Pazar, 23 Temmuz 2017

Herkesin bildiği fakat yöneticilerin henüz daha farkına varamadıkları -veya varmanın işlerine gelmediği- en büyük problemlerin başında eğitim gelmektedir.

Bir medeniyetin, milletin bu kadar mühim bir müessesine neden halen daha bir çözüm, yapılandırma getirilemedi, açıkçası aklım almıyor... Ülke senelerdir fevkalade bir sancı yaşıyor. En çok üzerinde durulması gereken bu probleme her gelen hükümet göz yumuyor, görmezden geliyor.

Milli görüşü de, sağı da, solu da hep aynı yaklaşıyor, olayın hassasiyetini fark etmiyor. Dünyanın en gelişmiş medeniyetlerinden olan Osmanlı varisi bu ülke, neden halen daha tekrardan büyük medeniyet olma hayallerini eğitimi bir kenara iterek deniyor, akıl alır gibi değil.

Peki, büyük medeniyetleri büyük yapan nedir? Para mı, sanayi mi, asker, ordu, nükleer silahlar mı? Yoksa teknoloji mi? (Ki bunların hepsi eğitimin meyvesi değil mi?) -Hiç biri. Medeniyetleri yükselten hep eğitim olmuştur. Bakınız ortaçağın Avrupa’sının eğitim kurumlarına, dini dogmalardan kurtulur kurtulmaz nasılda aydınlanmaya başladı.

Rönesans eğitim hareketi değil midir? Ülkeler eğitim politikalarında yarışırken bizim eğitim politikamız neden halen gün geçtikçe; bir ileri iki geri gitmekte. Neden halen daha Milli eğitim bakanlarımız papağan vari cümlelerle kamuoyunu ve bu milleti susturmakta, sindirmekte. Neden halen daha eğitimden anlamayanlarla çeşitli çalıştaylar yapılıp lüks otellerde yiyip, içip birkaç gün de tatil yapıp baştan savma birkaç taslak oluşturup yan gelip yatılmakta. Neden halen daha iş ehline bırakılmıyor?

Peki, çok mu umutsuz durum?

-Hayır!

Bir örnek: Finlandiya balçık ülkesi, insanların açlıktan hastalıktan kırıldığı bir yer iken nasıl da beyaz zambaklar ülkesine döndü? Nasıl dünyanın en iyi eğitim veren ve eğitim politikaları üreten örnek ülkesi oldu? Demek ki; tek başına bir iyi bir eğitim politikası balçık ülkesi iken bir yeri "beyaz zambaklar" yerine çevire biliyor... Gün çalışma günüdür yeniden diriliş ten bahsediyorsak bu işi ancak eğitim sisteminde köklü bir değişimle yapabiliriz.

Pragmatizm felsefesinden hareketle yeniden bir yapılanmaya gidilmelidir. Olagelen birçok ilkeyi yıkmalı ya da çağın ihtiyaçlarına göre yeniden uyarlamalıyız. Yılda 180 günü okulda geçen, ülkenin yarınları olan gençleri bilişsel anlamda oldukları yerden şahlandırmazsak yeniden dirilişi hiç kimse beklemesin.

Eğitim sistemini ezberci mantıktan çıkarıp gençlerin bilişsel alanlarına hitap edici, üst düzey düşünme becerilerini harekete geçirici, bir model haline getirmeliyiz. Eğitim camialarını bilimin merkezi haline getirmeliyiz. Tanzimat’tan bu yana süre gelen bu sancıyı, tereddüttü ve eksikliği şaşmaz bir çizgiden çıkarıp yeni yol açmalıyız. Okul kapısından giren birey; zihin, fikir, sanat, ideal hayat diyebileceğimiz bir dünyaya girmelidir. Bu eğitim yuvalarından adeta hiç çıkmak istememelidir. Okulu hayatın küçük ölçüde yaşadığı yer haline getirmeliyiz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile