Yazı Detayı
08 Eylül 2020 - Salı 01:20 Bu yazı 186 kez okundu
 
Erzurum’dan Edirne’ye Oradan Balkanlara (lV)
M.Hanefi İSPİRLİ
m_h_ispirli@hotmail.com
 
 

Prizren

 

Şar dağı ya da Maya dağı olarak bilinen dağın, türkülere ve hikâyelere konu olmuş, Vardar nehrinin de doğduğu yerdeyiz.  Balkanların ve Kosova'nın en güzel şehirlerinden olduğu söylenen, "müze şehri" ya da "açık hava müzesi" olarak da adlandırılan Prizren Üsküp gezisindeki hayal kırıklığımın, ruhumdaki sancının üzerine ilaç gibi geliyor.

Camiler, camiler… Bir tek görüntüyü bile kaçırmamak için hızlı hızlı bakınırken, elif gibi minareler, kırmızı kiremitli evler, kale ve birkaç çeşme hemen dikkatimi çekiyor. Anadolu’da bile bu kadar Osmanlı kokan bir şehir kalmadı kanaati daha ilk bakışta zihnimde yer ediyor.

Şehirde inanılmaz bir hareketlilik var. Adeta insan seli, nehir boyunca akıp gidiyor. Daha önceden burayı görmüş olan arkadaşların da tuhafına gidiyor bu kalabalık. Gençlerden birini durdurup soruyorum. Meğerse Hıdrelleze rastlamışız. Onların deyimi ile gençler “piyasa” yapıyormuş.

Aknehir (Bistriça) burayı ikiye bölmüş ve sağına soluna şehri yerleştirmiş. Burası da içinden su geçen şehirlerden biri. Kültürel kodları ile tarih kokan bu şehirde kaybolmaya karar vererek dalıyorum sokaklara, caddelere. Kaybolmak mümkün değilmiş meğerse.

Bahçesindeki şadırvanda abdest alan Arnavutların bile Türkçe konuştuğu bir yerde kaybolmak mümkün mü?  Muradin Cami ile ilgili bilgi almak için birine; “Türkçe biliyor musun?” diye sorduğumda; “Nasıl bilmem be ya, ben Arnavut’um!” demesi ile bendeki bütün taşlar yerine oturuyor.

Ecdadın balkanlarda kurduğu; kale, kule, minare üçlemesinin tadını ala ala oradan oraya koşuyorum.

Şadırvan Meydanı, şehrin en bilinen yeri. Meydanda bulunan şadırvanın etrafından birçok tarihi yapıya ulaşmak mümkün. Sinan Paşa Camii, Arasta Köprüsü, Prizren Kilisesi bu bölgede bulunuyor. Bir de Dilek Çeşmesi. İlla su içmemizi salık verdikleri için Ömer Özden Hoca ile su içmeye gidiyoruz. Tam avucumu su doldurup içecekken Hoca; “Dur! Dilek tuttun mu?” diye sorunca gülümsüyorum.

Hangi bir dileği tutayım ki!

Balkanlarda bir daha gelmem gereken şehirlerarasına Ohrid’den sonra burayı da not ediyorum. Bir de şu beton binaların artışı durdurulsa keşke. Şehri kuşatmaya hazırlanan beton ordusu gibi arz-ı endam etmeye başlamışlar.

Akşam Yunus Emre Enstitüsü’ndeki Edebiyat Faslında kervandaki şairler ile Prizrenli şairler şiirlerini seslendiriyorlar.

Tamamen Türkiye’deki şairlerin etkisindeler ki bu tabii bir durum; ama ya bizimkiler...

Bir köşede gözlerimi kapatarak dinliyorum. Umutsuzluğum devam ediyor.

 

İşkodra ya da Üsküdar

Enver Hoca’nın zulüm yıllarında İşkodra’da yıkmadığı tek Camii olan Buşatlı Mehmet Paşa’nın yaptırdığı Kurşunlu Camii’yi ziyaret ediyoruz. Şehrin dışında kalmış.

Enver Hoca bütün camileri yıktıran, din adına ne varsa yasaklatıp ülkeyi onca yıl baskı ve zulümle yönetmiş. TİKA burada da elde kalan Osmanlı mirasını onarmış ve restore etmiş.

Mehmet Doğan Ağabey İşkodra ile Üsküdar’ın aynı kökten geldiğini söyleyerek yine tarihi bir bağ kuruyor. Çünkü Üsküdar’ın da Latince ismi Scutaridir.

İşkodra Yunus Emre Enstitüsü’nde Edebiyat Faslı devam ederken, Enstitüde Türkçe öğrenen gençlerle sohbet ediyorum. Hemen hepsinin aklında Türkiye’de okumak var. Blerta Mlloja ve diğer arkadaşlarının ise iyi birer yazar olmak var. Blerta Mlloja kürsüde şiir okuyan lise son sınıf öğrencilerinden biri.

Bar’da Bar Tutmak…

Kervanımız Karadağ’ın dağlarını, yer yer Adriyatik’i görerek, neredeyse patika yolları aşarak Bar’a ulaştığında bu ismin Erzurum’da tutulan Bar Oyunları ile ilgisi var mı diye düşünürken bunu arkadaşlarla da paylaşıyorum.

Adriyatik’e kıyısı olan Bar, Müslüman nüfusun yoğun olduğu tek yer. Şehrin mimarisi de bunu hemen haykırıyor.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Bar için “İskenderiye Sancağında Voyvodalıktır. Ölgün nahiyelerinden olup naipliktir. Kale dizdarı ve silahlı gazi yiğitleri vardır. Şahbaz Arnavut yiğitleridir ki, firkateleri ile daima Polye vilayetlerini, Klore kıyılarını, Asi Venedik kalelerini, Karadağ ve Klemente haydutlarını kırup, avlanıp asla boş dönmezler.” diye bilgi veriyor.

Kayalar üzerine kurulmuş Bar Kalesi′nden şehri kuşbakışı seyrettiğinizde bu zorlu coğrafyanın güzellikleri hayran bırakıyor.

Bar Kalesi’nde Bar tutmamak olmazdı. Önce Mehmet Doğan Ağabey ile sonra da Ömer Özden Hoca ile bar tuttuk.

 
Etiketler: Erzurum’dan, Edirne’ye, Oradan, Balkanlara, (lV),
Yorumlar
Haber Yazılımı