Perşembe, 30 Mart 2017

Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde umut edilen zaferin elde edilemeyişi ve binlerce askerimizin savaşarak, donarak, hastalıklar sonucunda şehit oluşuyla gelen yenilgi, Rusların iştahını kabartmış ve 1916 yılının Şubat ayında Erzurum’u işgal etmişlerdir.

Rus ordusunda bulunan Ermeni askerler, Erzurumlulara fırsat buldukça eziyet etmeye başlamışlar, şehrin etrafına yerleşen Ermeni çeteleri de şehre girmek için fırsat kollamaya başlamışlardır. Nihayet bekledikleri fırsat 1917 yılının Ekim ayında ortaya çıkmıştır. Rusya’da Bolşeviklerin ihtilal yapıp yönetimi ele geçirmelerinden sonra Anadolu’daki Rus ordusu geri çağrılmış, Erzurum’da bulunan Rus ordusu da çekilip Rusya’ya dönmüştür. İşgalin devam ettirilebilmesi için dönerlerken Erzurum’da neredeyse tamamını Ermeni askerlerinin oluşturduğu bir birlik bırakmışlardır. Bunlar arasında çok az sayıda Rus askeri vardır ve komutan da Rus’tur. Ancak bu çekilmeyle korkulan olmuş, civardaki çeteler, bir anda şehre doluşmuş ve Rus komutan, artık yetkilerini kullanamaz hale gelmiştir. Kısacası emir komuta Ermenilerin eline geçmiştir.

İşte o andan itibaren Ermenilerin durdurulamaz kalleşlikleri, zulümleri ve cinayetleri de başlamıştır. Erzurumlu, işgalin başlamasıyla şehirdeki her mahallede direniş birlikleri kurmuş ve Ermenilere karşı direnmişlerdir ama Ermeniler, çeşitli bahanelerle erkekleri toplamış, direnişin zayıf olduğu mahallelere baskınlar yapıp insanları öldürmüşlerdir. Çalıştırmak bahanesiyle topladıkları insanlar bir daha geri dönmemiştir.

Köylerde de durum şehirdekinden farklı değildir. Cinis, Duççu, Alaca, Tepeköy ve daha pek çok köyümüzü yakıp yıkmış ve akla hayale gelmedik insanlık dışı işkencelerle kadın-erkek-çocuk-bebek ayırımı yapmadan Türkleri katletmişlerdir.

Şehir merkezinde Mürsel Ağa’nın, Ezirmikli Osman Ağa’nın konaklarına ve daha pek çok eve topladıkları Erzurumluları öldürmüşlerdir. İşte bu toplu katliam yerlerinden biri de bugün Yanıkdere olarak bilinen Erzurum’un kuzey-doğusundaki vadidir.

Evlerinden aldıkları çok sayıda Erzurumluyu bu derede toplayan Ermeniler, süngüleyerek, kurşunlayarak, bıçaklayarak yaralamışlar ve üzerlerine gaz yağı dökerek yakmışlardır. Bu bir işkence yöntemidir. Bazıları ölümün muhakkak olduğunu anlayıp, ‘beni kurşunla öldürün!’ demelerine rağmen Ermeniler, süngü ve bıçakla yaralama yolunu seçmişlerdir. Böylece, yaralı Türklerin acı içinde kıvrandıklarını görüp zevk almak istemişlerdir. Ermeniler, Türklerin ateş içinde yanarken çıkardıkları feryatlarını duymak isteyecek kadar vahşilikler ve canavarlıklar sergilemişlerdir. Bu, sadistlikten başka bir şey ile açıklanamaz. Bunları yapanlar, eşref-i mahluk olan insanlıktan nasip almamış, esfel-i safilin olan (en adi-en aşağı) mahlukattan başka bir şey değildirler.

Benim çocukluk yıllarımda büyüklerim, içinden su akan bu dereden günlerce su yerine insan kanı aktığını, yakılan bedenlerin yanık kokusunun yıllar sonra bile devam ettiğini söylerlerdi. Bu nedenle buraya artık Yanıkdere denilmiştir.

1917 Ekim’i ile 1918 12 Mart’ı arasında Erzurum’da sayısı on binleri geçen Müslüman-Türk şehit edildi. Şimdi aradan 96 yıl geçtikten sonra Yanıkdere’de şehit edilen Erzurumluların, torunlarıyla buluşması gerçekleşiyor. Yazının başlığı, Er-Vak’ın, geleneksel Sultan Sekisi toplantılarından bu yılkinin adını ifade ediyor. Bu yılın Sultan Sekisi toplantısı, Yanıkdere Şehitliği’nde yapılacak. Er-Vak’ın, Atatürk Üniversitesi’yle birlikte düzenlediği bu buluşma, sönmeye başlayan tarih bilincimizin yeniden canlandırılması bakımından fevkalade önemlidir.

