Cuma, 21 Temmuz 2017

 

Bu yaz ülkemizin her köşesi sıcaklardan kavruluyor.İmkanları müsait olanlar, sıcaklardan kaçıp serin yerlerde tatil yapıyorlar.

Erzurumlular da buradaki sıcaklardan daha sıcak ve nemli yerlere gidip tatil yapmayı deniyorlar. Doğal olarak da yanıp kavrulup geri dönüyorlar. Oysaki bu sıcak günlerde en güzel tatil yeri yine Erzurum ve çevresi olsa gerek.

 

Biz bu yıl yaz okulu denen garip uygulama nedeniyle uzun mesafelere gidip de tatil yapma imkanı bulamayanlardandık. Başlarda nedir bu uygulama diye kızıyordum ama iyi ki de olmuş ve biz de her sene yaptığımız yanlışa düşmemiş olduk. Batı ve Güney sahillerinde en iyi tatil zamanı Eylül ve sonrası diye düşünüyorum. Öyleyse bu sıcak günlerde ne yapmalıyız?

 

Birkaç yıl önce bu en sıcak günlerde Alanya’ya gitme gafletine düşmüştük de on gün boyunca sahilden iç kısımlara, Torosların yaylalarına kaçıp serinlemiştik. Harika yerler görmüştük. Nehirlerin üzerine yapılmış dinlenme tesislerinde oturmuş ve yemeklerimizi oralarda yemiştik. Bu yıl aynı şeyi Erzurum ve çevresinde denedik. Yani mademki tatile gidemedik, öyleyse hafta sonlarında kendi memleketimizin güzelliklerini keşfedip serinleyelim dedik ve iki hafta önce ailece Yusufeli’ye gittik. Bu projemizde oğlum Melih’i kısa dönem askerliğe göndermeden önce ona da küçük bir jest yapma düşüncemiz de vardı. Önce Adem Kısa kardeşimizin Hacıoğlu cağ döner lokantasında bir küçük mola verdik ve Adem Bey’in oğlu çiçeği burnunda sınıf öğretmenimiz Ferhat’ın minibüsüyle Kaçkar dağlarına doğru yola çıktık.

 

Yusufeli’denkuzeye doğru yol alınca ilk olarak karşımıza Türkiye’nin ilk kano yarışlarının yapıldığı kano parkuru çıktı. Türkiye Kano Federasyonu da burada kurulmuş. Dünyanın her yerinden konocular buraya geliyormuş. Biraz daha ilerde bir sahaya rastladık. Yol oldukça yukarıda, saha ise kırk-elli metre aşağıda. Mihmandarımız Ferhat, buranın Derekapı boğa güreş sahası olduğunu söyledi. Artvin taraflarında Kafkasör denen yerde boğa güreşleri yapılıyor olduğunu biliyordum; burası da ondan sonraki ikinci önemli güreş sahasıymış. Ama saha boştu. Keşke görebilseydik diye içimden geçirdim. Burada boğa yetiştiriciliği çok önemli bir hobiymiş. Boğa yetiştiricileri, boğalarına servet harcıyorlarmış. Bölgede yetiştirilen fındık, keçiboynuzu ve bademlerin çoğu boğalara yediriliyormuş.Boğa, bu alanda veya Kafkasör’de güreş kazanınca, bir anda değeri artıyormuş. Mesela geçen yıl bir boğaya 40 bin lira verdikleri halde sahibi satmamış. Güreşler, çeşitli kategorilerde yapılıyormuş ve kazanan boğanın sahibine önemli para ödülleri veriliyormuş.

 

Tırmandığımız yol oldukça dar ama manzara olabildiğince güzel. Ağaç dallarına dokunarak geçtiğiniz yerler var. Aşağıdaki vadilerde incir, kiraz, erik, dut, elma, şeftali, kayısı gibi türlü meyveler var. Buralar, Kaçkarların etekleri, ilerisi gittikçe dikleşen Kaçkarlar; orası dağcıların ilgi ve merak alanı.

 

Yolundan geçtiğimiz dağlarda bol miktarda dağ keçisi ve ayı bulunuyormuş. Yılın bazı mevsimlerinde avlanma serbestmiş, dağlarda yaşayan hayvanların hemen hepsi de koruma altındaymış.

 

Yusufeli’nden ayrıldıktan yaklaşık on beş dakika sonra oldukça yüksek bir yerde, arasından nehir geçen geniş bir alanda durduk. Burası İhtiyaroğlualabalık çiftliği. Büyük havuzlarda alabalık yetiştiriyorlar. Çardaklarda ailenizle veya arkadaşlarınızla alabalık yeme şansını yakalayabileceğiniz çok güzel bir doğa harikası. Bayburt’tan doğup Yusufeli’nden geçen Barhal Çayı’nın kenarında kurulan bu tesiste evler, moteller ve bungalovlar var. Gürcistan’dan, bölgede bulunan kiliseleri ziyarete gelenler, bu tesiste kalıyorlarmış. Tesisten yaklaşık 20 km. ilerde Barhal kilisesi varmış. Çoğunlukla orayı ziyaret ederlermiş.

 

Nehrin oldukça soğuk akan suyuna ayaklarımızı sokup dinlendirdik.

 

Bu nehir, Çoruh’un kollarından biri olup baharda coşkun akıyor ve her hafta birkaç dağcı ve raftingci grubu gelip tırmanış ve rafting yapıyorlarmış. Raftingciler Çoruh boyunca rafting yaparken, dağcılar da Kaçkarları aşıp Rize’ye geçiyorlarmış.

 

Bir doğa harikası olan bu yerde hem Karadeniz iklimi hem de kara iklim bir arada. Bölgede yapılan ve yapımı devam eden barajlar, bölgenin iklimini değiştirmiş.

 

Yusufeli nüfusu 7 bin kişi gözüküyor. Ama yaz aylarında Türkiye’nin çeşitli yerlerine, özellikle de Bursa ve Eskişehir’e yerleşen Yusufelililerin memleketlerine gelişleriyle 100 bin civarına yükseliyormuş.

 

Bu güzel tesiste, tereyağında pişirilen alabalıklarımızı afiyetle yiyip çaylarımızı da yudumladıktan sonra dönüş yolculuğuna geçtik.

 

Gelirken boş olan boğa güreş sahasındaki hareketlilik dikkatimizi çekti. Bir de ne görelim, sahada iki boğa kıran kırana güreşmiyorlar mı!? Arabamızı durdurup güreşi seyre koyulduk. Bir süre sonra güreşen boğalardan biri yenilgiyi kabullenip kaçtı. Diğeri de bir süre onu tekrar güreşe davet eden hareketler yaptıysa da olmadı. Alabalık çiftliğine giderkenki duam tutmuş ve böylece boğa güreşi de seyretmiştik.

 

Güzel bir hafta sonu geçirmenin keyfiyle Erzurum’a doğru yola koyulurken, güzellikleri uzaklarda değil, yakınlarda aramak gerektiğini düşünüyordum.

 

Tatil deyince hep uzaklara ve sıcaklara gideceğimize kendi bölgemizdeki güzellikleri keşfetmeye bakmalıyız.

 

Erzurum ve çevresinde küçük tatiller yapmaya devam edeceğiz.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile