Yazı Detayı
09 Ekim 2017 - Pazartesi 16:37 Bu yazı 726 kez okundu
 
Şarapnelin kopardığı kol ve toprağa damlayan kan
Abdurrahman ZEYNAL
a.zeynal@hotmail.com
 
 

Münadiler davul çalıp, avazlarının çıktığı kadar bağırıyorlar. Duyduk duymadık demeyin, Padişahımız Efendimizin fermanı var....!

Kutsal Cihat ilan edilmiştir..! Askerlik çağında olanlar, askerliğini yapmış olanlar silahaltına alınacaktır. Duyduk duymadık demeyin ..! En yakın asker toplama merkezine uğrayın....!

Yaşı kemâle ermiş, 93 harbinin dehşetli anlarına tanıklık etmiş, acı tatlı bir hayat sürmüş olan Hüseyin Ağa elini aklaşmış sakalına götürmüş, bir müddet düşündükten sonra tek oğlunu aynı zamanda evli olan Ahmet'ini Ağustos sıcağında buğday tarlalarından çağırmış, evladım git eve, hanımınla, çocukların Mehmet ve Aliyle kucaklaş, helalleş, azığını hazırlasınlar. Yarında arkadaşlarınla birlikte yola çık.. Haydi, evladım iş başa düştü derken, gözlerinden yaşlar geliyordu.

Ağustos 1914. Aşkale'de toplanan yüzden fazla asker adayı dualarla, tekbirlerle Erzurum'daki toplanma yerlerine uğurlanırken minarelerden Ezan'lar okunuyordu.

Ahmetler, Mehmetler ve daha nice yiğitler iki günlük yolculuktan sonra tarihi İpek yolunu takip ederek, Karabıyık Hanlarını, Evrenli hanlarını, Alaca Köyü'nü geçerek Ilıca'ya gelmiş, gece burada konakladıktan sonra sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola çıkmış, akşama doğru Erzurum'daki birliklerine teslim olmuşlardı.

Askerler toplandıkça kışlalarda yatacak yer kalmamış, ahırlar, merekler, kahvehaneler otele dönüştürülmüştü. Askerler bir taraftan talim yaparken, kışında ayak sesleri gelmeye başlamıştı. Hani "yedi dağa, bir bağa" dedikleri gerçekleşmek üzereydi.

Karavana yetersiz, askerin üstündeki elbiseler ise yaklaşan felaketin habercisi durumundaydı. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'na girince Erzurum Cephe hattı olmuş, 9-10 ve 11. Kolordular Allahu Ekber, Soğanlı Dağlarında, Horasan, Azap, Köprüköy hattında Ruslar ile göğüs göğüse çarpışamaya girmişti.

Eksi kırk derecedeki soğuklar, tipi, fırtına, kar yanında açlık, susuzluk, bit, pire, tifo, tifüs tüm şartlar Ahmetlerin, Mehmetlerin aleyhine gelişmişti. Ölen, yaralanan ve esir düşenlerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyordu.

Kışın dehşetli ayazında Köprüköy tepeleri top sesleri ile inlerken kulak zarları patlamakta, kurşun sesleri havada vızıldamaktaydı. Bir tarafta Allah Allah sesleri yeri göğü inletirken diğer tarafta Hurra sesleri etrafa yayılıyordu. Tam savaşın dehşetli anlarında patlayan bir top mermisinden kopan şarapnel parçası Ahmet'in koluna isabet etmiş, yaralanmış, sol kolu kopmuş, yarı baygın halde düşmana esir düşmüş, tedavi için Kars'a oradan Tiflis'e, derken Orta Asya bozkırlarındaki esir kamplarına gönderilmişti.

Ahmet aylarca süren aç- susuz ve uykusuz günlerden sonra diğer esirlerle acıklı bir sürgün hayatı yaşamaya başlamıştı. Aklında, hayalinde evde bıraktığı eşi Ayşe, oğulları Mehmet ve Ali rüyalarını süsler olmuştu. Hep onları düşünüyor, kurtulacağı günün hayalini kuruyordu.

Türkistan'daki Türk kardeşleri esir kamplarındaki Türk birer, ikişer kaçırıp Çin üzerinden Japonya’ya veya Tanrı, Altay ve Himalaya dağlarını geçirterek Hindistan'a derken Avrupa'ya veya Basra körfezi yoluyla Anadolu'ya göndermeye çalışıyor, gitmeleri için ellerinden gelen tüm yardımları yapıyorlardı.

Ahmet ve bir gurup arkadaşı bir yolunu bulup esir kampından kaçmışlar, Taklamakan, Karakurum çöllerinin dehşetli gündüz sıcağından, gece ayazından geçerek, tanımadıkları coğrafyalarda güneye gitmiş, Himalaya Dağları'nı aşarak Yeni Delhi'ye ulaşmışlardı.

Yolar uzun, yıllar geçmek bilmiyordu. Memleket hasreti burnunda tütüyordu. Kasabasından ayrılalı dokuz yıl olmuştu. Ahmet'in arkadaşlarından bir kısmı yollarda hayata gözlerini yummuş, geri kalanlar Bağdat üzerinden İngilizlerin kontrolünden geçerek Anadolu'ya ulaşmıştı.

Nihayet Ahmet o acılı yılları geride bırakmış, aç, susuz, yarı çıplak, perişan bir halde sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kasabasına girmiş, doğup büyüdüğü, eşini, çocuklarını, ana ve babasını bıraktığı ocağına doğru yürümeye başladı. Fakat yürüdükçe içinde bir ürperti başladı. Yanmış evler, yıkılmış kerpiç duvarlar, içinde korkunç fırtınalar oluşturuyordu. Ya kendi evleri yıkılmışsa, ya ana ve babası ölmüşse, ya eşi ve çocukları yoksa...!

Yüreğinden kopan fırtınalar ayaklarının dolaşmasına sebep olurken yüzünde göremediği tarif edilemez acının izlerini oluşturuyordu. Bir ayna olsa da bir cemalini göreydi... Belki kendisi de korkardı. Nihayet acıya, daha fazla dayanamadı ve bir köşe başında yere yığılarak bedeni kas katı kesildi. Durumu gören mahalleli, saçı sakalı bir birine karışmış, bu tanıyamadıkları yabancının yardımına koştular. Bir yudum su içirip kendine gelmesini beklediler.

Neden sonra kendine gelen Ahmet etrafa solgun gözlerle bakarken acaba beni tanıyan biri çıkar mı diye epey bekledi. Artık geçen dakikalar içinde ümidi kesilmişti. Dile kolay dokuz yıl geçmişti. Askere giderken delikanlıydı. İki eli de sapa sağlamdı. Şimdi ise saçları ağarmış, beli bükülmüş, tek kolu kalmış, yüzü kırış kırış olmuş, tüm acıların izini taşıyordu. Böyle birini kim tanıyabilirdi.

Neden sonra kendine yardım edenlere sordu: Hüseyin Ağa diye birisini tanıyor musunuz? Onun Ahmet adında oğlu ve Ayşe adında bir gelini ve torunları vardı...!

Mahalleli uzun uzun düşündükten sonra öyle birilerini tanıklarını söylediler bu yabancıya. Ahmet'in gözleri birden ışıldamış, dizlerine fer gelmişti. Birden peki onlara ne oldu? Diye söylenirken etraftan belli belirsiz sözlerle Hüseyin ağanın oğlunun hasretine dayanamayarak öldüğünü, Rusların kasabayı işgal etmeleriyle birlikte kasabalının memleketlerini terk edip muhacir olarak gittiğini anlattılar. Ahmet peki geriye dönen olmadı mı? Diye sorunca aldığı cevap iyice tükenmesine sebep oldu. Giden gitmiş, gelende olmamıştı. Geçen saatler içinde büyük ümitlerle geldiği kasabasında kendini tanıyan biri bile çıkmamıştı..! Son bir gayretle evlerin bulunduğu sokağa yöneldi. Gözlerine inanamadı...! Geride kalan yıllar içinde baba evlerinden, çocukluğunda koşup oynadığı sokaklarından geriye eser bile kalmamıştı..

Boş sokaklarda ağlayan gözlerle dolaşırken mahalleli bu bir kolu olmayan saçı sakalı birbirine karışmış, tanımadıkları bu yabancıyı merak etmeye başladılar. Fakat kendileri Kafkaslardan gelen muhacir oldukları için fazla bir şeyde sormadılar, soramadılar.

Ahmet yorgun adımlarla kasabanın tek kahvehanesine doğru giderken gözünden dokuz yıl önce bıraktığı yaşlı babası, eşi ve çocukları, akrabaları ve şirin kasabası gözlerinin önünden sinema filmi gibi akıp gitmişti.

Soğanlı Dağları'nın soğuğuna mı, Rus askerlerinin esir muamelesi yaptıkları günlere mi, Orta Asya bozkırlarının değişen hava şartlarına mı, Himalaya dağlarının yol vermez engellerine mi? Basra körfezinden yukarıya doğru kötü muameleye uğradıkları, İngiliz’in ettiklerine mi acısın ? Yoksa Erzurum'dan gelerek kasabası olan yerde evlerinin yıkılmış olmasına mı? Babası ve ailesinden bir iz bile bulamamasına mı ağlasın?

Fırtınalar , fırtınalar, fırtınalar ...

Artık her şeyini kaybettiği, kendisini yabancı htiği öz kasabada duramazdı. Gitmeliydi... Akşam karanlık çökmek üzereydi. Son bir gayretle ayağa kalktı... Çocukluğunun, ailesinin yaşadığı kasabasına son bir gayretle baktı...

Gözleri yaşlıydı. Yüreği acı içinde kıvranıyordu. Sırtındaki heybesiyle giderken kahvedekiler nereye gidiyorsun? Gitme, kal demelerine aldırmadan yürüdü yürüdü...

Dudaklarından fısıltı şeklinde şu sözcükler döküldü: Efendiler ; nereye gittiğimi ne diye sorarsınız...!

Ben size geldiğim yeri söyledim ya... ! Yetmez mi? Gideceğim yerin bundan sonra ne önemi var....

 
Etiketler: Şarapnelin, kopardığı, kol, ve, toprağa, damlayan, kan,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
17 Eylül 2018
Erzurum'un Yeni Milli Eğitim Müdürünü Neler Bekliyor?
341 Okunma.
09 Eylül 2018
Duymak istemiyorum!
405 Okunma.
02 Eylül 2018
Erzurum'da Eğitim Çıkmazı ve Yeni Müdürden Beklentilerimiz
392 Okunma.
29 Ağustos 2018
TÜRK ORDUSU VE ZAFER BAYRAMI
290 Okunma.
13 Ağustos 2018
Türkiye-ABD'nin 71 yıllık müttefikliği üzerine
843 Okunma.
05 Ağustos 2018
ERZURUMUN ALTIN YILLARI(1948-1985)
462 Okunma.
03 Ağustos 2018
ERZURUM RADYOSU KAPATILMASIN
232 Okunma.
30 Temmuz 2018
OSMANLI TOPLUMU VE BÜROKRASİ
302 Okunma.
23 Temmuz 2018
23 TEMMUZ ERZURUM KONGRESİ
524 Okunma.
17 Temmuz 2018
Mehmet Sekmen Başkanıma Açık Mektup
348 Okunma.
06 Temmuz 2018
ERZURUM'DAN NARMAN'A
584 Okunma.
04 Temmuz 2018
Adalet Yine Adalet
302 Okunma.
27 Haziran 2018
Taş Kalpli!
537 Okunma.
07 Haziran 2018
Prof. Dr. EROL KÜRKÇÜOĞLU
963 Okunma.
03 Mayıs 2018
2026 KIŞ OLİMPİYATLARI ERZURUM'A
1219 Okunma.
28 Nisan 2018
Özlemim...
441 Okunma.
13 Nisan 2018
Milli Eğitim Bakanlığı Tartışılırken
623 Okunma.
05 Nisan 2018
Acı, Dram ve Çaresizlik
410 Okunma.
02 Nisan 2018
Gün Batımında Erzurum Ovası
548 Okunma.
29 Mart 2018
Milli Eğitim Bakalığı'na Açık Mektup
616 Okunma.
26 Mart 2018
Erzurum sokaklarında kısa bir tur
463 Okunma.
21 Mart 2018
BİBİLİK oyununu oynadınız mı?
824 Okunma.
13 Mart 2018
12 Mart Erzurum'un Kurtuluşu ve Yapılan Yanlışlar
1276 Okunma.
05 Mart 2018
Mehmetçik Vakfı ve Afrinde Mehmetçik
866 Okunma.
14 Şubat 2018
İnsan ve Şeytan Arkadaş Olursa
845 Okunma.
02 Şubat 2018
O, Bizim Namusumuzu Korudu
518 Okunma.
26 Ocak 2018
İbrahim Erkal Kültür Merkezi
658 Okunma.
23 Ocak 2018
Kan Sınırları Haritasından Afrin'e
580 Okunma.
11 Ocak 2018
Topdağı Caddesi'nden Mecidiye Tabyası'na
633 Okunma.
06 Ocak 2018
Sarıkamış Anma Törenleri ERVAK'ın Eseridir
579 Okunma.
02 Ocak 2018
2017 yılı Erzurum Değerlendirmesi
527 Okunma.
27 Aralık 2017
Şehit oldular...
564 Okunma.
16 Aralık 2017
Erzurum'da kapanan fabrikalar
851 Okunma.
07 Aralık 2017
Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın Kısa Tarihçesi
720 Okunma.
25 Kasım 2017
Kanmayın, kandırılmayın, kandırmayın...
704 Okunma.
23 Kasım 2017
Öğretmen Olmak
655 Okunma.
16 Kasım 2017
Taziye Çadırı Kaldırılsın!
1114 Okunma.
11 Kasım 2017
140 yıl sonra Aziziye Tabyalarına yürümek
666 Okunma.
08 Kasım 2017
Eğitimde Kısır Döngü…
588 Okunma.
06 Kasım 2017
İftira olmuştan beterdir
677 Okunma.
27 Ekim 2017
Cumhurıyete giden yol
692 Okunma.
26 Ekim 2017
Milli Mücadele Erzurum'dan Başlıyor-3
735 Okunma.
21 Ekim 2017
Milli Mücadele Erzurum'dan Başlıyor-2
810 Okunma.
14 Ekim 2017
Milli Mücadele Erzurum'dan Başlıyor-1
799 Okunma.
04 Ekim 2017
Kağızmana Ismarladım Nar Gele...
772 Okunma.
02 Ekim 2017
Yöneticilerde İtikafa Girse
677 Okunma.
27 Eylül 2017
Eğitimde her değişim iflasın göstergesidir
797 Okunma.
23 Eylül 2017
Ciddi, Ciddiyet,Ciddi Olmak..!
853 Okunma.
19 Eylül 2017
ERZURUM'DA BİR MEKÂN: HAMZAHANE
761 Okunma.
Haber Yazılımı