Salı, 25 Nisan 2017

Tilki Alberto'nun

Arjantinli ünlü yazar AlbertoManguel’in “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” kitabı ve bu kitap üzerinden de birileri, birilerine birtakım sosyal mesajlar göndermektedir. Elbette ki verilen bu mesajların haklı ya da haksız olduğuna konuya yönelik köşe yazılarını okudukça sizler karar vereceksiniz.

Peki, nedir bu işin aslı astarı? diye soracak olursanız çok kısa bir şekilde konuyu özetleyip kendi düşüncelerimizi de sizlerle paylaşmış olalım.

Arjantinli yazar, İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali tarafından 2013 yılında beşinci düzenlenen festivale davet edilmiş ve proje dâhilinde Tanpınar’ın yaşadığı beş şehri hem gezme hem de gözlemleme fırsatı bulmuştur. Dolayısıyla yazarın ziyaret ettiği bu beş şehirden biri de Erzurum olmuştur. Şehri çeşitli tarihlerde ziyaret eden AlbertoManguel, kendisine eşlik/rehberlik edenlerle birlikte Erzurum’u yakından tanımaya çalışmış ve Tanpınar’ın bu şehirdeki izini sürmeye çalışmıştır.

Peki, tartışmaların odağında yer alan bu eser, neden bu derece eleştirildi? Şimdi gelin bu konuya bir açıklık getirelim.

Bu soruya verilebilecek en güzel yanıt, elbette ki AlbertoManguel’in piyasaya yeni çıkan eseri ve bu eserin içerisinde müstakil bir değerlendirmeye tabi tutulan Erzurum bölümüdür.

Yazarın kitabını dikkatle okuduğumuzda ve satır aralarındaki mesajlara baktığımızda kasti ve art niyetli bir değerlendirmenin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bir-iki defa Erzurum’a gelmekle şehrin ruhuna nüfuz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla eseri okuduğunuzda Türklere/Müslümanlara karşı bir kin ve nefret duygusunun varlığını hissedebilirsiniz.

Bununla birlikte özellikle bazı bölümlerde yazarın, açık açık yalan beyanlarla Ermeni propagandası (…İnsanlar geçerken yalnızca Türkçe değil, Arapça, Kürtçe, Ermenice de işitilir. s. 53.) Yazar, burada öyle kurnaz davranıyor ki Arapça ve Ermenice’yi bir anda metnin içerisine yerleştirerek, okura vermek istediği mesajı, satır aralarına gizlemeye çalışıyor. Yine Erdoğan düşmanlığı ve gezi olayları taraftarlığı da yazarın üzerinde durduğu konulardan biri oluyor. Güya, Erzurum Lisesi öğrencileri de Gezi Parkı protestolarına katılmış ve İstanbul’daki yoldaşlarına destek vermişler. (s. 58.)(Şimdi burada şunu sormadan geçmeyelim: AlbertoManguel’e bu bilgiyi kim verdi? Erzurum Lisesi’nde okuyan öğrencilerin buraya katıldığı, neden yerel medya organlarında yer almadı? Bu yalan bilgiyi kimler, niçin uydurmuş olabilir? Buradaki niyet ne olabilir?)

AlbertoManguel’in yalan beyanları bunlarla da bitmiyor. Gelin, yalanlarla dolu bu kitabı, baştan sona bir irdeleyelim:

1-     Yazar, evlerin sobayla değil, mangalla ısındığından bahsediyor. Tamamen kulaktan dolma bir bilgi verilmiş ve bu bilgiyi kanıtlayabilecek herhangi bir ev, yer ve mekân tarif edilmemiştir.(s. 51)

2-     Tarihi eserlerin herhangi bir plan ya da para olmadığından dolayı yenilenemeyeceği vurgusu. (s. 52)

3-     Erzurum sokaklarında gezerken evin dışına bırakılan ayakkabılardan bahsederken, bunun şehir insanı için normal bir durum olduğunu söylemekten ziyade, bir riyavetle konunun farklı mercilere çekilmesi. (s. 55)

4-     Üç kümbetlerin önce Ermeniler tarafından inşa edildiğini söylüyor –ki bir algı operasyonu- ardından bu kümbetlerin yapım emrini, Selçuklu hanedanının kurucusu Emir Saltuk’un verdiğini söylüyor. Tamamen yazarın tarih bilgisinden yoksun, araştırmaya üşenmiş, art niyetli ve çelişkilerle dolu bir pasajına şahit oluyorsunuz. (s. 60)

5-     Erzurum kadınlarının, sokakta erkeklerin arkasından yürümesini, uydurma bir hikâyeye bağlı kalarak gerçekmiş gibi anlatması. (s. 62)

6-     Erzurum’un insanının klasik selamlaşmasını, ideolojik bir bağlamda ele alması. (s. 62)

7-     İnce lavaş ekmek pişiren bir fırını ziyaret eden yazar, buradaki gözlemine de yalan katmaktan çekinmiyor. Yufka hamurunun yayıldığı yastık, taştan değil, ince sazlık odunlarından yapılmış bir yufka açma aletidir. (s. 63)

8-     Birkaç kahvehane ziyareti yapan yazar, bu kahvelerin kalabalık olduğunu görünce, erkeklerin de tüm gün burada oturduğunu zannediyor. İşin aslı şu ki, kahvehane kültürü insanımız için vazgeçilmez bir kültürdür. İnsanlar, işleri bitirdikten sonra buraya gelir, yorgunluk atmaya çalışırlar. İşi gücü olan bir insanın gün boyu burada oturması mümkün değildir. (s. 63)

9-     Yazar Alberto, Erzurumlu Nene Hatun’u anlatırken bile yalana başvurmaktan kaçınmamıştır. Nene Hatun’un ölüm tarihini bile yanlış söyleyen yazar, aynı zamanda bu kahraman Türk kadınının hikâyesini de yine Amerikalı bir büyükelçinin ortaya çıkardığını söyleyerek büyük bir yanlışa kapı aralamıştır. (s. 63)

10-Yazarın bir başka yalanı da patates közlemesi yediği, çay içtiği ve Erzurum türküleri dinlediği Baltahane denilen tarihi Komesli Hanı’nı yanlış bir ifadeyle Komelsi Hanı olarak lanse etmesidir. (s. 64) bu durum da gösteriyor ki yazar, gezdiği ve gördüğü yerleri dahi yanlış bir şekilde not edip, okuyucuya sunmuştur.

Yukarıda sıralamış olduğum bu yalan/yanlış beyanlar, hiç şüphesiz ki bu şehrin ruhuna ve bu şehirde yaşayan insanlara karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bulunduğu ülkenin tarihine, kültürüne, gelenek-göreneklerine,yaşantısına ve yaşam tarzına yabancı olan bir insanın, kaleme almış olduğu bu yazı, elbette ki bu şehirde yaşayan insanların tepkisine sebep olmuş ve olmaya da devam edecektir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Yorumlar   

0 #2 maksut kotan 05-04-2016 10:16
Kardeşim başarılarının devamını diliyorum..Alla h kolaylık versin zevk ve gururla takip ediyorum. ;-)
Alıntı
0 #1 Emrah Korkmaz 05-04-2016 09:56
Yüreğinize sağlık hocam...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile