Yazı Detayı
30 Kasım 2020 - Pazartesi 23:28 Bu yazı 494 kez okundu
 
Bir Eğitim Neferi-Abdulkuddüs Bingöl (1)
Ömer Özden
omerozden25@hotmail.com
 
 

Bir Eğitim Neferi-Abdulkuddüs Bingöl

 

Eğitim, sadece öğrenmek ve öğretmekten ibaret değildir. Eğitim, hayatın bütün safhalarını içine alan, bazen okulda, sınıfta: bazen de tarlada, bahçede, sokakta kazanılan uzun bir süreçtir. Bütün akademisyenler, yöneticiler, öğretmenler, mühendisler, hakimler ve hekimler…. bu sürecin zorlayıcı çarklarından geçerek bulundukları konumu kazanmışlardır. Eğitimcilik fedakâr, vefakâr, örnek şahsiyet olunmasını isteyen zor bir meslek, hatta meslek de değil, bir hayat tarzıdır. İşte okumakta olduğunuz bu satırlarda, hayatını hocasına, öğrencilerine ve ailesine adamış örnek bir eğitimci ve akademisyen olan Prof. Dr. Abdulkuddüs Bingöl’den söz etmeye çalışacağım.

Onu, 1980’den itibaren Atatürk Üniversitesi’ndeki talebelik yıllarımda, ismen değil, şahsen tanımaya başlamıştım. Yoncalık’ta bulunan belediye otobüslerinin hareket noktasından hat numarası 1 olan belediye otobüsüne binerdim; hemen sonraki İbrahim Paşa Camii durağında otobüse orta boylu, iyi giyimli genç biri biner ve o da tekli koltuklara oturur, üniversitemizin Edebiyat Fakültesi durağında da inerdi. Bir zaman sonra, kim olduğunu bilmediğim bu şahsın, Erzurum eski merkez vaizi Lütfullah Bingöl Hoca’nın oğlu olduğunu öğrenmiştim. Lütfullah Hoca’nın, Erzurum’un eski ve en tanınmış müftülerinden Solakzade Sadık Efendi’nin öğrencilerinden ve yakın dostlarından biri olduğunu rahmetli babam Cevdet Özden Bey’den duymuştum. Uzun zaman birbirini tanımadan aynı otobüs hattını kullanmamıza rağmen ben onu şahsen tanır hale gelmiştim; ama onun benim varlığımdan haberdar olmadığından emindim. Gözlerim onu otobüste görmeye o kadar alışmıştı ki bir vakit sonra Lütfullah Hoca’nın oğlunu otobüste görmez olunca doğrusu merak da etmeye başlamıştım, niçin otobüse binmiyor diye. Bir gün otobüs durağa yanaşırken, İbrahim Paşa Camii’nin ara sokağından çıkan modelini ve rengini şimdi hatırlayamadığım bir arabayı sürerken gördüm tanışmadığım otobüs arkadaşımı. O zamanlar otomobil, çok lüks bir araçtı; henüz ihtiyaç durumuna gelmemişti. O zamanlar otomobiller genel olarak resmi araç olarak yaygındı; o yüzden olsa gerek birinin otomobili varsa hususi araba olarak nitelendirilirdi. Demek ki otobüs arkadaşımın artık hususi bir arabası vardı.

1985 yılının Temmuz ayında mezun olduğum fakültenin açmış olduğu sınavda başarılı olup aynı yılın Kasım ayında akademisyen oldum. Alanım da felsefe olunca Edebiyat Fakültesi’nin Felsefe bölümüne ara sıra gidiyordum. Ve bir gün yıllar evvel otobüste gördüğüm hocayı orada gördüm; taşlar yerine oturmuştu. Edebiyat Fakültesi durağında inen şahsın felsefe bölümünde hoca ve adının da Abdulkuddüs Bingöl olduğunu öğrendim.

Prof. Dr. M. Naci Bolay’ın öğrencisi olarak felsefe tarihi bilim dalında doktoraya başlamıştım. Naci Bolay Hocamın asıl bilim şubesi, mantık idi. Bir gün hocamın yanına gittiğimde Abdulkuddüs Bingöl Hocayı gördüm. İlk defa Hocamın odasında tanışma fırsatı buldum. İşte bu tanışmadan sonra Abdulkuddüs Bingöl Hocanın yanına zaman zaman gitmeye ve kendisine felsefe hakkında bazı sorular sormaya da başladım.

1991 yılında doktora tezimi tamamladım. Hocam Naci Bey, jürimde Prof. Dr. Kenan Gürsoy ve Prof. Dr. Abdulkuddüs Bingöl’ün bulunacağını söyledi. Gerekli yazışmalar yapıldı ve beklenen gün geldi. 10 Ekim 1991 tarihinde Prof. Dr. M. Naci Bolay’ın başkanlığında toplanan jüri önünde doktora tezimi savundum ve jüri üyelerinin takdiriyle felsefe tarihi doktoru unvanına layık görüldüm. Gerek tezimin savunması sırasında, gerekse savunma sonrasında her üç hocamdan da çok şeyler öğrendim. Ancak Mehmet Naci Bolay Hocamın doktora savunmasından kısa bir zaman sonra Gazi Üniversitesi Felsefe bölümüne nakletmesi, Kenan Gürsoy Hocamın da zaten Ankara DTCF’de görev yapıyor olmaları ve o zamanlar cep telefonunun henüz hayatımıza girmemesinden dolayı en ziyade Abdulkuddüs Bingöl hocamla görüşme fırsatım oluyordu. Fakültelerimizin yakın oluşunun da bunda etkisi vardı. Doktora savunmasından sonra kendisiyle giderek artan bir samimiyet de kurmuştuk; bunda yapmış olduğum tezimi jüri üyelerinin oy birliğiyle beğenmelerinin de etkisi vardı.

Bilimsel çalışmalarımda onun fikirlerine ve tavsiyelerine sık sık müracaat ediyordum, o da beni kırmıyordu. Yazdığım makaleleri Abdulkuddüs Bingöl Hocama götürüyordum. Yine o zamanlar bilgisayarlar yeni yeni tanınıyordu. Daktiloda yazıyor ve hocalara bunu götürüyorduk ya da postayla gönderiyorduk. Postayla göndermesi, okunup geriye tekrar postayla gelmesi çok zaman aldığı için yakınımızdaki hocalardan istifade etmeyi tercih ediyorduk.

Abdulkuddüs Hocanın doktora tezimden sonra okuduğu ilk makalem, “İbrahim Hakkı Erzurumî’nin Varlık Anlayışı” başlıklı çalışmamdı. O makale üzerinde yaptığı düzeltmeleri almaya gittiğimde bana, her düzeltmeyi niçin yaptığını, hangi kavramları nerede ve nasıl kullanacağımı titizlikle üzerinde durarak anlatmıştı. Bu teşrik-i mesainin sonraki çalışmalarıma çok önemli katkıları oldu. Söylediklerini halen daha uygulamaya devam ediyorum.

Hoca’nın yöneticilikleri sırasında da zaman zaman görüşür ve bazen dertleşir, bazen de felsefi konularda sohbet ederdik. 2002 yılında Doçent olduğumda odama gelip tebrik etmiş ve uzun süre sohbet etmiştik. 2007 yılında Profesörlüğe atanma zamanım geldiğinde de bizzat telefon açarak jürimde bulunmak istediğini belirtmişti. Nitekim seçilen jüride yer almış ve en kısa sürede raporumu yazıp ilgili makama göndermiş, atamamdan sonra da yine tebrik için gelmişti.

İletişim Fakültesi’nde önce dekanlık, sonra bölüm başkanı olarak görevine devam ederken emekli olan Abdulkuddüs Bingöl Hocam, daha sonra Artvin Çoruh Üniversitesi Rektör Yardımcılığı göreviyle tekrar üniversiteye dönmüş ve 2016 yılının Mayıs ayında Mantık Derneği’nin Artvin’de düzenlediği Mantık Çalıştayı’na ev sahipliği yapmıştı. Ben de bu çalıştaya dinleyici olarak katılmış ve orada Hocamla görüşmüştüm. Değerlendirme toplantısının başkanlığını yapan Abdulkuddüs Bey, resmi olarak katılmamış olmama rağmen bana da söz vererek çalıştay hakkındaki görüş ve değerlendirmelerimi istemişti.

İleri seviyede şeker hastalığı bulunan hocamızın rahatsızlığı böbreklerine sirayet edince tekrar emekli olarak Erzurum’a dönmüş ve burada uzun zaman devam eden diyaliz tedavisine başlanmıştı. İşte böyle bir süreçte Prof. Dr. Necati Öner Hocamızı Hakk’ın rahmetine uğurladık. Bu vefat haberi, Abdulkuddüs Bingöl’ü son derecede olumsuz etkiledi. Ailesine çok düşkün olan Abdulkuddüs Bingöl, yıllar önce babası Lütfullah Hoca’yı ve sonrasında da ağabeysi Sadık Bingöl’ü kaybetmişti. Her ikisinde de çok müteessir olan Abdulkuddüs Bingöl Hoca, üçüncü önemli kaybını da hocasının vefatı ile yaşamış bundan da son derecede olumsuz etkilenmişti.

(Devam Edecek)

 
Etiketler: Bir, Eğitim, Neferi-Abdulkuddüs, Bingöl, (1),
Yorumlar
Haber Yazılımı