Perşembe, 30 Mart 2017

 FETÖ’ye karşı yürütülen hukuki mücadeleyi mağduriyet, kötü muamele üzerinden sulandırmayı görev kabul eden CHP lideri Kılıçdaroğlu darbecilerin avukatlığına soyunarak bir yandan kargaşa oluştururken diğer yandan herkes mağdur algısı oluşturmaya çalışıyor.

Kaset kumpası ile FETÖ tarafından liderlik koltuğuna oturtulan CHP lideri “Şeytanın oğluna” diyet ödemek için Türkiye’yi bir kaos ve korku toplumuna dönüştürmeye çalışıyor.

Bazen tedavisiz bir dert, bazen halkımızın tepesinde uğursuz kara bir bulut gibi, demir bir yumruk, sürgün ve katliam olan CHP zihniyeti fabrika ayarlarına dönerek FETÖ ile girdiği çıkar ilişkisini basit siyasi hesaplarla 15 Temmuz’dan sonra da devam ettiriyor.

Sözde siyasi dil ile insani dili buluşturacak bir söylem geliştirme gayretiyle gülen yüzünü gösteren Kılıçdaroğlu küçük siyasi çıkarları için mağduriyeti her geçen gün daha fazla sahiplenip, seslendiriyor.

Kılıçdaroğlu taktik olarak cepheyi genişletip, siyasi iktidarı haksız, zalim, despot, acımasız, merhametsiz, halkın derdini dinlemeyen, baskıcı pozisyonlara düşürerek AK Parti’nin rotasını başka halktan uzaklaştırmaya çalışıyor.

CHP lideri, hayalperest ve ihtiraslı FETÖ yandaşlarını ve mağdur aileleri yanına çekmek için taraf olurken, iktidar kanadı şimdi hesap sorma zamanı diye meydan okuyor, halktan kopuyor.

Geleceklerini, umutlarını, hayallerini, itibarlarını, her şeylerini kaybedenler, FETÖ ile hiçbir alakası olmadığı halde operasyondan etkilenen insanlar AK Parti’den kimselere ulaşamayınca kendilerine uzanan eli tutuyor ve tutacaktır da.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “At izi it izine karıştı” dediği günden beri düzelen hiçbir şey yok aksine karmaşa çoğaldı. AK Partili siyasiler bütün kararları bürokrasiye bırakıp kendilerini açığa alarak siyasete OHAL uyguluyorlar. Bu da aslında siyasetin kendine darbe yapmaktan öte bir şey değil. 

Doğrusu bu mücadelenin yönü ve şekli değişiyor, yarın yakınlarıyla milyonları bulan bu kitle iktidara OHAL uygularsa işin sonu kötüye gider diye kaygılarım var.

Darbecileri tasfiye etmek adına yapılanlar insanlığıyla, haklılığıyla, onuruyla sokaklara, meydanlara çıkarak, esaretin karanlığını değil özgürlüğün aydınlığını seçerek büyük bir planı, kumpası, oyunu bozan bu milletin birleşen elleri ve gönülleri ayrıştırılmamalı, 15 Temmuz’da ortaya çıkan biz ruhunu lekelenmemeli, kirletilmemelidir.

Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu’nun bu konudaki düşünceleri konunun ana fikri gibi: “Hukuk devleti, olağanüstü hal koşullarında bile, demokratik düzenini yıkmak isteyen her eyleme hesabı asgari demokrasi koşullarında ve hukuk yoluyla sormakla mükelleftir. Bu, sadece şüpheli ve suçluların değil, tüm toplumun hak ve hukukunun teminat altına alınmasının gereğidir.

FETÖ'nün tasfiyesinin Türkiye için bir hayat ve memat meselesi olması, asli hedefimizin katılımcı demokrasi olduğu gerçeğini gölgelememeli ve bu ideale ulaşmamız için kat etmemiz gereken yolu uzatmamalıdır.”

FETÖ bir hayır hareketi olarak ortaya çıkan, sonrasında bir sivil toplum örgütü gibi kendisini topluma kabul ettiren, gerçekte ise gizli ajandası olan, gizemli bir terör örgütüdür.

Dini paravan yapıp, dini kisveyi kullanan FETÖ Amerika’nın ülkemizi dizany etmek için kullandığı bir maşa, İslam âlemine karşı işlenmiş suçlar kapsamında bir örgüttür.

FETÖ dünyada karanlık projelerin bir parçası olan, üst akıl ile sevk ve idare edilen, egemen güçlerin gizli emellerine hizmet eden bir yapıdır.

Hükümet böyle bir terör örgütü ile mücadele ederken kriterlerini çok sağlam belirlemeli, toplumsal barış milletin ve devletin bekası adına süreklilik ve devamlılık durumuna göre işlemler yürütülmelidir.

Kin ve intikam duyguları kamçılanmadan vatan hainlerinden, satılmışlardan, tarihe ihanet edenlerden, Türkiye’yi yakıp yıkmak isteyenlerden tek tek hesap sorulmalıdır.

Satılmış, kişiliksiz, kimliksiz, ülke ve millet düşmanı bir kişi bile ihmal edilmeden darbeci artıkları en ağır şekilde cezalandırılmalı, bedel ödemeli ve bu hainliğin cezası çok ağır olmalıdır.

Onlar toplumda lanetlenerek, aşağılanarak, yüzlerine tükürülerek, başları hep eğik gezerek, hep utanç içinde yaşarken hükümet evrensel hukuktan ödün vermeden, adaletli tutumuyla nefret, öfke, ah ve bedduaları engellemelidir.

FETÖ'yü tasfiye edelim derken toplum incitilmemeli, toplumsal yapı zedelenmemelidir.

Uygulamalarda bir takım haksızlıklara, acılara, travmalara vesile olunursa, bunlar en iyi niyetli hareketleri bile ifsâd eder.

Ülkesini satmış, tarihine ihanet etmiş, ülkeyi yakıp yıkmak isteyen, ruhunu satan “1 dolarlık” adamlar, gerçek FETÖ’cüler ve FETÖ işbirlikçileri yerine FETÖ'yle ilgisi olmayan, açığa alınarak FETÖ'cü olarak damgalanan mağdurların, ailelerinin hukuku ve onuruna vurulacak prangalar can yakacaktır.

Geri dönüşü olmayan, psikolojik, sosyal ve ekonomik anlamda idam hükmünde ki bu kararlar kişilerin ve toplumun hayatını yıllar boyu etkileyecektir.

Hatalar düzeltilse de, bıraktığı “vatan haini” izi silinmeyecektir.         

Bir kişi bile mağdur olmamalıdır.

Bu partiler arası bir savaş değil ülkeye karşı açılan devletlerarası bir savaşta taraf olma ve adaleti tahsis edip, mağdurları ayırma yarışı olmalıdır.

Başbakan’ın “İntikamcı değil adil olacağız” sözü bu mücadelede temel esastır.

Kılıçdaroğlu ve CHP’li siyasetçilerin eski söylemler ve eylemler üzerinden Cumhurbaşkanı merkezli AK Parti’yi ve çevresini FETÖ’cülükle suçlama çabaları da boşa kürek çekmektir. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet