Salı, 25 Temmuz 2017

Bir önceki benzer konulu “Rektörlük Seçimi mi?” yazımda sistemin garabetine dikkat çekmiştim fazla mahremine girmeden.

Bu gün biraz daha açmak istiyorum. Zira yarın, Atatürk Üniversitesi’nde birbirinden kıymetli hocalarımız, arkadaşlarımız aday belirlenmek için öğretim üyelerini sevgiyle ve gülücüklerle karşılayacaklar kapıda…

Sonra, ellerine mühürlü bir zarf ile bir boş kâğıt tutturulacak öğretim üyelerinin ve düşünülen bir rektör adayının ismi yazılacak bu kağıda.

Rahmetli babamın Yukarı Sanayi Mahallesi’ndeki “Muhtarlık Seçimi” günlerini hatırlar gibi oldum. O zamanlar gururumuz babamızın ismini dönemin en kıymetli makinesi “daktilo” ile hazırlamıştık pusulalara kardeşlerimle… Bir seçmene birden fazla oy pusulası veriyorduk, en azından biri sandığa gitsin diye… Maalesef olmadı. Rakip takımın minibüsleri gibi yan mahallelerden seçmen taşıyacak toplu taşıma araçları yoktu babamın. Yıllar sonra kuzucukları da bir dönem gönül verdikleri, inandıkları, güvendikleri partiden vekil ya da belediye başkan adaylığı için havalarını aldılar.

Şükürler olsun! Can sağ olsun! Hayırlısı böyle imiş…

Sistem muhakeme anısına…

Evet, yarınki formaliteden aday belirleme sonucunda otuz senelik YÖK hegemonyası tekrar işleyecek, 6 aday YÖK’e bildirilecek, YÖK bunların üçüne YOK diyecek, kalanları Cumhurbaşkanı’na sunacak.

Ve Cumhurbaşkanı bunlar arasından bir tane oy alan bile olsa atayabilecek veya beğenmezse yeniden aday belirlenmesini isteyebilecek.

Sadece Atatürk Üniversitesi için değil, sisteme genel bir bakışla…

Behemehâl nedir bu rektörlük hevesi?

2547 sayılı kanunun rektörlere sağladığı yetkiler ortada; Yaklaşık bir büyükşehir belediye bütçesini idare, personel alımı, taşeron kullanımı, yurtdışı işleri, inşaat işleri, hastane ihaleleri hiç de kolay değil…

Galiba bunun için siyaset otuz yıldır bu sistemi değiştirmiyor, cemaatler ve sağda solda bazı gruplar sistematik hareket ediyor…

Gelişmiş ülkelerdeki yerinden yönetim, mütevelli heyetli, hesap verebilir, sorgulayıcı ve sorgulanan yönetim sistemleri bir anlamda bizde hak getire…

Bilim üretme ve yayma bir kenara, “yüksek lise” statüsünde üniversite mezunu yetiştirmeye ya devam ya da yeter denmeli...

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile