Perşembe, 30 Mart 2017

Osmanlı devletinin güçlenmesiyle ortaya çıkan, serdengeçti Türk Yiğitlerinden seçilerek oluşturulan, fetihlerin ve seferlerin öncü birlikleri idi. Atlı idiler. Bugünün komandoları, özel hareket elemanlarıydılar. Ocağın kendi kuralları vardı ki bunlardan en önemlisi ölmek var dönmek yoktu.

Ordu sefere çıktığında akıncılar önden gider ordunun geçeceği yolları temizler ve güven altına alırdı. Sefer dönüşü ordunun gerisinde kalır koruyucu kalkanlık vazifesi yaparlardı.

Nisan ayı sonunda sefere çıkan ordunun başında Ferhat Paşa vardı. Aradan uzun zaman geçmeden entrikalarla Ferhat Paşayı azlettirip yerine geçen Sinan Paşa ilerlemiş yaşına rağmen entrikacı aynı zamanda korkak ve muhteristi. Para, mal mülk düşkünüydü. Paşanın bu özelliği onu rakiplerinin önüne geçiriyordu. İleri harekete devam eden ordu 4-7 Ağustos 1595 tarihinde Estergon Muharebesini yapmış, 11 Ağustos- 2 Eylül arasında ise Eflak Harekatına girişmişti. Bu arada Estergon düşmüş Almanlar şehri yağmalayıp Türkleri kılıçtan geçirmişlerdi.
Sinan Paşa tekrar Eflak Harekatına 13 Eylülde Başlamış istenilen netice bir türlü alınamamış Ordu geri çekilmek zorunda kalmıştı. Tarih 24 Ekim 1595'ti.

Sonbaharda yağan yağmurlar Tuna boylarını bataklığa çevirip tabii engel teşkil ederdi. Ordu geri çekilirken Tuna üzerindeki bir köprüden geçmesi gerekirdi. Ordu burada Sinan Paşanın emriyle konaklattırıldı. Hareket süresince askerler epey ganimet almışlardı.
Sinan Paşa muhterisliğini burada göstererek geçen her askerden yüzde onbeş paşa payı alması gerekirdi. Asker köprünün düşman tarafında durduruluyor paşa payı alındıktan sonra geçiriliyordu.

Tecrübeli devlet adamları, ağalar, beyler işin tehlikeli boyutlarını anlatmasına karşılık Sinan Paşa isteğinden vazgeçmedi. Bu arada düşman yaklaşmış top menziline kavuşmuştu. Diğer taraftan yağan yağmurlar etrafı bataklığa çevirmişti. Durum vahimdi. Düşman top atışına başlayınca Sinan Paşa tamam geçsinler ama karşı tarafta payımı versinler.

Bu arada en son geçecek olan Akıncıların bir bölümü bataklığa saplanarak can vermiş, köprü düşmanın top atışlarıyla yıkılmış , yıkılan köprüden akıncıların bir bölümü suya dökülmüş ve Tuna'nın azgın sularında boğularak can vermişlerdi.

Köprüden geçemeyen ve ölmek var dönmek yok kuralıyla kılıçlarını çekip düşmana saldıran akıncılarda şehit olmuşlardı. Böylece 200 yıl ordunun en önemli vurucu gücü olan akıncı ocağı tarih olmuş geriye sağ hiç bir akıncı kalmamıştı.

Tarihçiler vakayı "akıncı taifesinin ekseri karşı yakada bulunmakla, hiç ferd halas olmayıp, ol zamanda akıncı kökü kesilip münkarız oldu", bundan dolayı "bir mertebe musibet ve hasaret oldu ki, bir asrda naziri vaki ve bir tarihte böyle inhizam şayi olmamıştı" dediler.

Akıncı ocağının yerine geçen atlı Kırım Tatarlarının ilerleyen yıllar ve savaşlardaki hataları özellikle II. Viyana kuşatmasında görülmüş ve acı felaketlere davetiye çıkarmışlardı.

Akıncı ocağının yok olmasında Sinan Paşanın muhteriliği yanında tecrübeli devlet adamlarını birer, ikişer devletten uzaklaştırması sebep olmuştu.
Askerlikte Strateji yapmak, taktik hareketler geliştirmek, gidilecek güzergahların topoğrafik yapısını bilmek ve düşman hakkında yeterli istihbarata sahip olmak gerekmekteyken bu harekette bunlardan hiç birine uyulmamış olması işin vahametini göstermesi açısından önemliydi.

Konuyu ele alan "Peçevi, Katip Çelebi, Naima, Müneccim Başı" problemleri saymakta ve sonuçta mağlubiyetin nereden kaynaklandığını belirtirken Sinan Paşanın korkaklığı, muhterisliği, savaş bilgisinin azlığı ve savaşılan arazi hakkında yeteri bilgiye sahip olmadığı, tecrübeli devlet adamlarını dinlemediği şeklinde belirtirler.

Ne yazık ki Ordu içerisinde akıncıların yeri doldurulamamış ve 27 Ekim 1595 yılında akıncı ocağı tarih olmuştu.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet