Yazı Detayı
30 Kasım 2017 - Perşembe 10:02 Bu yazı 1626 kez okundu
 
“AŞK” diyorlar “AŞK..” !
Zekayi İslam
ii.25@outlook.com
 
 

Üç metrekare bir oda.  Sağ dipte meşin bir masa. Masanın üzerinde bir not defteri ve iki ucu açık birkaç kurşun kalem. Masanın hemen yanında altı raflı bir kitaplık. Kitaplığın üç rafında deri ciltli kitaplar, en üst rafta ise eski bir radyo var. Radyoda bir udi, bir neyzen inceden saba çalıyor. Radyonun tam karşısındaki duvarda o kabus saat, her yarım saatte bir ding dong.. vuruyor. Saatin yanında bir konsol, konsolun üzerinde sergili bir büfe. Büfenin hemen önünde ise yine o meşin masa. Masanın üzerinde bir not defteri ve iki ucu açık birkaç kurşun kalem. Bana bakıyor ve “yaz” diyorlar. Ne yazmam gerekiyor?..

“AŞK” diyorlar “AŞK..” !

Ellerim zıngır zıngır titriyor iki ucu açık kurşun kalemlerden birini alırken. Düşünüyorum aşk nasıl tarif edilebilir ki, aşk belirli kalıpların içine nasıl sokulabilir ki? O an Yunus geliyor aklıma. Evet! Bizim Yunus, onunda önünde parşömen dilinde Aşk yazıyor ha yazıyor. O an sadece çağların değiştiği ancak ruhların aynı kaldığının farkına varıp bende yazmaya koyuluyorum..

Ana rahmine düştükten sonra var oluyor aslında insanın aşkı. Önce anasına aşık oluyor, sonra çevresinde gördüğü çiçeklere, kuşlara, nehirlere. Daha sonra ise belki bir yâre belki bir yarene. Artık aşk duyabileceğim bir şey kalmadı senden sonra diyor. Ama nafile, şimdi daha güçlü bir aşkı bir evladı oluyor.  En sonunda aşkın özünü buluyor ve gerçek aşkı tadıyor.    

Aşkın tadına varıp da nefsinden tat alabilen fani tanıyor musunuz? Aşkı gördükten sonra beşeri gören gözler, aşkın sesini duyup da name işiten kulaklar, aşka dokunup da yanmayan eller biliyor musunuz? İçinde aşk yeşerdikten sonra bet olana erişen âdemoğlu gördünüz mü?  

Sanmıyorum; Aşk öyle bir haldir ki her şeyi unutturur insana. Aşk öyle bir devadır ki Lokmanın bile çare bulamadığı dertlerin ilacıdır. Diyor ya hani “olmaz ilaç sine-i sad pareme” vücudu ve ruhu yek pare kılar aşk. Yaşanan günleri huzur ile yaşanacak günleri umut ile doldurur aşk. Sabah doğan güneşe, akşam çıkan aya, dağdaki kahverengiye, güldeki kırmızıya hayretle bakmaktır aşk. Aslında yaradılışın özünde vardır aşk. Bir metnin içinde ne kadar sık kullanılsa da yormaz insanı aşk. Aksine aşkın nidası bile bir nebze olsun insanın huzura erişmesine yol açar. Açtığı yollar bununla da sınırlı değildir elbet.

Aklınıza gelen iyi ve güzel ne kadar yol varsa hepsinin kapısının anahtarı aşktır. Aslında aşk anahtardan çok bir maymuncuktur. Bu maymuncuğun açılmaması gereken kapıları açması da muhtemeldir. Kara kapıları kapalı tutmak için aşkın özünde kalmak gerekir. Aşkın özünde kalabilmek içinse beşeri olana sonuç olarak değil, sonuca ulaşmak için bir araç olarak bakmalı. Beşeri olana saplantı aşkı kirletir ve insanı mahveder. Beşeri olan her şeyin mutlak bir sonu vardır. Ama aşk bakidir, ölmez çünkü o ruhun bir parçasıdır. Bedeni param parça etsen, kalbi söküp çıkartsan yine de aşka dokunamazsın. Çünkü o ruhla beraber arşa yükselir. Ulaştığı yerde hak âşıklarının şahidi olur ve onun şahitliği hiçbir şeyin şahitliğine benzemez. Eğer aşk insanı Allaha ulaştırmıyorsa o seraptan başka bir şey değildir. Aşkı yaşadığını zannedip aşkını kirletenler onu lekeleyenlerin ruhları azap içindedir ve o azaptan kurtuluşları yoktur.

Aşkın özü Mevla’dır. Aşk; şartsız teslimiyettir, bağlılıktır, nefes almaktır, şükürdür. Aşk aslında ibadettir. Yemek yerken, su içerken, damarlarda dolaşan kanı hissederken, çınar ağacının gölgesinde semayı seyrederken yaratıcıya ulaşıp onunla iletişime geçmektir aşk. Onu ta iliklerinde hmektir aşk. Velhasıl aşk kimsenin çaresini bulamadığı ölümsüzlüğün devasıdır. Aşk ab-ı hayat suyudur aslında. Onu içen ölmez ruhu selamete kavuşur.

Selametle kalmanız dileğiyle..

 
Etiketler: “AŞK”, diyorlar, “AŞK..”, !,
Yorumlar
Haber Yazılımı