Yazı Detayı
07 Temmuz 2020 - Salı 00:33 Bu yazı 551 kez okundu
 
MEHMET RAGIP KARCI İÇİN
Ali Kurt
alikurt1@gmail.com
 
 

MEHMET RAGIP KARCI İÇİN

     İsmail Bingöl, “seni bir şairle tanıştıracağım, öyle iyi bir insandır ki, sen de seveceksin” demişti. Gerçekten biraz sonra Hemşin pastanesinde bu beyefendi ile beraberdik. İyi eğitilmiş, görgü kurallarını bilen seçkin bir kişiydi. Yeni şiir kitabı henüz yayınlanmıştı, fakat kitapçılarda yoktu. Yıllar sonra öğreniyorum ki sadece 500 adet basılmış ve Ragıp Bey, okumasına değer bulduğu kişilere veriyormuş. Sağ olsun, bir tane de yazarınıza lütfetmişti; “Yakarış Temrinleri”, küçük boyda ve ince bir kitaptı (17*10.5 Cm, 62 sayfa). Bu kitaptan bir şiir:

“yerinde söylenmeyen sözler 1

gözlerinden içime bir şiir damladı kan kırmızı
onu al bana ellerini ver
bir denizin dibindeyim şaşkınım,
sanki buğulu bir ateşin ortasında dilim
vurgunlar yedim en kalabalık yerimden
zehirlere bulandı
ağzım, dilim, kelimelerim

yazılarında elim nedamet yıldızları
bunları sen mi yazdın çocuk
kelimelerinde dalgın bir yalnızlık
sözlerinde yaman baş dönmeleri
kağıdın beyazını rüzgar karanlığına döküp
bir ağır yanılgının kıvılcımlarını çıkardın
vakitsiz şiirler gibi dolaşır içimizin ormanlarında
bir o kadar kör kütük sevgili bir o kadar soğuk

nasıl bir cehennemdir kim bilir
gözlerinden bir kurşun gibi süzülüp toprağa iner
bir yanı tenhalığın, bir yanı azim bir kalabalık
bir yanı günaha müheyya bir karanlık
bir gülüşün çıkar karanlıktan bir hüznün girer

benimse elimden ne gelir
yağmuruna durmaktan başka
işte sana göğsümün düzü
işte ırmaklarım kalbini ıslat
işte köpüklerim kuşat yüklerini
işte karanlığım ışıklarını sına
işte bu da kalbim, içimin gözü
onu al bana elini uzat”

     1945 yılı 14 Haziran günü Urfa Siverek’te doğan Mehmet Ragıp Karcı, Erzincan Askeri Lisesi ve Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesinde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Farsça öğretimi görüyor. Çeşitli memuriyetlerde bulunuyor ve bazı dergilerde şiir ve yazıları yayınlanıyor.

     Mehmet Ragıp Karcı ile 2006 yılında, Erzurum’a geldiğinde tanıştık. TRTde kameraman ve belgesel yapım prodüktörlüğü yapmış, emekli olmuştu. Erzurum’a üvey annesinin köyüne uğramak için gelmişti. Aslen Siverekli, küçük yaşta annesi öldüğünde babası Erzurumlu bir kadınla evleniyor ve yeni anne, Ragıp Karcı’ya öyle iyi bakıyor ki, yıllar yılı onun hatırasına hürmeten köyüne gelmeye devam ediyor. Annenin akrabaları da bunu öyle benimsiyorlar ki… Kısaca aralarında gelişen samimiyet, arada bir Erzurum’a gelmesine sebep oluyor. Atlıkonak Köyüne beraber gitmişlerdi ve gördüklerini döndüklerinde İsmail Bingöl’den dinlemiştim.  

     Her yazılanın şiir olmadığını biliriz. O, buna ek olarak şiirlerini herkesin okumasının gerekmediğini, daha doğrusu herkesin şiir okuyamayacağını söylüyordu. Dikkat edelim, “şiir okunmasından” bahsediyor. Çünkü ona göre “şiir yazılmaz, okunur”. Yani “şiir içten gelen bir şeydir. İnsan şiiri yürekten koparsa değerlidir. Eline kâğıt kalem alınıp oradan buradan aparılıp sıralanıp dizilen şeyler şiir değildir”. Sezai Karakoç ve Cemal Süreya’nın şiir tarzlarını beğeniyordu.

İlk şiirinin yayınlanması ilginçtir. 1968 yılında Ankara’da Türkocakları yayın organı Türkyurdu Dergisinde çalışırken, editör Galip Erdem, “kibrit kutusu kadar yer boş kaldı, oraya bir şiir koy” diyor ve böylece Ragıp Beyin ilk şiiri görücüye çıkmış oluyor. Tanıştığımızda Yeni Bir Sevda Süleymanı (1988), Bir Başkasının Kitabı (1996) ve Yakarış Temrinleri (2006) yayımlanmıştı. Şiirleri topluca sonradan 2006’da Tut Elimden Düşmeyelim (1988- 2006) adıyla yayınlandı. Bunların dışındaki bazı şiirlerini yayınlatmayacağını, bazılarının da dergilerde dağınık olarak kaldıklarını söylemişti. Şiir üzerine düşünceleri de kitap olarak hazırlanmış ve yayınlanmayı bekliyormuş. Müzisyendi. Şiir ve musiki arasındaki ilişki üzerinde duran, estetik üzerine çalışmaları mevcuttur. Birkaç eserini Ayvakti Dergisinde görmüştük.  

“Kuşatma

Yine benim ellerim mi koynumda kalacak

ben mi duyacağım yalnız

içimin sesini

ey hayat

ey mukadder bîçârelik

 

ellerim mahzûn ve mükedder

türkülerin ortasında yanıyor

hülyalarımın sokaklarında

pusuya yatmış eşkiyalar gibi

kalbim ve ben sesini ve seni bekliyorum

 

Yine sen kazanacaksın

ben mi yanacağım

ey umut ey azîz divanelik”

 

     Osmanlıca yoğunluklu kısmen ağır bir dil kullanırdı. Bunda çok okumasının yanında Güneydoğulu ve DTCF Farsça bölümü mezunu olmasının da rolü olmuştur sanıyoruz.

     İsmail Bingöl ondan bahsederken, şiir bilgisinin çok geniş olduğunu söylemişti. Belli oluyordu. Şiir ve türkü, her ikisinin müşterek yönleriydi. Ragıp Bey ilaveten saz da çalarmış. Türküler üzerine yazdığı “Türkü Dinleme Temrinleri” geçtiğimiz yıl yayımlandı. Halk edebiyatından divan edebiyatına, geniş bir beslenme yelpazesine sahipti. Bu kadar değil, aynı zamanda yazardı, belgesel yapımcısıydı, semazendi.  Kısaca tam bir sanat adamı, sanatkâr bir kişilikti.  

“Şiirin gelip oturduğu yer

şiirin gelip oturduğu yer diyorsam bakma

sesinin gelip durduğu türküyü düşün

içimizde kıvranan ellerinin sihrini

dudaklarının ateşine damla damla dökülüp

içimizin âhı gibi tüten

ağzındaki yağmur yüreğimden içeri

dudaklarında alev sancıları ile doluşan

yanan ve yakan ağrıyan ve ağrıtan

sokaklarında adımlarını sayan taşları

kaşıklarında dişlerine uzayan inci ve aydınlığından

kuşların ayaklarına dolaşan telgraf tellerinden

haberler çıkarmak kulağımın öbür ucundan girip parmaklarımdan

ve avuçlarımdan kan halinde dökülen hicran ağrıları

şimdi kavuşmak ve oturup gözlerinden

geçip giden bulutların sesinden umutlar çıkarmak zamanı

haydi”

 

    Şiirlerin başlıklarının küçük harflerle yazıldığına dikkat edelim.

     Hassas bir kişiliği olup kırılganlığı anlaşılıyordu. Onu üzenler vardı… Bu kişileri adlarını vermeden ve tam tanımlamadan anlatıyor, yaptıkları yanlışlık ve saygısızlıkları aktarıyordu. Zamanında kalbini kıran bazı kişilerin, vefatı üzerine yazdıkları birer ibret vesikasıdır.

     Her şairin kızdığı şeyler vardır. Ragıp Bey de “Şu şiirde ne demek istediniz”, “Bu şiiriniz hakkında biraz konuşur musunuz” gibi taleplerden hiç hoşlanmazdı. “Şiirin yüzündeki peçeyi şairin kendisine indirtmemek gerekir. Her okuyucunun aynı şeyi gördüğü metin şiir olur mu” düşüncesindeydi. Şiiri çok ciddiye aldığını anlamıştık. “Emtia satan tüccar değilim ki her isteyen dergiye şiir kavuşturayım” demişti. Az fakat kaliteli şiirler yazmıştı. Şiirde ses, ahenk ve musikinin, en az söz kadar önemli olduğunun farkındaydı. İkinci Yeni şiir akımına yakındı.

     26 Şubat 2020 günü Ankara’da vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kitapları Siverek’te, adının verildiği  lisede özel bir bölümde öğrencilerin istifadesine sunuldu.  

     Televizyon için; Dört Mevsim Ilgaz (1995), Ardanuç (1995), Kaçkar (1996) ve Yusufeli İçin Methiye (1998) adlı belgeselleri de hazırlamıştır. Türkiye’nin güneyinde sınırda doğan şair, kuzeydoğu için neler yapmış. İşte Türkiye bu.

     Haksızlık olmasın;  Bu yazı hazırlanırken belirttiğimiz, kendisiyle yaptığımız özel sohbetten hatırladıklarımız dışında; Yakarış Temrinleri, Ayvakti Dergisi için İsmail Bingöl’ün 25.03.2020’de hazırladığı “Ragıp Karcı Ağabeyin Ardından” başlıklı yazısı, Cafer Vayni koordinatörlüğünde hazırlanan “Yüzyüze Konuşmalar/ Yaşayan Edebiyat” kitabından da faydalanılmıştır.


 

 
Etiketler: MEHMET, RAGIP, KARCI, İÇİN,
Yorumlar
Haber Yazılımı