Yazı Detayı
24 Şubat 2018 - Cumartesi 21:20 Bu yazı 2387 kez okundu
 
Yalan ve iftira mitolojiyi gerçek etmez
Selami SAYGIN
selamisaygin@gmail.com
 
 

Yüz yıldan beri Türkiye’yi şekillendiren Kemalizm’in yetersizliğini vurgulayan herkesin başı beladan kurtulmuyor. Bir hukuk skandalı sayılacak 5816 vb yasal engellerle Kemalizm’in bilimsel eleştirisi engellendiği gibi böyle bir eğilimi olanların unvan sahibi olmaları, akademik çalışma yapmaları da imkansız hale getiriliyor. Bununla da yetinmeyerek bilimsel eleştiri sahibi olan hemen herkes olur olmadık işler için toplumsal bir linçe uğratılıyor. İftiralara, hakaretlere, aşağılanmalara maruz bırakılıyor.

Kemalist cephenin giderek artan bir şekilde en büyük fobisi Kadir Mısıroğlu’dur. Ona hakareti, küfretmeyi “bir ulus” görevi bilmektedirler. Onu itibarsızlaştıracak her işi sabah akşam tekrarlamaktadırlar.

Aslında bu tür yazılar, haberler dikkatle ele alındığında meselenin Mısıroğlu meselesi olmadığı teslim edilecektir. Çünkü Mısıroğlu’ndan başlayan eleştiri zinciri, Nazım Kıbrısi’ye oradan N.F. Kısakürek’e kadar geniş bir yelpazeye uzanmaktadır. Adı geçenlerin vb şahısların tamamı “İslamcı” bir torbaya atılarak, oradan hareketle İslamcılık mahkum edilmeye itibarsızlaştırmaya çalışılmaktadır.

Vay efendim bunlardan hangileri İngiltere vatandaşıdır, hangileri 12 Eylül 1980 askeri darbesinde Almanya’ya İngiltere’ye giderek sığınma talep etmiştir gibi akla hayale gelmeyecek sorularla “İslamcılığın ne ölçüde kabul edilemezliği, batı kaynaklı ve batı destekli olduğu” nakarat gibi tekrarlanmaktadır.

Elbette bu tür yazılar haberler konuya vakıf olmayanlar için, İslamcılık hakkında önyargılı olanlar için bir değer taşımaktadır. Ancak bu tür yazılar haberler belirli zaman aralıkları ile giderek tekrarlanan bir siyasal propaganda içeriğini aşamamaktadır.

Mısıroğlu gibi 1971 askeri darbesi tecrübesini yaşamış olanlar 1980 askeri darbesinde ne yapacaklardı? Sonraki dönemlerde Kemalist cephe beğensin diye Türkiye’de kalarak senelerce işkence altında hapis mi yaşayacaklardı? 1980 darbesinde yurt dışına giden İslamcıların oranı nedir? Sol/Sosyalist çevrelerden gidenlere göre çok daha azdır. Eğer böylesi bir gidişle bir inanç/bir görüş değersizleşecekse bundan en az etkilenecek olan İslamcılık akımıdır.

Darbe döneminde İslamcılar nereye gidecektir? Türkiye’nin hangi komşusu siyasi mülteciler için elverişlidir? Hiçbirisi. Mısıroğlu, batı emperyalizminin kuklası Saddam Irak’ına mı ya da Hafız Esat Suriye’sine mi gitseydi? Avrupa ülkelerinde siyasal mülteci olmak kerih bir işse geçmişten günümüze en çok Avrupa ülkelerinde siyasal mülteci olanların Kemalist/sosyalist kimseler olduğunu hatırlamak faydalı olur.

Kemalistlerin en yaygın işlerinden birisi de sapla samanı bilerek ve isteyerek karıştırmalarıdır. Şeyh Nazım Kıbrısi, İslamcı çevrelerin en çok nefret ettiği bir isimdir. Yapıp ettikleri asla beğenilmez. Gurbette zor günler geçiren Mısıroğlu, Şeyh Nazım’dan gördüğü yardımlara duyduğu minnet borcundan dolayı onu takdir eden konuşmalar yapmış olabilir. İyilik gördüğü bir insana sövüp sayması zaten beklenemez. Bunun ötesinde söyledikleri de kişisel görüşleridir ve bir camiayı bağlayan temsil eden bir içeriğe sahip değildir.

Merve Kavakçı’nın Şeyh Nazım’a bağlılığı İslamcılığın hangi görüşüne uyabilir? Açıktır ki Kavakçı’nın yaptığı kendi tercihidir, kendi yanlışıdır. Şeyh Nazım’ın İngiliz vatandaşlığı da İslamcılığı “İngiliz kökenli” eder mi? Saldırganlığı cehaleti yaşam tarzı haline getirenlere göre edebilir. Oysa işin gerçeği, 1960’a kadar Kıbrıs adası bir İngiliz sömürgesiydi. Dolayısı ile Kıbrıs’ın Rum’u da Türk’ü de İngiliz vatandaşı sayılır, ona göre pasaport verilirdi. Şeyh Nazım’ın bu çerçevede İngiliz vatandaşlığından İslamcılığın aleyhine bir delil çıkarmak ancak Kemalist cenahta görülebilecek bir hafiflik örneğidir.

Ayrıca Kemalist veya İslamcı kesimden kimlerin İngilizler tarafından satın alınabildiğinden önce İslamcılığı var eden ilkelerle Kemalizm’i var eden ilkelerin ne ölçüde İngilizlere yakın olup olmadığına bakmak daha tutarlı ve saygı değer bir tercih olacaktır. Şeyh Nazım İngiliz istihbaratı tarafından satın alınmış, o yüzden de İngiliz kraliyet ailesini bile peygamber soyundan ilan edecek ölçüde kendinden geçen bir cezbe halinde olabilir. Ancak Şeyh Nazım bu haline rağmen İngilizlerin diz bağı nişanını alabilmiş değildir. Sormak lazım değil midir ki İngilizler dünyada kimlere ne amaçla diz bağı nişanını vermektedirler? Türkiye’den kimler hangi üstün hizmetleri karşılığında İngiliz diz bağı nişanını almıştır? Bu sorunun cevabı olacak bilgiler, Mısıroğlu’nun fesinden önemsiz değildir. Üstelik fesi bir aşağılama sebebi bilerek sağa sola saldıranlar, uğruna darağaçlarının kurulduğu şapkanın kimlere ait olduğunu niye hatırlamıyorlar? Tarihte fes örtmeyenleri fes eleştirenler için, özel mahkemeler, dar ağaçları kurulmuş mudur? Elbette hayır. Ama şapka takmayanlar için, şapka eleştirisi yapanlar için özel mahkemeler ve darağaçları kurulmuştur. Üstelik şapka meselesinden dolayı Erzurum’da kadınların bile idam edildiği bilinmektedir.

Bazı çevreler işte bu tür kanlı, şaibeli geçmişlerini örtmek için durmadan Mısıroğlu gibi insanlara oradan da İslamcılığa saldırmaktadırlar. Ancak bu yaptıkları asla Kemalizm’e itibar kazandırmadığı gibi Kemalizm’in geçmişini de ibra etmiyor. O kanlı katliamlı geçmiş olduğu gibi durmaktadır. Mısıroğlu işte o geçmişi insanlara hatırlatıyor. O geçmişe ayna tutuyor. Saldırganlık ve iftiracılık Kemalizm’i iflah etmez, topluma kaybettirdiklerini de unutturamaz.

 
Etiketler: Yalan, ve, iftira, mitolojiyi, gerçek, etmez,
Yorumlar
Haber Yazılımı