Salı, 27 Haziran 2017

           

Hayat... Ne garip ve ne sistemli kelime. Aslında manası çok açık. Ama biz insanlar bazen çok karmakarışık hale getirebiliyoruz. Kimi der ki doğum ile ölüm arasında geçen hengame, kimi der ki bir sınav ve kimisi de der ki farkına geç varılan olgular silsilesi ile dolu bir zaman... Çoğaltılabilir ama neticede iki kapılı bir handa değerlendirilmesi gereken bir zaman bütünüdür.

            Hayat... Ne kadar ağır muhteviyatlı bir kavram. Aslında bir o kadar da bilincinde olunması gereken bir değer. Ama biz insanların genelde gençliğinde ziyan ettiği ve yaşlandığı zaman da arayıp bulamadığı bir "sıhhat" gibi değerini bilemediği eyvahların yankısıdır belkide hayat...

            Hayat... Bir sınav aslında. Rabbimizin müsade ettiği zaman diliminde rızasını kazanabilmemiz için vermiş olduğu bir nimet. Evet nimettir hayat... Bizlere sunulmuş bir armağan ve varlığımızı ikâme edebilmemiz için bahşedilmiş bir nimet. Beşik ile mezar arasında süresi bilinmeyen bir mühlet. Ama başıboş bırakılmayan bir hayat nimeti. Rabbimizin kontrolünde ve çizmiş olduğu hudutlar içerisinde serbest bırakılan bir yaşam. Ama uzun ama kısa... Neticede mezarda son bulacak olan bir ömür. Genç yaşlı, çocuk ihtiyar demeden tabi olduğumuz bir yaşam dünyası.

            Hayat çok yönlüdür aslında. Mesela inanç bakımından ele alınınca bir imtihandır. Neticede ya cennet gibi bir mükâfat ya da cehennem gibi bir kötü nihayet olacak olan bir yaşamın dünyada belirleneceği bir olay olgu mesabesindeki imtihan. Aslolan rabbi rahmanın rızasını kazanmaktır ama fiiliyatlarında bir karşılığı olacaktır. İşte bu karşılığı belirleyecek olan yaşantımızdır yani hayattır...

            Su gibi akıp giden bir ömrümüz var. Ellerimizden akıp giden su tanecikleri gibi. Ve tutmak isteyip de tutamadığımız yağmur taneleri gibi. Veya seyrine dalıp gittiğimiz kar taneleri gibi. Daima bir süreklilik içerisinde devam eden ama durdurulamayan ve özellikle de geri getirilemeyen bir akış. Evet bir akıştır hayat...

            Bu akış içerisinde kiminin hüznü kiminin mutluluğu saklıdır. Birileri ağlarken birileri de gülüyordur muhakkak. Yeni hayatlara şahit oluyorken bazıları, bir mezar başında son bulan bir hayatın tefekkürü içerisindedir bazıları da. Hani dedik ya bir akıştır hayat. İşte bu akış içerisinde aslolan "nasıl" akmasıdır. İşte bu akış bir imtihan. Bu imtihan, yaşam denen nimetin hayat bulduğu an.

            Ve bu hayat, mükâfatı "cennet" olması için rabbi rahmanın rızasına uygun bir akış olmalı evvela. Bu mükâfatı elde etmek için de özellikle gençlik çağlarının çoşkun akışına dikkat edilmeli. Haramlara ve yanlışlara el uzatılmadan, adım atmadan, göz dikmeden, meyledilmeden ve bu haram ve yanlışların hayalini dahi kurmaya fırsat vermeden genç hayatlara sahip olunmalıdır. Özellikle bu tür işleri başarmanın yolu gençlerimize emanet şuuruyla sahip olunmalı ve başıboş bırakılmamalıdır. Faydalı ve verimli çalışmalarla zamanları değerlendirilmelidir. Sportif faaliyetler yapılabilir mesela. Daha da önemlisi kitaplarla arkadaşlık kurdurulmalı. En önemlisi bu olsa gerek. Çünkü kitapların dostluğu ihaneti olmayan bir sadakat ve muhabbeti günden güne artan bir sevgi selinden başka bir şey değildir...

            Hayatımızı ve özellikle gençlik çağlarımızı verimli kılacak en önemli varlık kaynağı "kitaplar"dır. Keşke hayatımız kitaplar arasında dolaşmakla ve mürekkep izlerinde fikir arama telaşı içerisinde geçse. Bu ne güzel hayal ne güzel bir arzu ve ne güzel bir dua. Hayatımızın bahar çoşkunluğu diyebileceğimiz gençliğimiz, kitaplar ve sahifeler arasında dolaşırken ayak izlerimizin mürekkep izlerine karışması, rabbi rahmanımızın rızasını kazanma ve cennet gibi bir mükâfatla neticelenecek bir hayatın ne güzel bir hatırasıdır. Bu hatıra, su gibi akıp giden ömür sermayemizin ilerleyen demlerinde hayırla yâd edebileceğimiz altın değerinde ki bir kıymettir...

            Verilmiş olan hayatımız neticede sınırlı bir ömürdür. Bu ömrün "ne kadar"ı değil "nasıl" geçtiği önemli olduğundan, hayatımızın içerisini güzel ve faydalı her türlü amellerle süslememiz gerekmektedir. Bu ameller Vatana hizmettir, Bayrağa saygıdır, Şehitlerimize şükran ve vefadır, İnancımıza tam teslimiyet ve Devletimize gönülden sadakattir. Kutsal değerlerimize adanmış birer kurban olmalı hayatlarımız. Ve öyle bir hayat ki kabul olunmuş birer kurban gibi. Ve kabul olunması için de sıratı müstakim üzere dosdoğru bir yaşam olmalı ömür sermayemiz...

            Neticede bu hayatımızı dolu dolu ve güzelliklerle geçirmek biz insanların elindedir. Çünkü "nasıl" geçtiği çok önemlidir. Bu hayat boşuna ve beyhûde geçirilecek bir nimet değildir. Hayatımızı ne kadar faydalı ve güzelliklerle dolu geçirirsek bütün hayatımız boyunca mutlu ve huzurlu olmamızda o kadar kolaylaşır. Çünkü yaşam, zor ve çetrefilli. Ama bu boş işlerle uşraşanlar içindir. Çünkü değerlerine hizmette yarışanlar için hayat, çok kolay ve zevklidir. Yaşam; tatlı bir yarış olur o değer peşinde koşturan insanlar için. Çünkü o insanlar hayırda yarışanların ta kendileridir. Bu yüzden hayatları bereketli ve zevkli akıp gitmektedir. Bu bizlerin elinde ve imkânındadır. Bizler, "her zorlukta bir kolaylık vardır" inancıyla mücadele edersek uğraştığımız iş te zevkli olmaya başlar. Bu şekilde başarıya götüren her bir fiil bizlerin hayatını dolu dolu yaşamasına sebep olacaktır.

            Bu nedenle sınırlı olan ömür sermayemizi daima verimli iş ve amellerle geçirmeliyiz. Boş ve kuru gürültülerden uzak durmamız bizleri hayatımızın bereketli kollarına düçar edecektir. Bu dünya bizlerin hayatında bir tarladır. bunun şuurunda olmamız gerekmektedir. Ve bu tarla da bizlerin bu dünya hayatı boyunca ahireti için ekip, ahirette de dünya hayatında ektiklerini biçeceği bir mahsül tarlasının ta kendisidir.

14.04.2017

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile


Palandöken Belediyesi
Aziziye Belediyesi