Salı, 25 Temmuz 2017

Yakın zaman da okuduğum, Nurdan Gürbilek’in – Kötü Çocuk Türkler – le Fatma Barbarosoğlu’nun – Hayat Teselli Olmaktır – adlı kitaplarında ikisinin de birbirlerine yakın analizlerle vasfettiği hepimizin hatırlayacağı 1970’li yıllarda popüler olan “ Ağlayan Çocuk “ posteri benimde hatıralarımı canlandırdı.

O yıllarda gözleri renkli, güzelce taranmış saçlarıyla bizden her hangi birimizin çocuğu gibi durmayan daha çok Yeşilçam filmlerinin siyah-beyaz perdesinden tanıdığımız “ Ömercik” yada “ Yumurcak” tiplerine benzeyen, ama tombul yanaklarında donmuş iki kristal parçası gibi gözyaşlarıyla hepimizin yüreğini sızlatan, içini burkan ve istisnasız hepimizin çok sevdiği o çocuk bende de farklı duygu ve düşünceler uyandırmıştır.

Resimlerine o yıllarda hemen hemen her yerde rastlardık. Belediye otobüslerinin, minibüslerin arka camlarında, şoförlerin dikiz aynasının hemen yanı başın da, kırtasiyelerin en göze görünen duvarlarında, ara sokak kahvehanelerinde bile onu görürdük.

Her gözümüz iliştiğinde yüreğimiz, yanaklarından süzülen yaşları silmek, bağrımıza basıp teselli etmek için dolup taşardı. Hatta hatırlarsanız mübarek bayramlarda dileklerimizi paylaştığımız kartpostallarda da o olurdu. Yani her ne kadar, taralı saçları, nispeten iyice sayılabilecek kıyafetleriyle biz den biri gibi durmasa da, onun hüznü hepimizi duygulandırır dolayısıyla onu severdik.

Gerçi o yıllarda poster güzeli bu çocuğu sevdiğimiz kadar mahallemizin kara-kuru, pasaklı ve sümüklü çocuklarını da severdik. Yani bu gün ki kadar sevecek yerlerimizi kaybetmemiş, merhametimiz o yıllarda bu gün ki kadar pörsümemişti. Özellikle mahallenin yaşlı sofi dedeleri hiç bitmediğini zannettiğimiz ceplerinde taşıdıkları akideleri o yavrucakların ellerine sıkıştırıverirlerdi.

Evet, 1970 yıllara damgasını vuran ve hepimizin yüreğini burkan o ağlayan çocuk belki bu günde kuytu birkaç köşede sararmış, yılların tozları yüzünü iyice soldurmuş olarak bana rastladığı gibi size de rastlayabilir. Hem rastlasa bile artık o eski hisleri yoğun olarak uyandıracağından şüpheliyim.

Refah seviyemiz eskiyle mukayese edemeyeceğimiz kadar yükseldi. Çocuklarımız artık o kartpostal çocuğundan daha şık ve bakımlı. Teknolojik çağda imkânlar sayılmayacak kadar arttı, çoğaldı, ama ne yazık ki merhamet ve şefkatimiz azaldı.

Ekranlarda bir damlacık öz çocuklarını öldüresiye döven, hatta öldüren, elindeki telefonla oyun sitelerinde gezinirken çocuğunu emzirmeye üşenen ebeveynleri görmek artık adiyetten oldu. Vatanlarını getiremedikleri için vatansız ve kimsesizliğin kasıp kavurduğu, dilenmekten gayri çıkar yolu kalmayan 1970 li yılların kara-kuru, sümüklü çocuklarımıza benzeyen Suriye’li çocukları ekmek çalmak zorunda kaldıkları için evire çevire dövüyoruz.

O poster güzeli gözü yaşlı çocuğa duyduğumuz acıma hissinin zekâtını göstersek yaralı ve kavruk gönüllerine bir damlacık teselli olacak muhacir yavrularımızı itip kakıyor, eski dedelerin verdikleri akide kıratında birkaç kuruşu esirgiyoruz. Molla Cami diyor ya:

“ Merhametsizlik kılıcını çeken kişi, merhametsizlerin kılıcıyla ölür.”

KORKUYORUM……..

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile