Yazı Detayı
25 Şubat 2018 - Pazar 01:20 Bu yazı 2113 kez okundu
 
Sorular sorular…
M.Hanefi İSPİRLİ
m_h_ispirli@hotmail.com
 
 

 

Yıllarca, hüzne konuk yaşamanın verdiği ezici baskıyı, artık alışkanlık haline getirmişti... Hatta öyle bir hâl ortaya çıkmıştı ki kendi gördüklerinin, hıssetiklerinin, yaşadıklarının dışında kalanların; “Ben böyle olacağını biliyordum...” diyerek anlamlı anlamlı kafa sallamalarına gülüp geçiyordu.

Aslında söylenecek o kadar çok şey vardı ki... Düşündüğü, sıkıntısını çektiği, ezasına katlandığı, kendini mahkûm ettiği yaşama biçimlerine tutunamadığını zannedenlerin sayısının artmasını istiyordu.

Yıllar süren okumalarının, beyin karıncalanmalarının, devinimlerinin, eline geçen dünyalık fırsatları tepmelerinin sonucu olan düşünce sistematiğinin;  biriler tarafından çalınıp çalınıp kendininmiş gibi sunulmasına bile artık içerlemiyordu.

Belli belirsiz bir hâkimiyet hissini onlara verirken; yıllardır karşısında susmak ve başkalarından delil getirmekten ayrı yolu olmayanların dudaklarını dolduran tebessümü bile, onlara kendisinin hediye ettiğini biliyor; acılı bir iç çekişle gülümseyerek karşılık veriyordu. Bıraktığı yerde saymayı kendine ilke edinenlerin dünyaları açıldıkça açılıyor; sır gibi gösterilen esrar perdeleri varmış gibi htirilen bütün olup biteni gördükçe de, yumruklarını gevşetiyordu... Garipti, ama gevşeyen sadece yumrukları değil, yüreğiydi de... Yüreğinin gevşemesini kimsenin göreceği yoktu. Zaten kimsenin aldırdığı da yoktu. O, bütün bunların bilincinde; oturduğu, yanlarında bulunduğu kişiliklerin ele veriliş biçimlerini seyrederken hep susuyor; ağzını kapattığını, artık karışmadığını söylüyordu. Öbürleri yine muzip muzip gülüyorlardı.

Ya da, ikinci dereceden tanıdıklarının yanında ümmi bir şekillenmeyi yansıtarak erbâb-ı kalem; erbâb-ı siyaset, erbâb-ı maarif v.s. gibi üstatların konuşmalarını büyük bir hayranlık ve beğeni ile, ağzı açık takip ediyordu. Herkes bu yeni durumdan memnundu. Hatta bazılarının, ellerine fırsat geçmişken ezmeye yönelmelerine içten içe kahırlanıyor da olsa onları da hoşgörü ile karşılıyor ezilmiş adamlara has uyduruk ifade ile “ aman efendim, peki efendim” türünden acziyetler gösteriyordu.

Yüreği ezilmişlerin duracağı yer, neresidir Yarabbi? Bütün akılların, bütün yıllarca kurulmuş dostlukların bir kalemde berhava edilmesinin sebebini bilebilecek akıllara, ne zaman sahip olacağız Yarabbi! Bizlerin elinden tuttuğunu iddia edenlerin, giderken kolumuzu da beraberlerinde götürmelerinin sorumlusu kimdir Yarabbi?

Sorular sorular... ne de çoktur sorular. İçi dışına, dışı içine çekildikçe aptal bir ukdeye dönüşen, sapkınlaşan dünyanın çivisini yerinden sökmek için neden bu kadar kırıcı olunduğunu anlayamıyordu adam... O’nun, ölümden korktuğuna dair rivayetler bile dolaşıyordu. Ne de olsa yaşı kemale, aklı zevale ermişlerdendi... Görenlerin, durmadan brifing verir gibi karşılarına alıp konuşmaları da, bunun çarpıcı bir örneğiydi...

O, bütün bu olup biteni sessiz sessiz izlerken hâlinin umumi manzarasını da ister istemez hissediyordu. Hayalden ibaret bir dünyada acılara, yaslanarak yaşamaktan başka çıkar yolu yoktu. Adam olmak için de acılara yaslanmaya gerek yoktu aslında... Uyarıcıların uyarılarına kulak vermemiş olsaydı, canı çok yanacaktı; ama O’nun  durumu çok farklıydı. Ve bu duruma da, kendisi talip olmuştu. Anlaşılmayı beklemiş olanların tarihinin önünde eğiliyor, dualarını gizlice gönderiyordu. Riyakarlıkların, fesadın, yercilleşmenin soluksuz yoğunlaşmasının önüne geçmenin imkanı yoktu belki; ama bunlara kendini kaptırmamanın arayışlarıydı yaptıkları.

Karşısında konuşan et-kemik yığınlarının kafatasları; dışındakilerle, yeryüzüne ot olarak yeniden dönecekleri günü hayal ederek gülümsüyordu. Karşısındakiler de hederi ele geçirmiş olmanın rahatlığıyla durmadan at koşturuyorlardı. Tarihin bukelamun yüzlerinde kendine yer edinen zavallıların başkaca da hakları yoktu zaten. Olup biten bundan ibaretti.

Bu olup biteni seyretme hakkını da, kendinden hiç kimse alamazdı... Uykusuzlukları, yaşlılığı, olur olmaz somurtmaları, hakkında söylenenler, hiçbir şey, O’nu ilgilendirmiyordu, ilgilenenlere de kızıyordu.

Bütün mesele buydu.

 

 
Etiketler: Sorular, sorular…,
Yorumlar
Haber Yazılımı