Gençlerimiz ve çocuklarımız, o yıllarda Erzurum’da neler olduğunu bilmiyorlar. Bilenlerin sayısı da her geçen gün azalıyor. 1917-18’de Erzurum’da Ermenilerin oluşturduğu cehennemden şans eseri yaralı olarak kurtulan tanıkları bugün hayatta değiller. Bu kurtulanlar, ya anasının-babasının kendilerini feda ederek kurtardıkları çocuklarıdır ya da yaralanarak yerde kalan ve üzerine düşen bir şehidin altında bulunduğu için hepsinin öldüğü zannedilerek bırakılanlardandır. Bu vahşetten kurtulup hayatta kalan o günün çocukları, bizim çocukluğumuzda yaşlı insanlardı ve onlar, hafızalarından hiç silinmeyen görüntüleri bizlere anlatırlardı. Ben, bu zulümden, annesinin kendisini feda ederek kurtardığı bir akrabamızı görenlerdenim. Çocukluğumda, onun anlattığı korkunç manzarayı defalarca dinleyerek hafızama kazımıştım. Ne yazık ki bugün onlar hayatta değiller. Er-Vak, Yanıkdere’de ve Erzurum genelinde şehit edilenlerin hayatta kalan çocuklarıyla ve torunlarıyla irtibat kurdu. Erzurum’da olanlar ve başka şehirlerde bulunanlar, bu buluşmaya davet edildi. 7 Haziran 2014 Cumartesi günü saat 13.30’da Yanıkdere Şehitliği’nde buluşulacak ve orada yapılacak konuşmalarla o kötü günler hatırlanmaya çalışılacak. İstanbul ve Ankara’dan da bu büyük buluşmaya gelenler olacak.

Sonra aynı gün saat 16.00’da da Prof. Dr. Ümit Özdağ, Ermenilerin, Dünya’yı nasıl yanıltıp aldattıklarını, haklı olduğumuz davamızda nasıl haksızlıklara uğratıldığımızı anlatacak.

Zulme uğrayan biz, öldürülen biz, mağdur olan biz; ama bunu tersinden Dünya kamuoyuna anlatıp kendilerini haklı çıkarıp öyle kabul ettirenler, Ermeniler.

Önümüzdeki yıl, 1915 zorunlu tehcir olayının 100. yıldönümü. Ermenilerin tehciri ve Türklerin muhacirliğe gönderilmeleri, aynı yıllardadır ve her ikisi de güvenlik amaçlıdır ve Osmanlı sınırları içinde gerçekleştirilmiştir. Yani Ermeniler, Osmanlı sınırlarının dışına gönderilmemişlerdir. Hem Ermeniler, hem de Türkler bu tehcir ve muhacirlik sırasında hastalık, çetelerin saldırısı ve soğuktan dolayı kayıplar vermiştir. Ama Ermeniler, kendi güvenlikleri için Osmanlı Devleti’nin sınırları içindeki bu yer değiştirme olayını saptırıp aleyhimizde kullanmaktadırlar. Oysaki aynı anda bizim dedelerimiz de muhacirliğe gönderilmişlerdir ve yollarda belki Ermenilerden daha çok kayıp vermişiz. Ermenilerden göç edenlere de bizim atalarımıza da saldıranlar yine Ermeni çeteleridir. İşgal sırasında Ermeniler tarafından zulme ve işkenceye uğratılan, Türk milletidir; ama Ermeniler, bunu kendilerine yapılmış gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Biz haklı olduğumuz davamızı anlatmakta yetersiz kaldığımız için onlar tarihi ters çevirip, bize yaptıklarını kendilerine yapılmış gibi göstererek dünya kamuoyunu yanlarına çekmek istiyorlar.

İşte Yanıkdere’deki buluşma, 2015 yılına da Türk kamuoyunu bir hazırlık sayılabilir. Erzurum’dan yükselecek ses, önümüzdeki bir yılı çok iyi değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatacaktır. Bir yıl boyunca boş durmayıp, belgelerle, bilgilerle haklı davamızı bütün dünyaya anlatmalıyız. Nitekim Yanıkdere’de bir de tarihi anıt projesinin gerçekleştirileceğini duymuş bulunuyoruz. Bunun da sevindirici bir gelişme olduğunu belirtmek istiyorum.

Tarihin yeniden yaşanması için, haklı davamızı anlatabilmemiz için, bize karşı yapılan haksızlığa dur dememiz için bütün Erzurumluların 7 Haziran 2014 günü mutlaka Yanıkdere’ye gelmesi gerek ki buradan yükselen sesi bütün dünya duyabilsin.

9 Kasım 2013 günü Erzurumlular sabahın erken saatlerinde nasıl Aziziye Tabyası’na akın etti ve buradan yükselen ses yankı uyandırdı ise, 7 Haziran 2014 günü de Yanıkdere Şehitliği’nden aynı sesin yükseleceğini umuyor ve bütün Erzurumluları Yanıkdere Şehitliği’nde buluşmaya davet ediyorum…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet