Perşembe, 30 Mart 2017

 Yargıtay 19. Daire Başkanlığı, geçtiğimiz hafta bir konuya son noktayı koydu ve haber şu şekilde yorumlandı: “Hukuk Devletinde Tuzak Olamaz!

Konu Radar

Bu ülkede yıllardır bu tuzak kurulur, sözüm ona caydırıcı mahiyette ancak hız tutkunu uyanıklar anti cihazlarla tedbirini alır, ceza yine garibim şaşkınlara kalırdı.

Neyse ki 10 Temmuz 2014 tarihinde Aydın’ın Söke ilçesinde hız sınırını aştığı için 172 TL cezayı yiyen bir hanım, radar kontrolü için herhangi bir uyarı levhasının konulmadığını iddia ederek davayı açar ve dava çeşitli aşamalardan sonra 2016 Nisan ayında karara bağlanır.

Hukuk devletini, ‘faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlayan devlet’ olarak tanımlayan Yargıtay 19. Daire, şu uyarıları yapar: “Devletin üç erkinden biri olan yürütme organı da hukuk kurallarıyla bağlıdır. Yürütme organı bakımından, idarî faaliyetlerinin belirliliği ve önceden bilinebilirliği zorunludur.

Ve alınan bu içtihat kararı artık emsal hükmündedir.

Tabii, sonuç hız tutkunlarını sevindirmesin, bazı manyaklara hız limitini fütursuzca aşma yetkisi getirmiyor bu karar. Sadece, buradaki nüansa dikkat etmek gerekiyor; “Hukuk Devletinde Tuzak Olmaz!

Her ne kadar dava açıldıktan 2 yıl sonunda böyle bir içtihat kararına varılmışsa da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcut yol ve trafik şartları ile adaletin topal olduğunu, ağır yürüdüğünü ama gideceği yere er geç vardığı sözünü bir kez daha doğruladı.

***

Sıcağı sıcağına bir gözlem ve temenni;

Yine geçtiğimiz birkaç gün önce 7 polisin şehit edildiği, onlarca vatandaşın yaralandığı Diyarbakır’daki hain saldırı sonrası failler yakalanmayı başladı.

Haberi seyreden, duyan çevremdeki hemen herkes gibi ben de, “Şimdi bu içeri girip, benim boğazımdan kesilen vergi ile beslenecek öyle mi?” diyoruz…

Doğru-dürüst ve hızlı bir hukuki süre ç sonucu suç sabitse gereğinin yapılması temennisiyle…

***

Bir başka pis sıcaklık;

Haftayı, bir vatan haininin tüyler ürpertici hırsızlık olayının suçüstü ortaya çıkmasıyla kapatmıştık; Allah’tan yavuz hırsızlık yapılmadı

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin namus bekçisi, gözbebeği fabrikalarından birinin Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun Tanrıvermeseydi müdürü, “MP-5 ve MPT-76 marka silahların çizim ve üretim planlarını satmaya” çalışırken suçüstü yakalanmış, “Devlet sırlarından yararlanma”, “Devlet hizmetlerinde sadakatsizlik” ve “Rüşvet almak ve vermek” suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Suçun adli tanımı böyle de, bana kalırsa bu dürzü düpedüz vatan haini ve yukarıdaki haysiyetsizden bir farkı yok, adalet burada da topallayarak değil koşarak yürümelidir…

***

Konuya biraz tezat ama, gündemde olan yerel bir mevzu olduğu için ben de değinmeden geçemeyeceğim… Çünkü burada da adaletin artık yürümesi gerekiyor…

Gazeteci arkadaşlarım Kadir Sabuncuoğlu ve Öztürk Akkök ile naçizane bendenizin de yıllarca uğraştığımız konu yine Türkiye gündeminde

Uzundere’ye Ölüm Fermanı…

Sevgili Öztürk kardeşim, o kadar güzel tanımlamış ki son yazısında;

Dünyanın üçüncü, Avrupa'nın da "en büyük" çağlayanı olan Tortum Şelalesi'ni besleyen Tortum Çayı, ilçenin hemen önünden geçiyor ve hatta Uzundere'yi ikiye bölüyor.

Bu derenin öyle çok da fazla olmayan suyuna şimdilerde birileri göz dikmiş, HES yapacaklarmış.

Hatta deniyor ki, HES'ciler Ankara'da işi bitirmiş, yani "Uzundere'nin ölüm fermanı"nı imzalamışlar bile!"Kuzu postuna bürünmüş kurtlar", kendilerini son derece iyiniyetli, projelerini de masum ve çevreye duyarlı gibi göstererek, halka "şirin" gözükme gayreti güdüyorlarmış…

"Efendim, biz HES'i yapacak ama şu kadar metreküp cansuyunu da dere yatağına bırakacağız" sözü, "göz boyama"nın dışında bir anlam ifade etmiyor.

Eğer iddialar doğru ise, tabii güzellikleri, doğası anlatılmakla bitirilemeyecek Erzurum’un son kalesi Uzundere de düşmek üzere

Yakın tarihte Ödük Vadisi, Pehlivanlı ve Bağbaşı’nda yaşananları, göz boyamaları, içeri tıkmaları, vatandaşa ve yöreye salınan korkuları anımsayalım.

Yörede kimse gıkını çıkaramaz oldu.

Bu ilçenin hemen yanı başında, Yusufeli yol ayrımı sapağından Olur’a devam ederken Dünya güzeli bir yer ki özellikle anlatılmakla bitmez bir vadi daha katledildi son birkaç yıl içerisinde…

Sevgili Kadir Sabuncuoğlu ile birlikte haykırmıştık gazete, dergi ve yayın organlarımızdan; Cennet Çöle çevrildi - Böyle idi Böyle oldu…

Ayvalı Köyü’nden Ormanağzı ve Çataksu köylerine kadar binlerce dönüm kıymetli arazi üç kuruşa kamulaştırıldı, yüzlerce tohum çeşidi, ürün deseni ve koca bir kültür yok edildi…

Devlete saygıdan adalete inançtan yine kimse hırçınlaşmadı...

Buralarda da adalet şimdilik ağır ağır yürüyor, ama bir gün varacağı yere mutlaka varacak…

Çünkü vatandaş bunu bekliyor hem de büyük bir inanç ve umutla…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet