Perşembe, 30 Mart 2017

İran Seferi, Hazreti Ömer’in hilâfeti zamanında yapılmış ve bol miktarda ganimet elde edilmişti. Ganimetler arasında kıymetli kumaşlar da vardı. Harpten dönüldükten sonra ganimetler ashap arasında dağıtılmış ve herkes hissesine düşeni almıştı.

Hazreti Ömer, kendisininki ile oğlu Abdullah’ın kumaş hissesini birleştirerek üzerine bir hırka diktirdi.

Bir Cuma günü üzerindeki yeni hırkasıyla hutbe irad etmeye çıkıp:

_ “Ey mü’minler beni dinleyin ve bana itaat edin” diye seslendiği zaman, ashaptan biri ayağa kalktı ve:

_ “Üzerindeki elbisenin hesabını vermedikçe seni dinlemiyor ve sana itaat da etmiyoruz. Çünkü ganimetten bize düşenle bir elbise yapmak imkânsızdı. Sen nasıl oluyor da elbise olabilecek kumaş alabiliyorsun” dedi.

Hazreti Ömer o ashabın konuşmasını dinledikten sonra, oğlu Abdullah’a:

_ “Ey Ömer’in oğlu kalk cevap ver” dedi. Abdullah bin Ömer, ayağa kalktı:

_ “Allah’a yemin ederim ki, babamın üzerindeki kumaşın yarısı benim hisseme düşen kumaştır. Babam ikimizinkini birleştirdikten sonra elbise yaptı” diyerek meseleyi izah etti.

Hazreti Ömer’in oğlunu dinleyen sahabe tekrar ayağa kalkarak:

_ “Ya Ömer, şimdi konuş. Hem seni dinliyor ve hem de itaat ediyoruz” dedi. Hazreti Ömer de ancak ondan sonra hutbesini okumaya devam etti.

Allah’ın lütfuna mazhar olup dünyada cennetle müjdelenen, Hz. Peygamber’in duasına nail olan, hükümlerinde hak ile batılı ayırdığı için Hz. Peygamber tarafından “Faruk” unvanı verilen Hz. Ömer’den hesap sorulabilen bir dinin mensubu olmak çok önemli bir “ayrıcalık”tır.

Ne mutlu bize ki böyle bir dinin mensubuyuz.

Fakat bazen duygusal davranabiliyor hırsımızı, öfkemizi ve duygularımızı ilahi emirlerin önüne geçirerek hareket edebiliyoruz.

Asrın deccalı Gülen ve efsunlanmış sürüsünün ülkemizi peşkek çekmek için giriştiği kalkışma sonrası başlatılan temizlik harekâtı toplumun yüreğinde yanan ateşi bir nebze de olsa rahatlattı.

Yazılı ve görsel basınımızın büyük bölümü de 15 Temmuz’da demokrasi ve milli iradeye sahip çıkan halkımızın “biz” ruhuna sahip çıktı ve kendi milletine ateş edecek kadar şerefsizleşen terör grubunun melanetlerini gün yüzüne çıkarmak için olağanüstü gayret gösterdi ve gösteriyor.   

Kırk yıldır devlete sızmış lağım fareleri inlerinden çıkarılırken haksızlığa uğrayıp canı yanan insanımız da olmadı değil. Bizler Türkiye’yi işgale kalkan Pensilvanya yezidi ve tapınak şövalyelerini sayfalarımıza, köşelerimize taşırken mağdur olan insanımızın mağduriyetlerini de kaleme aldık, almaya da devam edeceğiz.

İslam düşmanlarının birliklerini perçinlediği, içimizdeki hainlerin eylem zamanı dediği bir zaman diliminde haklı kişiye hakkının, haksız kişiye ise cezasının verilmesi için gazetemiz ve kalemşorlarımız hep dik durdu, hep hakkı haykırdı. 

Fakat ilginçtir gazetemizde FETÖ ile ilgili yazılan bütün köşe yazılarına köşelerimizin altına fikir beyan eden okuyucu notlarında garip ağızlarla tepkiler alıyoruz.

Bunların büyük bölümünün Gülenist sürü olduğunu biliyor ve anlıyoruz. Fakat özel bir okuyucu kitlesi olduğunu bildiğimiz gazetemize kızgınlıklarıyla ve kırgınlıklarıyla ateş kusan insanımızın olmasına da üzülüyoruz.

Bizler haklının ve mazlumun yanında olacağımız söz verip akit ettik. Bizler haksızın karşısında olacağımıza söz verdik ve hep dik durduk duracağız da inşallah.

Etrafımda bu konuda şahit olduğum canlı örnekler canımı yakmakta, mağduriyet yaşayan insanımızın sesi olmayı ilahi bir emir addetmekteyim.

Haksızlıklar karşısında susup dilsiz şeytan olmamak için hakkın yanında olmayı tercih ediyorum, hep de edeceğim.

FETÖ bağlantısı netleşen kurşun askerlere kesilen cezalar zerre kadar ilgimi çekmiyor fakat öyle masum insanların mağduriyetlerine şahit oluyorum ki bu da doğrusu canımı acıtıyor.

Mağduriyetlerini beyan eden o kadar mesaj alıyor, o kadar hayat hikâyesi dinliyorum ki inanın bu kadar sıcak gelişme, gündem karşısında kendimi sorumlu hissedip yine o terör patronu ve hipnozlanmış teröristleriyle ilgili kalem oynatıyorum.

Öyle yaşam öyküleri dinliyorum ki kâbus gibi çöküyor üstüme. Şahsen tanıdıklarımdan öylelerinin mağduriyetlerine şahit oluyorum ki havsalam almıyor, akıl erdiremiyorum.

Yaşanan bu kesitleri kaleme alarak hem etrafımıza çöreklenmiş bu kadar çakal sürüsü ve yerli işbirlikçileri ile mücadele eden devlet adamlarımızın bu küçük de olsa mağdur kitleden haberdar olmasına sebep oluyor hem de mağduriyetlerin önlenmesine vesile oluyorsak ne mutlu bize diye düşünüyorum.

Bu insani duruş yanında bir de ilahi mesajlarla bize emredilenleri hatırlatmış oluyorum.    

Nisa 58. Ayette Hak Teâlâ “Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” buyuruyor. Burada dikkat çekici bir nokta, adalet konusunda “müminler” denilmeyip “insanlar” denilmesidir. Buna göre, dost ve düşman ayırt edilmeksizin herkese adaletle muamele etmek gerekmektedir.

 Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun bedduası bu­lutların üzerine çıkarak Allah'ın huzuruna varır. (Bedduasını dinleyen) Hz. Allah şöyle der: “İzzet ve azametim üzerine yemin ederim ki, geç de olsa sana yardım ederim.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet