Yazı Detayı
02 Eylül 2019 - Pazartesi 21:37 Bu yazı 343 kez okundu
 
Erzurum Kongresi’nin 100. Yılı
Ömer Özden
omerozden25@hotmail.com
 
 

2019 yılındayız. Vatanımızın mukadderatının belirlendiği tarihî Erzurum Kongresi’nin üzerinden tam 100 yıl geçti. Bu kongre niçin önemlidir ve nasıl yapılmıştır? Çünkü yüz yıl önce 23 Temmuz 1919 yılında yapılan bu çok önemli kongrede alınan kararlar, Cumhuriyet’e giden yolu açan ve belirleyen en önemli kararlardır. Bu kongrenin niçin bu kadar önemli olduğunu anlatabilmek için yüz yıl öncesinde neler yaşandığına kısaca bakmamız gerekmektedir. Kongre hakkında genel bir bilgi verdikten sonra bugün bu kongrenin nasıl hatırlandığı ve ne tür etkinlikler yapıldığı konusuna temas etmeyi düşünmekteyim.

1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti, bir anlamda İtilaf Devletlerine teslim olmuştu; çünkü bir devletin silahlarını bırakması, bu anlama geliyordu. Bu keyfiyet, Milletimizin kaderini artık kendi devletinin değil, başta İngiltere olmak üzere İtilaf Devletleri adı altında bir araya gelmiş olan Avrupa devletlerinin belirlemesi demekti. Oysaki Türk Milleti, hürriyetine ve istiklâlini her şeyden üstün tutan bir yapıya sahipti ve doğal olarak bu mütareke antlaşmasına uyması beklenemezdi. Nitekim öyle de oldu. İstanbul’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurularak, Türk Milleti’nin genetik kodlarına aykırı olan bu antlaşmaya ilk tepki verilmiş oldu. O sırada Almanya’daki tahsilini tamamlayarak yurda dönmüş bir Dadaş olan Dursunbeyzade Cevat Bey hemen bu cemiyete üye olmuş ve bir şubesini de Erzurum’da açmak için izin belgesini alarak çeşitli sıkıntılar içerisinde Erzurum’a ulaşmıştır. Mondros Mütarekesi, Türk halkı nezdinde asla kabul görmemiş olduğundan, vatanın her köşesinde buna karşı faaliyetler başlatılmıştı. Cevat Bey de hemşehrilerinin nabzını yoklamış ve vakit geçirmeksizin cemiyetin Erzurum şubesini açmayı başarmıştır. Bu cemiyet resmi izinle açıldığı için daha önce Erzurum’da illegal olarak işgalci güçlere karşı faaliyet gösteren İstihlas-ı Vatan (Vatanın Kurtuluşu) teşkilatı da kendisini lağvederek Müdafaa-i Hukuk çatısı altına girmiştir.

Gerek bölge illeriyle, gerek İstanbul’daki cemiyet merkeziyle yazışmalar yapılarak bir kongre planlanmıştı. Ancak bir kara leke olan mütarekeye karşı kurulan ve milli bir cemiyet konumuna yükselen bu cemiyetin tek noksanı, ordu desteğiydi. Bu desteğe de Kâzım Karabekir Paşa’nın Erzurum’a tayin edilmesiyle kavuşuldu. Paşa’nın mütarekeye karşı kurulan milli hareketlere sempati duyduğunu öğrenen cemiyet mensupları, Kâzım Karabekir Paşa’ya hoş geldin ziyaretine giderek, ilk önce Erzurum nezdinde, sonra da bölge halkının temsilcilerini davet ederek daha kapsamlı bir kongre toplamak istediklerini iletmişler ve Paşa da onlara doğru bir yolda olduklarını ve onları desteklediğini bildirmiştir.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalini müteakiben Mustafa Kemal Paşa ‘Ordu Müfettişliği’ göreviyle 19 Mayıs günü Samsun’a çıkınca, Erzurum’daki cemiyet mensupları derhal Paşa ile iletişim kurmuş ve Erzurum’a özgü kongreyi hızlandırarak 17 Haziran’da yapıp gerekli kararları almışlardır. Hemen arkasından da bölge delegelerinin katılacağı toplantının hazırlığına girişmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa, 3 Temmuz 1919’da Erzurum’a ulaşmış ve Erzurum halkı kendisini şehrin on dokuz km. batısında bulunan Ilıca’da karşılamıştır. Yorgunluk kahvelerinin içilmesinden sonra Ilıca’ya yaklaşan bir göç kafilesinin önünde bulunan iri yapılı kafile lideriyle Mustafa Kemal Paşa arasında ilginç bir sohbet yaşanmıştır. Bu konuşmayı, Cevat Dursunoğlu’nun ‘Milli Mücadele’de Erzurum’ isimli kitabından, olduğu gibi aktarıyorum:

“Paşa ile bu ihtiyar arasında kısa bir hoş beşten sonra Paşa, ihtiyar adama ‘Ağa böyle nereden geliyorsun?’ İhtiyar, ‘Paşam, Rus gelirken muhacir olmuştum. Çukurova’da idim. Şimdi köyüme dönüyorum’ diye cevap verdi. Paşa zamanın nezaketini, halin emniyetsizliğini ileri sürerek böyle bir zamanda buralara dönmesinin pek yerinde olmadığını, kışın sıkıntı çekeceğini anlatmak istedi. Sonunda da ‘Ağa, yoksa oralarda geçinemedin mi?’ dedi. Ağa derhal mukabele etti. ‘Hayır Paşam, Çukurova cennet gibi bir yer. Bir eken yüz biçiyor. Allah millete zeval vermesin, bize tarla da verdiler, çayır da. Hamdolsun uşaklar da çalışkandırlar. Değil Çukurova gibi bir yerden, taştan bile ekmeklerini çıkarırlar. Geçimimiz padişahta bile yoktu, çok rahattık. Yalnız son günlerde işittim ki İstanbul’daki ırzı kırıklar bizim Erzurum’u Ermenilere vereceklermiş. Geldim ki göreyim bu namertler kimin malını kime veriyorlar!’ Tunç çehreli, aksakallı, güngörmüş ihtiyarın iman dolu göğsünden gelen bu ses yine onun gibi tunç çehreli kahraman askerin gözlerini yaşarttı. Bu eski Türk kalesine millet işi için milletle beraber çalışmaya gelen büyük devlet adamı, yaşlı gözlerle arkadaşlarına döndü ve ‘Bu milletle neler yapılmaz!’ dedikten sonra ihtiyarla vedalaştı. Bu ihtiyar, Erzurum’un tanınmış simalarından Mezararkalı Mevlüt Ağa idi.”

Erzurum bir yandan vatanın kurtuluşu için çareler ararken, bir yandan da Erzurum’a gelen bazı yabancı heyetleri, diplomatları, Ermenilerin kendi yaptıkları katliamı ters çevirip Türklerin üzerine attıkları iftiralara karşı bilgilendirmeye uğraşıyordu.

 Bunlardan biri de Ermenilerin asılsız iddialarını araştırmak için beraberindeki on beş kişilik heyetle gelen Amerikalı General Harbord’dur. General ve beraberindekilere şehri, Kâzım Karabekir Paşa gezdirip malumat verecektir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri de şehrin coğrafi ve demografik yapısını anlatarak buraların Ermeni değil Türk toprağı olduğunu anlatacaktır. Buradan sonrasını yine aynı kitaptan olduğu gibi aktarıyorum: “Müdafaa-i Hukuka da bu heyetle görüşerek buraların coğrafyası ve tarihi hakkında izahat vermek ve Ermeni durumunu anlatmak vazifesi düşmüştü. Müdafaa-i Hukuk da bu heyetle temasa, Süleyman Necati ile beni memur etti. Biz de heyetle temas ederek kendilerini şehirde gezdirdik. Ermenilerin yaptıkları katliam yerlerinden Türkleri diri diri yaktıkları Mürsel Paşa ve İzmirli Osman Ağa konaklarıyla istasyon barakalarını gezdirdik. General ve yanındakiler çok müteessir görünüyorlardı. Hele General’in, Mürsel Paşa’nın evinin altında yarı yanmış cesetleri görünce büyük bir teessürle ‘Yeter! Yeter!’ diyerek oradan ayrılması herkesin dikkatini çekmişti. Bu gezintiden sonra Harbord, Belediye Reisi Zakir Bey’le Necati’yi ve beni ertesi günü Müdafaa-i Hukuk’ta toplanarak kendisine Erzurum’un tarihi ve 1914’ten önceki Türk ve Ermeni nispetleri hakkında malumat vermeye davet etti. General yanında bir tercüman ve daha birkaç Amerikalı ile Müdafaa-i Hukuk merkezine geldi. Müdafaa-i Hukuk merkezi o zaman Esatpaşa Camii yanındaki Şeyhoğlu Tevfikbey Konağı’nda idi. İlk önce Necati bu bölgenin tarihini anlatarak burada Romalılar zamanından beri bağımsız bir Ermeni devletinin görülmediğini ve eski tarihlerde bir asır kadar bile sürmemiş olan kısa bir bağımsızlık devrinden de müsbet vesikalar kalmadığını izah ederek 1914’ten önce Erzurum’da Ermenilerin, Türklerin ancak onda biri kadar olduğunu ve buralarda on asırdan beri toprağın ve gayrimenkul şerbetin de Türkler elimde olduğunu ne gördülerse hepsinin Türkiye eseri bulunduğunu anlattı. İzahat oldukça uzun sürmüştü bu sırada Belediye Reisi Zakir Bey birden bire söze karışarak tercümana ‘Dilmaç sen beyleri bırak da bana bak. Onlar âlim kişilerdir. Sen benim söylediklerimi General’e anlat’ dedi. Tercüman ovaya bakan pencerenin önüne götürdüğü General Harbord’da ne olduğunu anlamadan pencerenin önüne geldi. Zakir Bey eliyle şehrin kuzeyindeki Gez mahallesi ve Kavak mezarlıklarını göstererek ‘şu geniş taşlıkları görüyor musun? İşte bunlar Türk mezarlıklarıdır; şehrin öbür yanlarında daha bunun on misli mezarlıklarımız var. Şimdi iyice bak şurada da etrafı duvarla çevrilmiş küçük bir mezarlık var, o da Ermeni mezarlığıdır. Şimdi Ermenilerin mi Türklerin mi daha çok olduğunu anladın mı? dedi. Bu keratalar ölülerini yemediler ya?’ sözünü de katarak ‘şimdi bunları muhterem General’e anlat!’ deyip pencerenin önünden çekildi. Tercüman hem gülüyor hem de konuşmayı General’e anlatıyordu. Sözün sonunda General gülerek bize döndü ve ‘izahlarınıza çok teşekkür ederim, fakat bu zatın sözleri beni daha çok aydınlattı’ dedi. Realist Amerikalı halk adamının madde göstererek ve halk mizahı karıştırarak verdiği izahattan daha çok memnun olmuştu; bununla beraber bizim verdiğimiz malumattan da çok faydalanmıştı. Ayrılırken yarı şaka yarı ciddi şu sözleri söyledi. ‘Amerika’dan çıkarken memleketiniz hakkındaki bilgim bir ilkokul öğrencisinin cebir hakkındaki bilgisinden pek de fazla değildi, şimdi aşağı yukarı lisenin son sınıfındayım, zahmetlerinize çok teşekkür ederim.”

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a gelişinin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra, gelişmeler üzerine askerlik mesleğinden ve bütün görevlerinden ayrılarak ‘sine-i millete’ dönmüş ve sivil bir vatandaş olarak çalışmalarına devam etmiştir. Kongre’nin 23 Temmuz 1919 tarihinde toplanacağı kararı bölgedeki tüm şehirlere duyurularak delegeler davet edilmiştir. Bu arada Mustafa Kemal Paşa kongreye Erzurum delegesi olarak katılmak istediği için Cevat Bey Erzurum delegeliğinden istifa edip Tortum’dan delege olmayı kabul ederek Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum delegesi olmasına fırsat tanımıştır. Küçük Kâzım da Rauf Bey’e yer açmak için istifa etmiş ve Hasankale’den delege seçilmiştir.

Sonraki günlerde, büyük bir köy görünümündeki Erzurum’a gelecek olan delegelerin nerelerde kalacakları ayarlanmış ve nihayet kongre günü gelip çatmıştır. Kongrenin yapılacağı binada heyecan üst düzeydedir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Rauf Efendi, kongreyi açmış ve Mustafa Kemal Paşa oybirliği ile başkan seçilmiştir. Çalışmalar günlerce sürmüş ve çok önemli kararlar alınmıştır. Vatanın bölünmez bütünlüğünün müdafaası ve korunması, manda ve himayenin asla kabul edilemeyeceği, kuva-yı milliyenin âmil ve irade-i milliyenin hâkim kılınması, hangi duruma düşülürse düşülsün göç edilmemesi gibi önemli kararlar alınmış ve nihayet Sivas Kongresi’ni gerçekleştirmek üzere toplantı sona erdirilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da kurulmasını planladığı Millet Meclisi’nde Erzurum’dan milletvekili seçilmek arzusunda olduğu için ve asıl doğum yeri olan Selanik’in artık Vatan toprağı olmamasından dolayı Erzurumluların hemşehrisi olma teklifini kabul ederek Ağustos ayının sonlarında Erzurumlu olmuş ve ilk meclise de Erzurum milletvekili olarak seçilmiştir.

Kongre boyunca çok kıt imkânlara sahip Erzurumlular, misafirlerini ağırlamış ve elde avuçta ne varsa harcamış oldukları için, Mustafa Kemal Paşa ve maiyetindekilerin Sivas’a gidebilmeleri için gereken bin lira bulunamamaktadır. Para bulunamadığı takdirde bu çok önemli toplantıya gidilemeyecektir. İşte tam bu sıkışıklık ortasında Süleyman Bey (Hatunoğlu) isminin açıklanmaması ve iadesi olmaması şartı ve kaydıyla ömrü boyunca biriktirdiği dokuz yüz lirayı bağışlamış, kalan yüz lira da şehir halkından temin edilerek Mustafa Kemal Paşa Sivas’a uğurlanmıştır.

Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, hiçbir değişime uğramadan Sivas’ta da olduğu gibi kabul edilmiştir. Dolayısıyla Erzurum Kongresi’nin mahalli değil, milli bir kongre olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte bu çok önemli kararlar sayesinde önce 23 Nisan 1920’de TBMM kurulmuş, Milli Mücadele başlatılmış ve yapılan savaşlar neticesinde Vatanımız düşman işgalinden kurtulmuştur. 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında Yahya Kemal ‘1918’ başlıklı bir şiir yazarak şunları ifade etmişti.

Ölenler öldü, kalanlarla muztarip kaldık. 

Vatanda hor görülen bir cemâatiz artık. 

Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan 

Ve göz kapaklarının arkasında eski Vatan

 

Bizim diyar olarak kaldı ta kıyamete dek.

Kalanlar ortada genç, ihtiyar, kadın, erkek 

Harâb olup yaşıyor tâli’in azâbıyle; 

Vatanda düşmanı seyretmek ıztırâbıyle.

 

Vatanda korkulu rü’ya içindeyiz, gerçek. 

Fakat bu çok süremez mutlaka şafak sökecek. 

Ateş ve kanla siler, bir gün ordumuz lekeyi, 

Bu, insanoğluna bir şeyn olan, Mütâreke’yi.

 

1922 yılı Ağustos ayının otuzuncu gününde Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni kazanan ordumuz, dört yıl evvel Mondros Mütarekesi ile elimizden alınmak istenen Vatanımızı yeniden kazanmış ve ilelebet Türk Milletine armağan etmiştir. Böylece Yahya Kemal’in şiirindeki arzusu da gerçeğe dönüşmüştür.

Atatürk’ün Erzurum’a geliş tarihi olan 3 Temmuz ve Erzurum Kongresi’nin başladığı tarih olan 23 Temmuz günlerinde yıllardan beri çok güzel törenler düzenlenir. Bu yıl da bu Cennet Vatan’ın kuruluşunda önemli adımlardan biri olan Erzurum Kongresi’nin 100. Yıldönümü vesilesiyle Temmuz ayı boyunca Erzurum’da Cumhurbaşkanımızın himayelerinde çeşitli kutlamalar ve etkinlikler gerçekleştirildi. İşte onlardan biri de 2010 yılında kurulan ve şehrimizin ikinci üniversitesi konumunda olan Erzurum Teknik Üniversitesi tarafından düzenlenen “100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu” oldu. Toplam 67 bildirinin sunulduğu bilgi şöleninde Erzurum Kongresi’nin çeşitli yönlerine temas edildi. Bu uluslararası bilgi şölenini tertip eden ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak ve yardımcısı Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu ve ekibine Erzurum adına teşekkürü bir borç biliyorum. Özellikle Rektör Yardımcısı Murat Küçükuğurlu, çok fedakârane işlere imza attı. Başından sonuna kadar eksiksiz ve kusursuz bir organizasyon oldu. Sempozyumun önemli konuklarından biri, Kâzım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir’di ve ilk gün sunduğu bildiriden sonra son gününde yapılan değerlendirme toplantısında da bir değerlendirme konuşması yaptı.

Her sempozyumda olduğu gibi tertip komitesi, katılımcılar için gezi programı da hazırlamıştı. İkinci gün öğlenden sonra Tortum Şelalesi’ne gidildi. Dünyanın en yüksekten akan üçüncü şelalesi olan Tortum Şelalesi, Uzundere ilçesi sınırları içinde ve Erzurum şehir merkezine 110 km. mesafede yer alıyor. 48 metreden dökülen şelalenin aşağıya vuran suyu, aynı mesafeye kadar da yansıyor ve yürüyüş yolunda bulunanlara tatlı bir serinlik veriyor. Etrafında güzel tesislerin de bulunduğu şelale yolunda Pirinkayalar Geçidi bulunuyor ve bu yüksek geçitten Tortum Gölü’nün Türkuaz rengini ve doyumsuz güzelliğini seyrederek yol alıyorsunuz. Bu yol üzerinde bir de seyir terası var ve gölün tam üzerine uzatılmış bir terastan aşağıyı ve çevreyi seyrederek fotoğraflarla o anı ebedileştirebiliyorsunuz. Gölü çevreleyen dağların kayaları, hem ürkütüyor hem hayret ettiriyor. Binlerce yıllık oluşumlar, çok değişik tabiat şekilleri meydana getirmiş. Peri bacası tarzı şekiller en göze çarpanları.

Tortum Şelalesi’ne birkaç km. mesafede Yedi Göller mevkii var ve burası da görülmeye değer yerlerden biri.

Yine Erzurum ile Uzundere arasında bir de önemli kilise var. Bin yıl önce inşa edilmiş olan Öşvank kilisesi, Gürcülerin çok önem verdikleri bir mabet. Şu an Kültür Bakanlığı tarafından restorasyon çalışması kapsamında bakım, onarım ve güçlendirme yapılıyor. Sempozyuma katılanların çok büyük kısmı, bu güzellikleri ilk defa görmenin şaşkınlığı ve sevincini yaşama fırsatı buldular.

Bilgi Şöleni’nin son günündeki değerlendirme toplantısından sonra da Erzurum ve çevresinde bulunan tabyalara gezi düzenlendi ve katılımcılara, Erzurum’daki 21 tabyanın yaklaşık on tanesi gezdirildi.

Erzurum Kongresi’nin 100. Yılı dolayısıyla şehrimizde çeşitli sanat faaliyetleri, konserler, resim sergileri, 3 Temmuz ve 23 Temmuz gecelerinde fener alayları, Kongre’yi anlatan şiir, resim, kompozisyon yarışmaları, geleneksel Türk sporları müsabakaları da yapıldı ve etkinlikler yapılmaya devam edilmekte.

Tüm bu etkinlikleri düzenleyen Devletimizin ilgili kurumlarına teşekkür ediyor, Erzurumluların, Cumhuriyet fikrinin ortaya çıktığı Erzurum’a daha fazla ilginin gösterilmesi arzularını da dile getirerek yazıma son veriyorum.

 
Etiketler: Erzurum, Kongresi’nin, 100., Yılı,
Yorumlar
Haber Yazılımı