Yazı Detayı
14 Ocak 2018 - Pazar 19:13 Bu yazı 2292 kez okundu
 
Dildeki yaradır bu
Mehmet TAŞTAN
mhtastan@hotmail.com
 
 

22 yıl önceydi.

Ülkenin bir bölgesinde terörün tavan yaptığı günlerdi. "Gece falan karakol basıldı: 30 asker şehit oldu. Filan köy basıldı: 33 masum vatandaşımız katledildi… Şu yol kesildi: 33 er şehit… Bu yol kesildi: 15 sivil kaçırıldı" şeklindeki haberler, gazete ve televizyonların demirbaşı olmuştu adeta… Ve bütün bu haberler, -öncekilerin hiçbirinden olumlu bir sonuç çıkmadığı için- inandırıcılığını kaybetmişolan şu matbu cümleyle biterdi:Gece karanlığından yararlanarak kaçan teröristleri yakalamak için bölgede geniş çaplı operasyonlar başlatıldı.  O operasyonlardan bir daha da ses çıkmazdı zaten. Giden, gitmiş olurdu.   Hepsi o kadar…

İşte o dönemde ben de Tunceli'de görev yapıyordum.Ancak olayın geçtiği gün, yıllık izin nedeniyle Erzurum'da bulunuyordum ve ertesi gün görev yerine dönecektim. Her izin dönüşünde olduğu gibi rahmetli annem ve babamın beti benzi atmıştı yine. Bir sonraki sefere beni mi, yoksa bayrağa sarılı tabutu mu kucaklayacaklarını bilemiyorlardı. Bu korku, o iki yaşlı bedeni, gözle görülür bir şekilde çökertiyordu. Dönüş saatine doğru annem kendini tutamıyor,"seni ben doğurmadım mı, göndermiyorum işte" diye tutturuyor; gözyaşlarına boğuluyordu. Babam olayı biraz daha geriden izliyor; metanetini korumaya çalışıyordu. Ve bütün hücrelerine nüfuz eden bir imanla, kulaklarımdan hiç gitmeyen şu sözü söylüyordu: “Üzülme, bırak gitsin. Saklayan Allah saklar.”

İşte böyle bir atmosferde akşamüzeri dışarı çıkan babam kısa bir süre sonra eve döndü. Huzursuzdu… Bir şey söyleyecekti ama belli ki annemin duymasını istemiyordu. Birlikte bir odaya geçtik."Bugün de Tunceli'de bayrak trenine saldırmışlar, yedi asker şehit olmuş" dedi. Haber fena halde canımı sıkmıştı ama önce onun kafasındaki kara bulutları dağıtmam gerekiyordu. Soğukkanlı bir şekilde,"haberde bir yanlışlık var baba, Tunceli'de tren yok ki"dedim.Hiç itiraz etmedi. Ferahlar gibi oldu. "Öyle duydum ama inşallah yalandır" demekle yetindi sadece.

"Rahat sohbet etmek" bahanesiyle o akşam televizyondan uzak dursak da telefonu kullanmadan edemedim... Evet, maalesef haber doğruydu … Canlı bomba olarak kullanılan kadın terörist, bayrak töreni kıtasının ortasına atlamış ve yedi asker şehit olmuştu. Bizim ki, o üzüntü ve panikle töreni, tren olarak anladığı için bana da öyle söylemişti. Bu da gayet normaldi.

Normaldi çünkü o tarihte yetmişini devirmiş olan babamın sözlüğünde"tören" kelimesi yoktu.Merasimvardı amatören yoktu. Bayrak merasimini, düğün merasimini, merasim bölüğünü çok görmüştü ama bayrak törenine, düğün törenine, tören kıtasına pek rastlamamıştı.

Aynı dili mi konuşuyoruz?

Tam da babamın dediği gibi oldu. Saklayan Allah sakladı. Bu günlere kadar geldim. Şimdi düşünüyordum da büyük bir kısmı aramızdan ayrılmış olan o insanlar hayatımıza hâkim olan bu günkü dili duysalar bizi ne kadar anlarlardı acaba? Ya da bizim anadil dediğimiz Türkçeyle, annelerimizin dili ne kadar benziyor birbirine?

Onların bindikleri trenler “tehir” yapardı; bizimkiler “rötar” yapıyor ne hikmetse… Onlarminibüsten “müsait” bir yerde inmeyi isterlerdi; biz “uygun” bir yerde… Onların bakkalları, kahvehaneleri, lokantaları vardı; bizim avmlerimiz, kafelerimiz, restoranlarımız… Onlar hayat mücadelesini, zor şartlar altında ve kıt imkânlarla devam ettirmişlerdi. Biz yaşam savaşını, konforlu koşullarda ve modern olanaklarla sürdürüyoruz. Onlar için dünya bir imtihan yeriydi; bizim için bir sınav merkezi…

Onlar yeni kabul edilmiş bir alfabeyi, yazıldığı gibi okumaya çalışmışlardı. Biz ilk günden öğrendiğimiz o alfabeyi unutma gayretindeyiz. Çünkü onların hayatlarında olmayan yığınlarca yabancı marka ya da işyeri adıyla kuşatılmış durumdayız. Üstelik o yabancı adların hiçbiri okunduğu gibi yazılmıyor. Yazıldığı gibi okuyanlara da müstehzi bir tonla bakmadan edemiyoruz.

Onların hastalıkları da bizimkinden başkaydı…  Onlar sara ya da verem olurlardı mesela… Biz epilepsi veya tüberküloz oluyoruz… Onlar nisaiye, bevliye mütehassıslarına muayene olurlardı; biz jinekologlara, ürologlara…

Onlar Adliye’ye maznun veya şahit olarak çağrılırlardı; biz sanık veya tanık olarak… Farklı bir dilleri vardı adliyelerinin… Davadan feragat eder, sulh ya da müdahil olurlardı … Biz davadan vazgeçiyoruz, uzlaşıyoruz ya da katılan oluyoruz.

Onlar, interneti hiç tanımamışlardı ya da uzaktan izlemişlerdi; bizse büyük bir sanal dünya kurmuş durumdayız. Ve onların hiç bilmediği bir dille konuşuyoruz şimdi. Hem mekanik hem de içerik anlamında Türkçenin ağır yaralar aldığı internet diliyle yani…

Türkçenin yeni sınavı

Yakın geçmişindeki yapısından hayli uzaklaşmış olan Türkçe şimdi de ticaret ve internet dili başta olmak üzere, bir bütün halde kendi genetiğinin bozulma tehlikesiyle karşı karşıya…

Söylemek gerekir ki, bu durum Türkçenin başka dillerle olan ilk sınavı değildir.Yüzyıllar boyunca Arapça veFarsçayla girdiği etkileşim sonucunda tanıştığı on binlerce kelimeden bir kısmını işleyerek kendi öz malı yapmış;-istisnalar dışında- terkipler başta olmak üzere, bünyesine uymayan sözleri ise hafızasına almamıştır. Avamın gösterdiği bu duyarlılığı havasın yazı dilinde gösterdiğini söylemekse pek mümkün değildir. Bu durum halktan kopuk bir üst düzey dilin doğmasına yol açmıştır. 1930’larda başlayıp, Türkçeyi doğu kökenli yabancı kelimelerden kurtarmak adına sürdürülen hareketlerde zorlamalara gidildiği, yüzyıllar boyunca işlenerek halkın diline yerleşmiş binlerce kelimenin tasfiyesi suretiyle, dilin tabi’ akışına ciddi şekilde zarar verildiği aşikardır.

Oysa ki tasfiye edilmek istenen o kelimeler, asırlar boyuncadilimizde ıslanıp Türkçe ahenk kazanmış; deyimlerle, türkülerle nesilden nesle geçip, öz malımız olmuştur.Yalnızca bir meramın dile getirilmesi aracı değil, genlerimize işleyen bir inancın, bir fikrin, bir hissiyatın velhasılı hayatı algılama biçiminin dört başı mamurifadesi olmuştur. Onun için, o kelimelere karşı çıkmak, defnettiğimiz babamızın mezar yerini unutmak değil, eve dönüp onun bıraktığı mirasın tamamını birden haraç mezat satmak olur. Öyledir, çünkü kültürün biricik hafızası dildir. Dilini kaybetmişbirmilletin hafızası, hafızasını kaybetmiş bir milletin kültürü, kültürünü kaybetmiş bir milletin şuuru olamaz.

Kuşkusuz, dil canlı bir varlıktır. Canlı olan hiçbir varlığın doğumdan ölüme kadar bütün hücrelerini değiştirmeden yaşamasının mümkün olmadığı gibi, dilin yapı taşları olan kelimeleri de belli bir dönemdeki sözlükle sınırlamak mümkün değildir. Toplumsal gelişmeler, bilimsel ilerlemeler yeni kelimelere her zaman ihtiyaç gösterir. Eskiden beri var olan bir kısım kelimelerse zaman içerisinde değerini kaybedebilir, anlamsızlaşabilir ya da anlam kaymasına uğrayabilir. Böylesi durumlarda dilin yeni kelimeler üreterek o boşlukları doldurması kaçınılmazdır. Bu manada dil kurallarına ve ahengine uygun şekilde üretilen yeni kelimeler Türkçenin zenginleşmesine katkı sağlamaktadır. Ancak nasıl ki, yontularak, işlenerek, mimari bir yapıya yerleştirilmiş taşlar kendiliğinden eriyip, dökülmeden, zorla sökülerek atılmazsa, işlenerek dil binamıza yerleştirilmiş kelimeler de çürümeden dökülmeden zorla tasfiye edilmemelidir. Tıpkı bunun gibi ihtiyaç nedeniyle üretilecek kelimelerin de bir medeniyeti ifade eden dil şehrinin genel dokusuna uygun olması gerekir.

Kötü niyetli bir kısım insanların dilimizi doğu kökenli yabancı kelimelerden kurtarma adı altında oluşturdukları bu sakil duruma, şimdi bir de batıdan aldığımız kelimeler eklenmiş bulunmaktadır. Elbette ki, medeniyetlerin etkileşim süresinde, bir dilin başka dillerden kelime alması da tabiidir… Zira kurdu kurt yapan hazmedilmiş kuzu etidir. Ancak hiçbir kurdun karnındaki kuzu seslerini duymadığımız gibi başka dillerden aldığımız kelimeler de cümlelerimizin arasında protez gibi durmamalıdır. İçselleştirdiğimiz doğu kökenli kelimelere yaptığımız gibi batıdan aldıklarımız da ya Türkçe’nin melodisine ve mimarisine uygun hale getirilmeli ya da yerlerine Türkçe karşılıklarını konulmalıdır.

Zira dilimizin bütün genleri birbiriyle uyumlu, yüzbinlerce hücreden oluşan sağlıklı bir vücuda kavuşması ancak bu yolla mümkündür.

Dildeki bu yaranın tedavisi oradan geçer.

 
Etiketler: Dildeki, yaradır, bu,
Yorumlar
Haber Yazılımı