Perşembe, 30 Mart 2017

İbrahim’i bir adanış ve İsmail’i bir teslimiyet olan Kurban Bayramı’nı geride bıraktık. Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız, birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissettiğimiz bu mübarek günler unuttuğumuz değerlerimizi, hafızalarımızdan sildiğimiz simaları yeniden hatırlamamıza vesile oluyor ve insanlığımızı hatırlatıyor bizlere.

Bayram sohbetleri de ortak dertlere derman aranılan, karşılıklı fikirlerin harmanlandığı, meselelere çözüm yollarının arandığı bir “söyleşi arenası” gibi. Bu bayramın ortak sohbet konusu da FETÖ ve beraberinde gelen mağduriyetler ve ihraçlardı.

Konuştuğum herkeste ortak kanaat “mağduriyet” söyleminin bir fitne malzemesi gibi kullanılması, mağduriyetlerin bir kısım insanın canının yanması yanında, birilerinin Tayyip Erdoğan’ı vurma malzemesi haline getirilmesi idi.

Yine FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kriptoların halen görevde durduğu, yanlış insanların gönderildiği inancında herkes hemfikirdi.

İşin başında hala FETÖ’cülerin bulunduğunu, bunların iktidarı suçlu suçsuz herkesi mağdur duruma düşürmekle suçlamak için özellikle FETÖ’cü olmayanları listelere koyduğunun konuşulduğuna şahit oldum.

Birilerinin bilinçli yapılan haksızlık ve adaletsizliklerle, Erdoğan’a karşı aidiyet duygusunun zedelenmesi için çabaladığını, bilinçli olarak bir toplumsal muhalefet oluşmasına zemin hazırlandığı kesin kanı gibiydi.

FETÖ’cü şakirtler ve ablaların, bu mücadelede ihraçları kullanarak birinci hedef olarak Reis-i Cumhur’u ve hükümeti yıpratmayı, toplumun gözünden düşürmeyi ve mümkünse bu yolla amaçlarına ulaşmayı hedeflediklerini herkes fark etmişti.

Sinsi ve kalleşçe insanların dertlerini dinleyen ve bunları kirli hedefleri, amaçları uğruna renklere boyayıp topluma sunan, bunu yaparken de Tayyip Erdoğan’ı ve iktidarı karaladıkları ortak kanıydı.

Militan şakirtler ve ablalar her tür psikolojik kavga taktiklerini iyi biliyor ve tabanındaki insanları kullanarak toplumu gerçeğin farklılaştığı bir zemine çekiyor. 

Gerçekleri yer değiştirme ve zeminleri kaydırma yönetimini kullanarak bir gerçeği, bir yalanın önüne perde yapıp tasfiye mağdurları örgütünün kuruluş zemini oluşturulmaya çalışılıyor.   

Gülenist sürü din dili üzerinden siyasi iftiralarla, ulaşabildikleri herkese yalan enjekte ederek darbeyle ulaşamadıkları hedeflerine iftiralarla ulaşmaya çalışıyorlar ve kırık kalplerde, yaralı gönüllerde kendilerine yer arıyor.

Kullandıkları argümanları halkın gönlünü yaralayan hikâyelerden ve toplumda kabul görür söylemlerden seçerek düşmanlıklarını perçinliyorlar.

Cumhurbaşkanı “at izi it izine karıştı”, başbakan “kurunun yanında yaşlar da yanmasın” dedi. Demek ki mağduriyetlerin çokluğunu onlar da gördü…    

FETÖ'yle ilgisi olmayan, açığa alınarak FETÖ'cü olarak damgalanan yani “ihanet” madalyası boynuna asılan mağdurların, ailelerinin karalanan onuru, çiğnenen hukuku nasıl düzeltilecek? Yapılan hataları kim düzeltecek, bıraktığı izleri kim nasıl silecek?

Suçun şahsiliği ilkesi esnetilerek ilgisi olmayan eşler, çocuklar, kardeşler mağdur ediliyor…

Hukuk devleti, olağanüstü hal koşullarında bile, tüm toplumun hak ve hukukunun teminat altına alır, bizde hukuk birilerinin keyfine göre işliyor…

Tayyip Erdoğan bir darbe senaryosu ile kendi iktidarını pekiştirmeye ve olağanüstü hal ilan edip bütün muhaliflerini tasfiye ediyor…

Devletten tüm dindarlar temizleniyor…

Bu sendika bunlar iktidardayken kuruldu, kuruluş iznini bunlar verdi, devlet payını bunlar ödedi şimdi mensuplarını işten atıyorlar…

Bank Asya kanunlar çerçevesinde hareket eden bir kurum. Hedefinden saptıysa niye hemen el konulmadı, TMSF’ye devredilmedi.

Şimdi karalanan okullarda Cumhurbaşkanı’nın damadı okumadı mı, şu bakanın beş çocuğu, şu vekilin iki çocuğu okudu. Onlar niye kimse dokunmuyor gibi…

FETÖ mensupları bu ve benzeri söylemlerini, herkese bir parça kendinden kir bulaştırıp, problemli alanı çoğaltmaya dönük bir mücadele tarzıyla hareket ediyor. Benzeri söylemleri açıkça kullanarak siyasi zamanı işgal etmekle kalmıyor, zamanın ruhunu da belirleyip işgal ediyorlar.

Dün  “Firavn, Yezid” gibi en galiz suçlamalarla Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapanlar bugün mağduriyet edebiyatı ile bu düşmanlıklarını başka yoldan sürdürüyorlar. 

Mağduriyetler yok mu? Fazlasıyla var elbette.

Mağduriyetler konusunda en büyük problem, insanların gerçekten FETÖ bağlısı olup olmadığı konusundaki derin kuşkudur. 

FETÖ ile etkin mücadele etmek” ya da “Etkin mücadele etmiyor gözükmekten kaçınmak” gibi düşünceler yanında “Kripto FETÖ’cü diye suçlanma” korkusu yapılan yanlışları çoğaltıyor.

Burada devletten beklenen, operasyonların daha titiz, daha kul hakkı hassasiyetli, daha denetimli sürdürülmesidir.

Çünkü bu mağduriyetler geniş halk kitleleri ve kendi aile yapıları içerisinde karşılık bulmuyor. Milletine, devletine ihanet içinde olan tehlikeli bir örgüte mensubiyetleri olduğuna, işbirliği yaptıklarına kimse inanmıyor ve bu iddialar karşılıksız kalıyor.

Akrabalık, yakınlık, komşuluk gibi insani değerler sebebiyle “haksızlık yapıldığı” duygusu öne çıkıyor ve negatif sinerjiyle geri dönüyor.

Gerçek hainler uzaklardan, sığındıkları “Türkiye düşmanı” ortamlardan fesadı sürdürmeye devam ederken burada ise gönlü kırık, gözü yaşlı garibanlar kalıyor.

Ak Parti kendi eliyle sosyal tabanını tasfiye ederken milletvekilleri sorumluluktan kaçıyor.

Devlet kadrolarının, kolaylıkla yeni bir paralel yapı oluşturma riski taşıyan, Ak Parti karşıtı gruplarla doldurulma gayreti tabanda ciddi rahatsızlıklar oluşturuyor. Bu gerçekler de maalesef yabana atılıyor.

Benden söylemesi…

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet