Pazar, 23 Temmuz 2017

Tarih dünü anlamak, bugünü düzenlemek ve yarına güvenle bakabilmenin anahtarlarını taşır.

Tarihte; Roma hamamlarıyla, Hammurabi kanunlarıyla, Neron zulmüyle, Osmanlı teşkilatlarıyla, Hz. Ömer adaletiyle kayda girmiştir.

İslam medeniyeti Bağdat'ta, Endülüs'te neşet ederken kurumları esas aldılar. "Beytül Hikme, Beytül İlim ve Nizamiye medreseleri" ilim dünyasının merkezleri oldular.

Sonraki asırlarda bilimsel düşünce kendini yenileyemedi, değişen şartlara ayak uyduramayınca yok olup gittiler. Kurumsallaşamayan, geleneğini oluşturamayan ve ilerlemeye engel olan hiç bir müessese kalıcı olmazdı. Olmadı da.

Örneğin Erzurum Çifte Minareli Medrese ile Paris Sorbone Üniversitesi aynı yıllarda kuruldular ve tarihler 1250 sonrasını göstermekteydi.

Sorbone üniversitesi dünya çapında gerçek bir marka olmayı sürdürürken bizler medreseyi restore etmekten aciziz.

İngitere'de Oxford, Çembriç üniversiteleri Almanya'da ki enstitüler tartışılmaz bilimsel üstünlükleri var.

Osmanlıdan günümüze intikal eden kurumlara baktığımızda Sayıştay, Yargıtay, Deniz, Kara Harb okulları, Kuleli askeri idadisi, Işıklar askeri idadisi örnek gösterilebilir.

1773 yılında Deniz Harb Okulu 1834 yılında Kara Harb Okulu, 1845 yılında Kuleli Askeri Lisesi kurulmuş günümüze kadar gelmiş, kurumsallaşmış, gelenek oluşturmuş Türk Silahlı Kuvvetlerinin "marka" değerleri olmuşlardır.

Osmanlıda modernleşme sürecinde ciddi sıkıntısı çekilen öğretmenlerin yetiştirilmesi için Darulmuallim okulları açılmış ne yazık ki devamlılığı elde edememişti. 1940'da kurulan Köy Enstitüleri ideolojik eğitim yaptıkları iddia edilerek kapatılmış, yerine ikame edilen öğretmen okulları 1978 yılında siyasete kurban edilerek kapatılmış böylece öğretmen yetiştiren kurumların varlığına son verilmişti.

Çapa, Ankara, İzmir Yüksek Öğretmen okulları marka değer olma yolundayken ne yazık ki ideolojik olayların kurbanı olmuş dönemin siyasetçileri tarafından kapatılmışlardı. Yerlerine açılan Eğitim Fakülteleri 36 yıldır bu boşluğu dolduramamış ve dolduramayacak bir görünüm sergilemektedirler. Çünkü geleneği olmayan, devamlılığı sağlanamamış, marka değer olamamış yapılardan sıhhatli sonuç elde etmekte beyhude olmuştur.

Bugün Türk Milli Eğitim Sisteminin iki ana problemi vardır. Birincisi siyasal ve yönetimsel sıkıntı, boşluk, işi kavrayamama, diğeri öğretmen son otuz yıldır yetiştirilememektedir. Öğretmenlik, muallimlik, mürebbilik başlı başına bir özellik iken ne yazık ki geçmiş siyasilerin söyledikleri cümleler bu mesleği yerin dibine batırmıştı.

15 Temmuz darbe süreciyle başlayan ve halen devam eden çalışmalarla suçlu olarak ilan edilen Askeri Liseler, Deniz, Kara ve Hava Harb okulları aynı akıbete uğramaya başladılar.

Dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülkenin kurumsal geleneğinin muhafazası, eğitim sisteminin ıslah edilerek devam ettirilmesi şarttır. Elzemdir. Aksini düşünmek Köy Enstitüleri Solcu Öğretmen yetiştiriyor . O halde kapatalım anlayışıyla aynıdır.

200 yılda oluşan gelenekleri silip atmaktır. Silmek , atmak kolaydır. Yapmak , üretmek, devamlılığı sağlamak zordur. Ben zor olanın seçilmesinden yanayım.

Bu coğrafyada 1243 yılında yapılan Kösedağ savaşıyla yok olan , Ankara savaşıyla fetret dönemine giren, 1870'de Çeşmede yakılan Donanmanın acısıyla perişan olan, 1828-29 Osmanlı -Rus savaşının ortaya çıkardığı göç dalgasının dramlarını hikayeleştiremeyen ve 1918'de dağıtılan ordunun beraberinde işgallere, isyanlara maruz kalan vatanımızın acı sonucunda Türk Milletinin çektiği sıkıntıları tarih kitaplarından okumuş birisi olarak ifade etmekteyim ki kurumları ıslah ediniz, programlarını demokratik ve çağdaş hale getiriniz, fakat ne olur kapatmayınız.

iNSANLARIN, YÖNETENLERİN, ÖZELLİKLEDE SİYASİLERİN YANLIŞLARINI KURUMLARDAN ÇIKARMASI TARİH ÖNÜNDE ONLARI SORUMLU KILAR.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile