Perşembe, 30 Mart 2017

Şiire Dair Plansız Bir Değini

Şiir ne ki?
Efkârımca, yazılan bir “şey” değil şiir.
Belki yazıya geçirilen, eğer geçirilmek istenirse elbette…
Evet, bir de bu var; metne dökmek, dökmeyi istemek eylemi var.
Ve o da söylenilenden duyulduğu, duyulandan anlaşıldığı, anlaşılandan da kelimelerin razı edilip de yansıtılabildiği kadarıyla...
Evet, şiir yazılan bir “şey” değil ve yazılanlar ise asla “içses” yüzdesi önemli boyutta metinler değil.
Onun için; haddimizi, yerimizi, yolumuzu ve tesirli yahut tesirsiz menzilimizi bilmeliyiz “insanlar” olarak.
Böyle düşünüyorum, Allah kabul etsin.

* * *

Derin ve uzun bir mesele olduğu için açılmayalım şimdilik, mahallemizde yürüyelim.
Şiir metni yayımlayan dergilerden bazılarını hatırlayalım ülke genelinde: Türk Edebiyatı, Varlık, Hece, Dergâh, Ay Vakti...
Hatırlayarak burada andığım bu dergiler, en azı yirmi küsur sayıdır, en fazlası ise yüz on sayıdır her ay düzenli olarak aldığım, daha eski sayılarını da temin ettiğim dergiler…
Yedi İklim, İtibar, Kitap-lık uzun sayılmayacak bir dönem aldığım, Herfene ise birkaç kıymetli dostun hatırı sayılır bir süre ikram ettiği ve her sayısını huzurla okuduğum, önemsediğim bir dergi oldu “idare eder denilebilir” dergi arşivleme serüvenimde...
Ve bir de yerelde çıkan dergiler, bebek kokan, çiçek kokan; seven, sayan kardeşlerimizin hediye ettiği…
Bütün bu dergilerde yayımlanmış şiir metinlerinin hepsini okumaya vaktim olmadı; fakat sadece bu dergilerin -özellikle başta saydığım beş derginin- belirttiğim zaman aralığındaki sayılarında okuduğum şiir metinlerinin içinde bilmiyorum ki toplamda yirmiye yakın şiir okumuş muyumdur şiir oluşuna “Eyvallah!” dediğim.
Unutmadan belirteyim; bunu söylerken yerelde çıkan dergilerdeki şiir metinlerini ayrı tutmak istiyorum ve bu isteğimde son derece ciddiyim.
Ve şunu demeye gerek olmadığını dahi utanarak söylüyorum ki; ben elbette bir şiir metni ustası değilim; fakat en samimi duygularımla sunduğum özrümü kabul ediniz, şiirin temelde ne olduğunu ve ne olmadığını “yeterince” biliyorum.
Okumayı öğrendiğimden beri “okuyor” oluşuma ek olarak; edebiyat mezunu olmama rağmen -acı bir hakikattir ki- edebiyatçı olamasam da, çok sayıda şairin biyografisini ve şiirini okumuş olmama rağmen bir “tezkireci üslubuyla” tavır takınmaktan gerek ar etsem de ve gerekse yeri geldiğinde ihtiyaç duyduğum halde hatırlamasam da ve ayrıca, izlediğim kadarıyla, bildiğini söyleyenlerin belki tamamına yakınından ana hatlarıyla çok daha “farklı biliyor” olsam da; evet, şiirin ne olduğunu da ne olmadığını da “kendime yetecek ve yakınlarımla paylaşmaya cesaret edebilecek kadar” biliyorum.
“…biliyorum.” deyişimin sırtını yasladığı ve güven duyduğu değeri ispat etmeye, sergilemeye niyetim de ihtiyacım da yok.
Belki gücüm de yoktur, Allah doğrusunu bilir ki ve O dilerse olur, dilemezse olmaz ki...

* * *

Bu okuduğunuz, bir “bir şeyleri ispat” yazısı değil.
Şiirle ilişkisi olduğunu düşünen bir insanın şiirin ne olduğunu ve ne olmadığını biliyor oluşunun diğer ilişkili kimselerce kabul edilmesi için ve -her ne kadar bir türlü hazmedemediğim bir unvan olsa da- “şair” sayılabilmek için yerel veya ulusal bir dergide şiir yayımlatmış olmaya asla gerek olmadığı düşüncesindeyim.
Aynı düşüncem, bir kitabın kapağına isim yazdırmış olmak, bir radyo veya televizyon programına konuk olmak yahut “dolu veya ‘kalabalık’ bir salona” hitap etmek eylemleri için de geçerli; evet bu düşüncedeyim.
“Şiirin değil şiirin metninin dikkate alındığı” ortamların toplamından müteşekkil bir ulu ortamda, benimsediğim bu düşüncenin içeriği ve hedefi de “virgülün güneyindeki” rakam kadar bile önemli değildir ya, bu da ayrı bir budanası dal...

* * *

Buraya kadar söylediklerimle ilk bakış ve düşüncede çelişiyormuş gibi görünecek -belki de gerçekten çelişen- cümleler metnederek susmak istiyorum; fakat isim vermek eylemi var ya isim vermek eylemi!
Hele ki -hamdolsun Allah’a- yorgun oğlu yorgun bir zihnin emanetçisi olan bu adamcağızın yapacağı en son eylem bile değil şu “isim vermek” eylemi!
Yine de bu riske gireceğim, yine de söylemeden susmak istemiyorum ve bunu sadece kendim için de istemiyorum.
Çok kimseyi temsilen sadece üç isimle, yaş olarak emsallerim sayılacak üç dost ile dindirmek istiyorum bu isteğimi:
İbrahim Adem ne yaşıyorsa metne döksün ve metne döktüklerini de bir kitapla veya her ne vasıta ile olursa olsun, paylaşsın istiyorum.
Muhammet Burak Taş ve Muhammet Lütfü Avcı kardeşlerim “içseslerini” yeniden yeniden yeniden ve daha sıhhatli, daha sık periyotlarla dinlemeye koyulsunlar ve duyduklarını da not alsınlar istiyorum.
Çünkü arşivimdeki yüzlerce edebiyat dergisindeki belki bin küsur şiir metni içinden seçip de “Eyvallah!” dediğim o yirmiye yakın şiirden sayıca ve samimiyet olarak daha ötesini…
Her neyse…
Hâsılı; sanırım olmayacak bir istekte bulunmuyorum.
Tamam, işte, sustum.

Abdulkadir Öğdüm

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet