olsun.

Öyle bir netice doğursun ki bu savaş artık kimse sağ-sol, komünist-faşist gibi saçma kavramlar adı altında ayrılmasın. . Sonunda savaşın kazananı hak olsun                 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile