Yazı Detayı
04 Aralık 2018 - Salı 14:01 Bu yazı 1973 kez okundu
 
Ergenekon örgütü yokmuş
Selami SAYGIN
selamisaygin@gmail.com
 
 

İstanbul Ümraniye’de bir gecekondunun çatısında 12 haziran 2007’de 27 el bombasının bulunmasıyla başlayan soruşturma sonunda Ergenekon adıyla bilinen davaya dönüşmüştü. Yargıda FETÖ hegemonyasının olduğu bir dönemde başlayan bu davayı FETÖ’cüler kendi örgütlerinin iktidarı için sonuna kadar kullandılar. Konuyla ilgili olan olmayan pek çok ismi davaya eklediler. Böylece bu dava nedeniyle FETÖ’ye engel olabilecek her kim varsa, görüşüne bakılmaksızın tasfiye edilmesi, cezalandırılması için Ergenekon davasını sonuna kadar bir bahane olarak kullanmışlardı. Teslim edilmelidir ki bu konuda FETÖ oldukça başarılı olmuştur.

Ergenekon davası ile birlikte pek çok tartışma da başlamış oldu. Bazı kesimler her şeyden önce bu isimlendirmenin, Türkün tarihinden intikam almak isteyen çevrelerce tertip edildiğini, Ergenekon adını mahkeme karı ile mahkum etmek istenildiğini bile iddia edenler olmuştu. Nedense bu çevreler davanın içeriğinden daha çok Ergenekon adını ilgilenmeye değerli bulmuşlardı.

30 Kasım günü Yargıtay savcısı son mütaalasını bildirerek “Ergenekon adıyla bir örgütün varlığının ispatlanamadığını” iddia etmişti. Yargıtay ise nihai kararını 27 Aralık 2018’de verecekti. Muhtemelen bu tarihte Ergenekon dosyası da bir daha açılmamak üzere Yargıtay tarafından temelli olarak kapatılmış olacaktır.

Elbette eskiden beri savcılık makamı görevini iddia ederek yapardı. Ama bu iddia önemli ölçüde yakın tarihin yok sayılması demekti. Demokrasi ile birlikte halkın seçtiklerine “ayar vermek” üniformalı memurların bir çeşit hakkı hatta görevi olarak görülmüştü. 27 Mayıs cuntası, ardından darbesinden başlayarak “27 Nisan 2007 e-muhtırası” adını taşıyan darbe girişimine kadar pek çok darbe ya da teşebbüsü gerçekleşmişti.

Bütün bu darbelerin o esnada görevde olan tepe noktasındaki generallerin marifeti olduğunu kabul etmek oldukça saflık olur. Çünkü 27 Mayıs darbesini yapanlar, hiç yargılanamadığı gibi darbe günü olan 27 Mayıs bile 20 yıl Türkiye’de “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak resmen kutlanmıştı. Halkın seçtiklerine 1963’te, 1971’de 1980’de yine askerler tarafından ayarlar verilmişti. 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapanlar ise 30 yıl yargılanamamışlardı.

Otuz sene sonunda yargılanmalarından da üçünün o esnada ölmüş olması ikisinin ise yaşlarının yüze merdiven dayaması, ilerleyen yaşları nedeniyle aslında bir sonuç alınamamıştı. Ancak onların da otuz yıl boyunca yargılanamamış olmaları sadece sivil iktidarların iktidarsızlığı ile değil, darbecileri koruyan güçlü bir odağın yargıda orduda her zaman var olması ile açıklanabilir.

Belki eski tarihlerdeki darbeleri hatırlamak da konuyu fazlası ile genişletmek olur. Ak parti döneminin ilk dört yılında Hurşit Tolon, Şener Eruygur gibi generallerin hemen her vesileyle seçilmiş hükümete ayar vermeye çalıştıklarını yirmili yaşlardakiler bile hatırlayacaktır. Bütün bu çabaların bir örgüt dayanışması olmaksızın sadece bazı kişilerin refleksleri ile ortaya çıktığını iddia etmek, olup bitenleri inkar etmekle eş anlamlıdır.

Milli Güvenlik Kurulu diye Türkiye’de ikinci bir hükümet vardı. Evet şeklen burada Başbakan ve iki bakan da olurdu. Ama asker üyeler çoğunluktu. Kararlar onların görüşüne göre alınırdı. Zaten onların kararları dışında görüş açıklamak da hükümeti bırakıp gitmek demekti. Sivil hükümetler gelip geçici, askeri bürokratlar ise kalıcı olarak görüldüğünden asıl otorite onarlın elindeydi. Bütün bunların bir örgüt çalışması ya da kararından çok TSK’nın bir kurumsal yapısından kaynaklanmış olabileceği iddiaları da yersizdir. Çünkü 27 Mayıs darbesine katılmayan dönemin Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, DP’lilerle birlikte Yassıada’da yargılandığı gibi 2002-2006 dönemi Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’te zehirlenme kuşkusundan dolayı sürekli evinden sefer tası ile getirdiği yemekleri yemek zorunda kalmıştır. Bu iki örnek olay bile kendilerini seçilmiş hükümete bağlı sayanların nasıl tasfiye edildiği ya da edilme kuşkusu içinde davrandıklarını açıklayabilir.

Bu tasfiyeleri yapan kimdir, hangi güçtür? İşte Ergenekon Davasına konu olan da budur. Bu örgütlenmenin bir hayal bir vehim olduğu iddia edilebilir mi? Onların işaretiyle refah- fazilet gibi siyasi partiler kapatılmıştır. Koalisyon hükümetleri dağılmış başka hükümetler kurulmuştur.

Gerçekten Ergenekon ile ilgili-ilgisiz pek çok ismin davaya katılarak, FETÖ’cü kadrolara yol açılmaya çalıştığı 15 temmuz darbesiyle kesinleşmiş oldu. Ancak FETÖ’cülerin TSK’ya yaptıkları bu kötülükler, TSK’da yasalara aykırı hiçbir işlem yapılmadığını göstermez. FETÖ’cüler bu davayı sonuna kadar istismar etmiş dava nedeniyle kendilerine yeni alanlar açmıştır. FETÖ’nün kötülükleri istismarları bahane edilerek bu davanın kapanması da geçmişte halkın seçme hakkına karşı, seçtiklerine karşı suç işleyenlerin, siyasi iktidarları bazen gasp ederek bazen ayar çekerek, halktan almadıkları yetkileri kullananların işledikleri suçların da yanlarına kar kalması demektir. Cezasız kalan suçlar ise sonradan işlenecek olan başka suçların özendirici nedenleridir. Bundan sonra yeni darbelerin özendirilmesi bu davanın kapatılması ile yapılmış olmaktadır. Yargının tümüyle Ak Parti’nin emrine girdiği iddialarının bağırıldığı bir dönemde Ak parti hükümetlerine karşı işlenen suçların bile yok sayılması büyük bir çelişkidir. Demek ki “yüce bağımsız yargı” bağımsızlığını korumaya devam etmektedir.

 
Etiketler: Ergenekon, örgütü, yokmuş,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
23 Temmuz 2019
Cumhuriyetin temelleri
105 Okunma.
06 Temmuz 2019
Felakete Doğru
70 Okunma.
29 Haziran 2019
SEYİS SİYASETİ
126 Okunma.
11 Nisan 2019
Kürdistan meselesi (ıı)
456 Okunma.
07 Nisan 2019
Kürdistan meselesi (ı)
423 Okunma.
24 Mart 2019
Yeni Bir Haçlı Seferi (l)
357 Okunma.
02 Mart 2019
İslamcıların akılcılığı
472 Okunma.
04 Ekim 2018
Kader mahkumları
2062 Okunma.
18 Eylül 2018
Büyük felaketin 100. Yıl dönümü
995 Okunma.
14 Eylül 2018
Türkiye için insani bir görev
761 Okunma.
08 Eylül 2018
Daha çok ve daha şaşalı bayramlar edeceğiz
859 Okunma.
17 Ağustos 2018
Hoşamedi ey liberalizm
1495 Okunma.
11 Ağustos 2018
‘Demokrasi’nin çarpması
956 Okunma.
05 Haziran 2018
Özgürlük ve saldırganlık arasında laiklik
2764 Okunma.
29 Mayıs 2018
Türkiye’nin siyaset manzarası
997 Okunma.
28 Mart 2018
Suriye’nin baharını beklerken
1817 Okunma.
24 Şubat 2018
Yalan ve iftira mitolojiyi gerçek etmez
2852 Okunma.
17 Şubat 2018
28 Şubat darbe davasının sulandırılması
883 Okunma.
04 Şubat 2018
Fırat’ın kıyıları ABD ile yeni savaş alanıdır
1126 Okunma.
08 Aralık 2017
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı 1934’de verilmedi
1335 Okunma.
18 Kasım 2017
Mesele Tayyip Erdoğan meselesi değil Türkiye meselesidir
1037 Okunma.
01 Kasım 2017
Cumhuriyet ile neler değişti?
1246 Okunma.
29 Ekim 2017
Mitolojinin cezbe halkası
970 Okunma.
16 Ekim 2017
Türkiye-İran Dostluğu
1136 Okunma.
14 Ekim 2017
Suriye'yi nasıl kaybettik?
1114 Okunma.
07 Ekim 2017
Mudanya Mütarekesini Nasıl Bilirsiniz?
1070 Okunma.
02 Ekim 2017
Aşure Törenleri Niçin Yapılıyor?
1245 Okunma.
Haber Yazılımı