Perşembe, 27 Nisan 2017

Hayata bakış felsefemizi etrafımızda cereyan eden hadiselerden yaptığımız çıkarımlarla oluşturduğumuz doğrudur. Elbette ki bizim dışımızda ama bir şekilde bizimle ilgili olayların arka boyutlarına dair manalar çıkarmak yani tevil ve tefsir etmemiz o olayla gelecek analizleri yapıp içselleştirme miz açısından önemlidir.

Ama ne yazık ki, gelecek analizleri yapmak yerine komplo teorileri üretmeye bayılıyoruz. Osmanlının yıkılış dönemiyle başlayan Cumhuriyetle birlikte tavan yapan öz güven kaybımız neticesinde ülkemizde cereyan eden her hadiseyi bir yerlere bağlayarak izah eder durumuna geldik/getirildik…

 Elbette bunu sadece komplo teorileriyle izah etmek gerçekle pek örtüşmez. Ülkemiz kurtuluş savaşıyla birlikte her ne kadar özgürlüğünü kazanmışsa da bu tam bir bağımsızlık değil yarı bağımlı bir ülke olarak hayatını idame ettirmeye mecbur bırakılmışız. Dolayısıyla ülkemizin idaresi çoğu zaman global güçler tarafından kotarılmış olmasından mütevellit komplo teorileri üreten, olayları böylesi bir merkezden bakan bir millet olmuşuz herhalde…

“  Biz iyiyiz ama şu dış güçler var ya….”  “ Aslın da Başbakan şöyle dedi ya işte şunu söylemek istedi…” “ Ya sen bakma bunların hepsi Yahudi’nin maşası “ sıralayabildiğimiz kadar bu ve daha vahimlerini yazabiliriz. Evet, doğrudur her ülkenin kendini tehdit eden “ dış güçler “ i vardır, Devlet malum dış güçlerin tehdidi yüzünden komplo teorileri üretebilir ve bu senaryolar üzerinden de yeni stratejiler geliştirebilirle bu normaldir, hatta yapılması gereklidir de.

Kötü olan bütün idari birimler, medya ve halk tüm enerjisini bu teoriler üzerinde harcayıp tüketmesidir. Kahir ekseriyet olarak okuyan, araştıran sorgulayan bir toplum değiliz dolayısıyla da bu tür teorilere teslim olmaktansa onlardan sağlıklı bir gelecek çıkaramıyoruz. Herkes “ bana göre/ ben olsam…” larla olaylara bakıyor el-hasıl birikimi, konumu, kapasitesi ne kadarsa çıkarımı da maalesef o kadar oluyor.

Bazen öyle komplo teorileri üretiyoruz ki “ bu olaydan/sözden böyle bir şey nasıl çıkardın?” diye insanın hafsalası dumuru uğruyor apışıp kalıyorsunuz. Yazımızın başlığı – KİM NEYİ NASIL GÖRÜR? – dü bu sorunun cevabını bir Kızılderili Büyücünün olaylara bakışında bulmaya ne dersiniz?

Kızılderili büyücü kabile üyelerine Londra izlenimlerini anlatmaktadır:

“ Yeşil bir alanda yirmi bin kişi toplandı. Önce kırmızı donlu on bir savaşçı çıktı meydana, sonra beyaz donlu on bir savaşçı çıktı. Arkasından yaşlı bir adam elinde ki yuvarlağı tam orta yere koydu, kırmızı bayrağı kaldırdı, işte tam  o anda yağmur yağmaya başladı…” 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile