Yazı Detayı
24 Mayıs 2018 - Perşembe 20:39 Bu yazı 1553 kez okundu
 
“Millet Bahçesi” mümkün mü?
D.Mehmet DOĞAN
dmdogan@gmail.com
 
 
İşte bu güzel haber! Son zamanlarda dışarıda ve içeride üretilen olumsuz haberlerin seçimi etkileme amaçlı olduğu şüphe götürmez. Seçim sath-ı mailinde (eğik yüzeyinde) böyle haberler üretilmesi şaşırtıcı değil.

“Manipülasyon” böyle zamanların vazgeçilmezi. Manipülasyon’u Fransızcadan Türkçeye Küçük Lügat’ta Hasan Bedreddin şöyle açıklıyor: 1. El ile imal. 2. Su-i istimal (kötüye kullanma). 3. Hile.

Seçim yaklaşıyor, her türlü hile, kötüye kullanma beklenir!

İyi haber Cumhurbaşkanımızın bir televizyon programından. İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanı inşaa ediliyor; Cumhuriyet’in 95.yıldönümünde açılacak. Bu durumda bir süre sonra emektar Atatürk Havalimanı’nın devre dışı kalacağı tahmin edilebilir. Peki ne olacak asırlık Yeşilköy hava alanı?

Böyle zamanlarda spekülasyonun (dayanaksız atmanın) bini bir paradır. İlk akla gelen, bu kadar geniş ve kıymetli arazinin ranta tahvilidir. İnşaat firmalarının hayallerini süsleyen İstanbul’da altın değerinde bir arazi...

Tayyip Bey’in televizyon mülâkatında söyledikleri Yeşilköy arazisinin geleceği ile ilgili olarak büyük değer taşıyor. Bu arazi Millet Bahçesi olacak!

“Millet bahçesi” 19. yüzyılın sonunda “park”a karşılık kullanılmış bir ibare. Bahçeler şahsî ve İstanbullar o yıllarda ekseriya bahçeli evlerde oturuyorlar. İlk defa umuma mahsus bir yeşil alan oluşturuluyor ve buna “park” değil, “Millet Bahçesi” deniyor. Nerede bu “bahçe” Üsküdar’da, Çamlıca’nın eteklerinde. (Galiba şimdi belediye adını “Millet Parkı” oarak değiştirmiş!)

“Millet Bahçesi”nin veya park yerine bahçe kelimesinin şehirciliğimize dönüşü fevkalade olumlu. İnşaallah ömrümüz yeterse, İstanbul’un yeni Millet Bahçesi’nde nefeslenir buradaki havalimanı ile ilgili hatıralarımızı yad ederiz!

Derin Tarih’in Haziran 2016 sayısında bu konuyu yazmıştık: Canım “bahçe” nasıl “park” oldu?

Meraklılarına tekrar sunuyoruz:

 

Bahçe nasıl park oldu?

*

1992’te Türkiye Yazarlar Birliği heyetinin bir ay süren Türkistan seferinde Taşkent’in en büyük parkını gezerken, iki Türkiye (Türkistan ve Türkiye) arasındaki kültürel farklılaşmalardan biri daha karşımıza çıkmıştı: “Nevaî Bağı”ndaydık!

Özbekler en büyük şairleri Ali Şir Nevaî adına muazzam bir park yapmışlardı. Parka “bağ” denilmesi bize önce tuhaf göründü, fakat zihnimizi yoklayınca, “park”ın dilimizde daha önce “bahçe” ile karşılandığını hatırladık.

Gülhane bahçesine Gülhane Parkı denilmesi, son zamanlara ait bir alışkanlık. Orası Topkapı Sarayı’nın has bahçesi idi. Sonra halka açıldı, “Gülhane Bahçesi” denildi ve nihayet “Gülhane Parkı” oldu! Sadece Gülhane mi “bahçe”den “park”a dönüştürüldü? Yıldız Bahçesi de “Yıldız Parkı” yapılmadı mı?

“Bağ” dilimize farsçadan geçen bir kelime; Kutadgubilik’de kullanıldığını hatırlarsak, edebiyat dilimize girişinin 10 asra yaklaştığını söylemiş oluruz. Bahçe’ye de Atabetülhakayık’ta rastlanıyor. Demek ki, o da 9 asırlık bir kelimemiz. Bağ, bahçe lâfı edilir de bostan unutulur mu?

Bostan/bu(y)istan, yani kokulu bitkilerin, çiçeklerin bulunduğu yer...

Bu üç kelime zaman içinde farklılaşmış. Bahçe, “bağ-çe”, bağın küçüğü, fakat artık bu anlamda kullanılmıyor.

Bağa girdim üzüme/Çubuk battı gözüme...

Bağ, üzüm bahçesi anlamı yanında, üzüm kütüğü, çubuğu anlamı da kazanmış. Bağ-ı dehr, “dünya bahçesi”, düpedüz “dünya” demek. Şair Veysî “Bağ-ı dehrin değmedik biz bir yeşil yaprağına” diyor. Nâbî ise dünya bağının sonbaharını da ilkbaharını da gördüğünü, sevinci de hüznü de tattığını belirtiyor:

Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da ruzgârın görmüşüz

Bağ-ı hüsn, güzellik bağı, yani sevgili… Bağ-ı hüsnü cennet-i mevaya teşbih ettiler . Sevgiliyi meva cennetine benzettiler, diyor Âşık Gevherî…

Bağların bağı “İrem bağı”… Yemen’de yaşadığı kabul edilen Âd kavminin hükümdarı Şeddad ihtişamlı saraylar yaptırmış ve cennetle yarışan İrem bağını düzenlemiş. İlahlık iddia eden Şeddad’ın yalancı cenneti İrem, kuraklık ve kavurucu bir rüzgârla yok edilmiş…

Sevgili yüzüyle, güzellikleriyle İrem bağına benzetilir. 16. yüzyıl şairi Âşkî, Dîdarın ile her yer Bağ-ı İrem’dir amma/Dîdarın olmaz ise Bağ-ı İrem gerekmez (Yüzünle her yer İrem bağıdır amma/Yüzün olmazsa İrem bağı gerekmez) derken, 20. yüzyılın sonunda şair Ragıp Karcı, sevgiliye “İrem yüzlüm, dirhem gözlüm” diye hitab ediyor…

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar (Cahit Sıtkı)

Bahçe “küçük bağ” değil; her türlü ağaç ve bitki yetiştirilen yere denilir olmuş. Arapçası “ravza” veya “cennet” olan bahçelerin güzellerine “cennet bahçesi” denilmesi, boşuna değil. Bağ, bahçe dünyadaki cennetimiz veya bizi cennete özendiren, bu dünyadaki ferahlığın, hazzın nümunesi. Mecazen hem dünya, âlem, anlamı taşır, hem de cennet...

Yiyecek içecek de bulunan açık hava oturma yerlerine, eğer içkisizse, hâlâ “bahçe” deniliyor. (İçkili yerler “park”: Bira parkı!) Memleketimizin birçok yerinde el’an da çok güzel çay bahçeleri var. Çocuk bahçesi ile “çocuk parkı” birlikte kullanılmaya devam ediyor. Biz deriz ki, çocuklarımız bahçelerde büyüsün!

Asıl batılılaşma döneminde şehirlerimizi yeniden yaparken “park” karşılığı “bahçe”yi tercih etmemiz önemli. O zaman şehirlerimiz böyle çok katlı beton yapılarla yeşilini kaybetmiş değil; evler bahçeli veya şehirde bahçeli evi olmayanların, yazın göçtükleri bağları, bahçeleri var.  O yüzden “park” yerine “bahçe-i umumî” veya “millet bahçesi” deniliyor. İlk romanlarımızdan Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası’nda böyle bir “bahçe” önemli rol oynar: “Burası Çamlıca Bahçesi nâmıyla İstanbul’da en evvel tanzim ve küşad olunmuş olan bahçedir.”

Üstad Ekrem, romanının gelecekte tarih malzemesi olabileceğini düşünerek okuyucuyu bilgilendiriyor âdeta. Demek ki, ilk “park” Çamlıca’da açılmış! Dönemin başka bir ünlü yazarı, Ahmed Rasim, Şehir Mektupları’nda Makriköy (Bakırköy) “Belediye bahçesi”nden söz ediyor. Burası “edilen ihtimam-ı fevkalade neticesi olarak epeyce donanmış.” Ünlü hikâyecimiz Ömer Seyfeddin, geçen yıllarda siyasî gösterilere yol açan başka bir park/bahçeden söz ediyor: “Taksim bahçesinde oturur konuşurlar.”

Evet bunlar ilk bahçe-i umumilerimiz. 19. Yüzyılın sonunda halkın istifadesi için yapılmaya başlanan ağaçlı, çiçekli, havuzlu dinlenme ve gezme yerleri; ağaçlı parklar, korular. Bunları “millet bahçesi”, “memleket bahçesi”, “şehir bahçesi” gibi adlarla da andık. Sonra ülkemizin birçok şehrine yayıldı bu bahçeler...

Batılıların “Botanic Garden”lerini “nebatat bahçesi” olarak uyarladık, şimdi “botanik parkı” deniliyor! “Zooligal garden”ı hayvanat bahçesi yaptık. Henüz ona “hayvanat parkı” demeye başlamadık!

İlgi çekici olan, ünlü lügatçimiz Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Fransevî’deki parc (park) açıklaması: “Hususî (özel) av ve teferrüce (gezmeye) mahsus olmak üzere duvar veya çitle ihata olunmuş (çevrilmiş) mahal (yer), park, koru, saydgâh.” Dikkat edilirse, Lügatçimiz, bahçe demekten kaçınıyor. Koru ve saydgâh (av yeri, avlak) demeyi tercih ediyor. Hatta “park”ı dahi kayda geçiriyor.

1934 dil devriminde bir dönüm noktası. İşte bu tarihten önce, 1930’da kabul edilen, Belediyeler Kanunu’nda belediyelerin yapacağı işler sayılırken “park” değil, “bahçe” deniliyor:

Madde 33-Halk için kütüphane ve okuma salonları açmak, belediye bahçeleri, fidanlıkları, çocuk bahçeleri, oyun ve spor yerleri yapmak, belediye koruları yetiştirmek, bunları korumak ve işletmek.

Madde 59-Belediye tiyatrosu, sineması, belediye oteli ve gazinosu, halk müzeleri ve hayvanat ve nebatat bahçeleri yapmak ve idame etmek ve yaptırıp işletmek.

Artık belediyelerimiz bahçe ile uğraşmıyor, onlar parkçı! 1990’ların başında Ankara’da Mehmed Âkif’in Millî Mücadele sırasında ikamet ettiği Teceddin Dergâh’ı ve çevresinin kurtarılması ve korunması için hazırladığımız projede “İstiklâl Marşı Bahçesi” de yer alıyordu. İkibinli yıllarda bu konu gündeme geldi ve belediye yetkilileri “bahçe” kelimesini kullanma cesaretini gösteremediler!

Okunur dilde destanın, açılır bağ ü bostanın

Bostanı unuttuk mu? Unutmadık elbette...

İşte koca Yunus söylüyor:

İki cihan dolu bağ u bostan olurısa

Senin kokundan iyi gül bostan içinde bitmeye...

Bostan güzel kokulu çiçeklerin yetiştirildiği bahçe...Zamanla sebze bahçeleri böyle anılmış. Asıl kavun ve karpuz yetiştirilen tarlalara bostan deniliyor, zamanımızda. Hatta teşmil ile kavun ve karpuza da bostan deniliyor. İşte bir türkümüz: Ektim tarlanıza bitmedi bostan!

Ekseriya “salatalık” demeyi tercih ettiğimiz “hıyar”a da bostan denilebiliyor.

Bağ, bahçe, bostan...Hepsi aynı kapıya çıkıyor. Fanî dünyanın güzel yanı. Tasavvuf erbabı bu dünyanın kelimelerini ebedî dünyaya teşmilden geri durmuyor, işte Niyazi-i Mısrî:

Bir şehre irişdi yolum dört yanı düz meydan kamu

Ana giren görmez ölüm içer âb-ı hayvan kamu

..

Bir hoş güzel yapısı var otuz iki kapısı var

Cümle şehirlerden ulu her yanı bağ bostan kamu....

Yolum dört yanı tamamen düz meydan olan bir şehre vardı. O şehre giren ölmez, çünkü ölümsüzlük suyu içer. Bu şehrin güzel bir yapısı var, otuz iki de kapısı... Bütün şehirlerden büyük olan bu şehrin her yanı tamamen bağ ve bostan...

Bostancıya kelek satmaya kalkışmamışızdır inşaallah!

 
Etiketler: “Millet, Bahçesi”, mümkün, mü?,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
11 Ağustos 2020
İstanbul yüzleşmesi!
99 Okunma.
02 Ağustos 2020
Yunanistan’daki papaz, Ayasofya ile papaz olanlara tarih öğretiyor!
156 Okunma.
20 Temmuz 2020
Ayasofya ve Halife Ömer
143 Okunma.
13 Temmuz 2020
Ayasofya ve müslüman vakarı
228 Okunma.
23 Haziran 2020
Dil toprağını kaybediyoruz!
290 Okunma.
20 Haziran 2020
Osmanlı Devleti’ni kim kurdu?
205 Okunma.
13 Haziran 2020
Ayasofya: Bir hükümranlık sınaması!
192 Okunma.
04 Haziran 2020
Yeni tanrımız: Hijyen!
160 Okunma.
16 Mayıs 2020
Türkçeyi gürültüye getirme bayramları!
333 Okunma.
21 Nisan 2020
Köyleri Ayarlama Enstitüsü!
465 Okunma.
06 Nisan 2020
Diyanet’ten tarafsızlık talep edenlere bakın!
341 Okunma.
30 Mart 2020
İzolasyona hayır!
444 Okunma.
26 Mart 2020
Türkçe Yûnus diye göründü!
670 Okunma.
25 Mart 2020
“Önlem”i alalım mı, satalım mı?
347 Okunma.
21 Mart 2020
Generalin Ölümü
336 Okunma.
05 Mart 2020
Bu yeni komşu “yabancımız” değil!
320 Okunma.
04 Mart 2020
Boş tepe...
715 Okunma.
02 Mart 2020
İşimiz gücümüz yok mu?
348 Okunma.
20 Şubat 2020
‘Gezi’yi hatırlamak
289 Okunma.
07 Şubat 2020
Âtıf Hoca’yı unutmamak…
366 Okunma.
21 Ocak 2020
Ecevitlerin sonuncusu…
281 Okunma.
13 Ocak 2020
Kültürde asıl mesele, medeniyet ufkunu kaybetmemek
411 Okunma.
08 Ocak 2020
Erzurum bahsi açılınca…
356 Okunma.
07 Ocak 2020
İlân edilmemiş savaşın ilânına doğru mu?
447 Okunma.
06 Ocak 2020
İran ne yapar?
403 Okunma.
04 Ocak 2020
Aziziye sırf Erzurum hanımlarının bir kalkışması mıydı?
354 Okunma.
28 Aralık 2019
Erzurum’da iki sıcak gün
390 Okunma.
24 Aralık 2019
‘Beşlik simit’ten bugüne
331 Okunma.
11 Aralık 2019
Kendini ödüllendirmenin Nobel’i!
518 Okunma.
09 Aralık 2019
Ey efendi Paris’e git!
372 Okunma.
06 Aralık 2019
Antep’te acıkmak...
244 Okunma.
02 Aralık 2019
Türkçenin durumu üzerine aykırı sözler!
361 Okunma.
27 Kasım 2019
Kapanan tekkeler-Kapanmayan tekkeler
515 Okunma.
07 Kasım 2019
Bakanlık olmasa, milli eğitim yoluna girer mi?
443 Okunma.
19 Ekim 2019
Barış çığırtkanlığı!
356 Okunma.
24 Eylül 2019
ABD ile savaşta yeni safhaya doğru?
526 Okunma.
11 Eylül 2019
Güvenli bölge yahut Türkiye’nin ABD-İsrail sınırı
583 Okunma.
09 Eylül 2019
Kârisine Kitap Sualleri
405 Okunma.
04 Eylül 2019
Atatürkçülük ideoloji mi, kült mü?
456 Okunma.
02 Eylül 2019
Hutbede kimden bahsedelim?
482 Okunma.
27 Ağustos 2019
Kayyımın kayyumu!
351 Okunma.
22 Ağustos 2019
Tuna, Tuna yeşil Tuna! Attın beni tundan tuna!
476 Okunma.
02 Ağustos 2019
Yolunuz çimerlikten geçti mi?
612 Okunma.
23 Temmuz 2019
“Kıbrıs meselesi” mi dediniz?
492 Okunma.
03 Temmuz 2019
Muhasebeyi zamanında yapmak
396 Okunma.
26 Haziran 2019
Ben dememiştim!
662 Okunma.
22 Mayıs 2019
Anadolu’dan önce Kudüs…
545 Okunma.
20 Mayıs 2019
Mescid-i Aksa’yı gördüm…
406 Okunma.
13 Mayıs 2019
Seçimden daha mühim şeyler
503 Okunma.
11 Mayıs 2019
Ramazanın eskisi yenisi
540 Okunma.
07 Mayıs 2019
Zor bir yazı
527 Okunma.
06 Mayıs 2019
Edebiyatın sayısalı!
378 Okunma.
27 Nisan 2019
“Batı medeniyeti” tasavvurumuzun çöküşü
569 Okunma.
22 Nisan 2019
Sonuç ve tepkiler
449 Okunma.
15 Nisan 2019
İstanbul nasıl kurtulur?
662 Okunma.
11 Nisan 2019
İsimler müşterek değil mi yoksa?
562 Okunma.
07 Nisan 2019
Oltu İslâm Şûrası: Aradan geçti yüz sene…
983 Okunma.
04 Nisan 2019
Ankara’nın 2019 Seçim hatırası!
589 Okunma.
29 Mart 2019
Baharın kıyısında Erzurum
623 Okunma.
29 Mart 2019
Seçmen neyi seçer?
667 Okunma.
27 Mart 2019
Muhsin Yazıcıoğlu’nu siyaseten hatırlamak...
668 Okunma.
25 Mart 2019
“İnkılâp tarihi”nin hüzünlü başlangıcı…
506 Okunma.
20 Mart 2019
Neyin tiryakisi olduk?
730 Okunma.
12 Mart 2019
İstiklâl Marşı’nı değiştirmek!
628 Okunma.
05 Mart 2019
‘Kombin’in ‘konsolidasyon’u!
637 Okunma.
28 Şubat 2019
Başkanları kibir mahvedecek!
671 Okunma.
12 Şubat 2019
Alanya bu mevsimde iyi gelir!
933 Okunma.
05 Şubat 2019
ŞEHRİ YÖNETMEK!
810 Okunma.
04 Şubat 2019
Türkçe “manifesto”su!
660 Okunma.
29 Ocak 2019
Ankara’nın zor seçimi
797 Okunma.
23 Ocak 2019
Atatürkçülük bitti, fakat ticareti zirvede!
864 Okunma.
22 Ocak 2019
Uygarlar ve Uygurlar!
818 Okunma.
15 Ocak 2019
Yüzüncü yılda ideolojik ‘gerçek’lere teslim olmamak
903 Okunma.
10 Ocak 2019
Doğu Türkistan güllük gülistanlık!
893 Okunma.
07 Ocak 2019
RTÜK beni icraya verecek!
868 Okunma.
31 Aralık 2018
Suud’un dünya kültürel mirası!
845 Okunma.
27 Aralık 2018
Kahraman ırkıma yok izmihlâl!
846 Okunma.
25 Aralık 2018
Âkif, Abdülhamid ve İttihatçılar
938 Okunma.
21 Aralık 2018
100 Temel’e sevinsek mi, üzülsek mi?
834 Okunma.
16 Aralık 2018
Destur, Dedem Korkud!
907 Okunma.
06 Aralık 2018
Medeniyet diline şapka çıkarmak!
917 Okunma.
04 Aralık 2018
Kadının adı çok!
781 Okunma.
27 Kasım 2018
Şehirlerin kimyası ne zaman bozuldu?
1027 Okunma.
26 Kasım 2018
Heykel kırmak yahut öpmek!
891 Okunma.
23 Kasım 2018
İstersen bin var hacca...
875 Okunma.
19 Kasım 2018
Yâremi bildim yârimden imiş!
846 Okunma.
14 Kasım 2018
Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!
1015 Okunma.
04 Ekim 2018
Vatandaş Türkçe bilmek zorunda değil!
1919 Okunma.
02 Ekim 2018
İttihad-ı İslâmdan islâmcılığa
998 Okunma.
25 Eylül 2018
‘Teknofest’ten sonra ‘linguafest’!
1065 Okunma.
25 Eylül 2018
Yorgunum dostlar!
968 Okunma.
13 Eylül 2018
Gençken yazmak, yazarak genç kalmak
1274 Okunma.
10 Eylül 2018
Makam aracı mı, araç makamı mı?
1161 Okunma.
05 Eylül 2018
Dön baba dönelim!
1041 Okunma.
15 Ağustos 2018
Savaş ABD ile!
1815 Okunma.
11 Ağustos 2018
ABD ile Savaş kapıda mı?
1328 Okunma.
03 Ağustos 2018
41 bin 281 sıfır!
1303 Okunma.
15 Temmuz 2018
Darbeye karşı “Türk refleksi”!
1776 Okunma.
04 Temmuz 2018
CHP Seçmeni: İttihatçılık ruhunda var!
1404 Okunma.
29 Haziran 2018
Askerliğin bedeli...
1209 Okunma.
25 Haziran 2018
Veyl galiplere!
1214 Okunma.
18 Haziran 2018
Suud ülkesinde ABD buyruğu dinî hükümlerin üstünde mi?
1179 Okunma.
12 Haziran 2018
“Erzurum’un, Erzurumlunun kadirşinaslığına, vefasına minnetarım”
1503 Okunma.
07 Haziran 2018
Âdil bir seçim olmayacak...
1243 Okunma.
05 Haziran 2018
Kudüs’ü konuşmak...
1182 Okunma.
31 Mayıs 2018
Seçimlerle ilgili otoritemiz var, dille ilgili yok!
1202 Okunma.
29 Mayıs 2018
Fethin yıldönümü dolayısıyla: Fetih cephesi, işgal cephesi!
1186 Okunma.
26 Mayıs 2018
Bizim aklımız ermez ekonomiye, faize!
1241 Okunma.
15 Mayıs 2018
Kudüs konusunda gerçek düşman kim?
1329 Okunma.
12 Mayıs 2018
Nehir türküler!
1451 Okunma.
21 Nisan 2018
Amerika Türkiye sınırını nasıl koruyacak?
1775 Okunma.
02 Nisan 2018
Dinlediğimiz her türkü mankurtlaşmaya isyanımızdır!
1360 Okunma.
27 Mart 2018
Cengiz Aytmatov'un dünya literatürüne armağan ettiği kavram: Mankurtlaşma
1612 Okunma.
20 Mart 2018
Güzel adamdı Hasan Celâl Güzel!
1726 Okunma.
16 Mart 2018
İstiklâl Marşı’nı bestesinden kurtarmak
2020 Okunma.
05 Mart 2018
Afrin’de verilen “tam bağımsızlık” savaşı!
2072 Okunma.
26 Şubat 2018
GayriMüslim Türkiye’ye getirilmeli mi?
1458 Okunma.
19 Şubat 2018
Kemal Tahir, Nureddin Topçu ve Osman Turan’ı okudu mu?
1462 Okunma.
17 Şubat 2018
ABD boksuna karşı Osmanlı tokadı!
1186 Okunma.
12 Şubat 2018
Bunlar “hamakat benim karakterimdir” demek istiyorlar!
1452 Okunma.
09 Şubat 2018
Mütecaviz Amerika!
1244 Okunma.
05 Şubat 2018
Anıtkabir’e neden gitmem?
1403 Okunma.
03 Şubat 2018
Suriye’de Kuva-yı Milliye!
1279 Okunma.
27 Ocak 2018
Kadınlık ihtirasları anneliğe ve aileye mi, kariyere mi yönelecek?
1404 Okunma.
26 Ocak 2018
Gazilik meselesi
1411 Okunma.
23 Ocak 2018
Kadınları “adam” yerine koymamak!
1336 Okunma.
17 Ocak 2018
MHP Atsızcı mı?
1328 Okunma.
11 Ocak 2018
Milliyetin mayası ne?
1226 Okunma.
01 Ocak 2018
“Türkçenin şölenleri”nin çeyrek asrı...
1464 Okunma.
28 Aralık 2017
Terör baronundan yazar icad etmek!
1296 Okunma.
14 Aralık 2017
Doğu Kudüs/Batı Mekke!
1539 Okunma.
12 Aralık 2017
Köroğlu’nun Bolu’su!
1358 Okunma.
08 Aralık 2017
Gafil müslümanlara son çağrı: Umre gezilerinizi iptal edin!
2139 Okunma.
30 Kasım 2017
"Görüntü bombardımanı altında yaşamaya ve düşünmeye çalışıyoruz."
1513 Okunma.
22 Kasım 2017
NATO: Özür dileriz, ama gerçek düşmanımız sizsiniz!
1595 Okunma.
20 Kasım 2017
Araplar kendi haline bırakılsa, ortadoğuda bu dandik devletlerin hiç biri kalmaz!
1481 Okunma.
16 Kasım 2017
Neo-atatürkçülük veya işte meydan-ı cehalet!
1581 Okunma.
13 Kasım 2017
Sözlükle, kelimelerle hür ufuklara yürüyüş
1533 Okunma.
10 Kasım 2017
Atatürkçülük diriltilebilir mi?
1513 Okunma.
07 Kasım 2017
“Kur’an mucizeleri müzesi”
1605 Okunma.
03 Kasım 2017
Dil Kurumu’nu işe yaratmak!
1435 Okunma.
31 Ekim 2017
“Ankara köydü” masalını Melih Gökçek’ten dinlemek!
1507 Okunma.
30 Ekim 2017
Gecikmiş Bir İstifa
1689 Okunma.
10 Ekim 2017
Sivasla tanışıklığımızın 40. yılında
1605 Okunma.
05 Ekim 2017
Hacıyatmaz ve kaselisler
1518 Okunma.
29 Eylül 2017
Avara kasnak bir kurum: TDK!
1602 Okunma.
21 Eylül 2017
D. Mehmet Doğan: “Kâbe imamı”nın arkasında namaz kılmak caiz mi?
1591 Okunma.
Haber Yazılımı