Yazı Detayı
31 Ocak 2019 - Perşembe 23:49 Bu yazı 513 kez okundu
 
ANNE
Hasan H.TOKUŞ
hasanhuseyintokusæ@gmail.com
 
 

Kırmızı gece lambası tavanla birlikte odanın bir kısmını aydınlatıyor, eşyaların gölgeleri sihirli bir el dokunmuşçasına hareket ediyorlardı. İçeriye sinen ağır çiş kokusu sıkıntısına sıkıntı ekliyordu. Daha bir hafta olmuştu anne olalı. Erken sayıla bilecek bir yaşta evlilik, erken gelen bebekle hayat anaforununa zamansız kapılmış gibi hti kendisini.

Annesini düşündü: “ Acaba bizde böyle devamlı ağlıyormuyduk? Yoksa bu acuze bebeğin beni sınamasımıydı?” Diye düşündü. Bebek habire dayanılmaz ve bitmez bir enerji ile ağlamaya devam ediyordu. Kaç gecedir birkaç saatlik dalıp çıktığı uykuyla durduğunu hatırlamıyordu bile.

Bir eli beşiğe montelenmiş gibi otomatiğe bağladığı bir refleksle habire sallıyordu. Bebekte ağlamasını sanki otomatiğe bağlamış gibi aralıksız yıpranmış ve artık çatallaşmış bir sesle ağlıyordu.

“ Keşke bir an önce sabah olsa “ Diye geçirdi içinden. Bu düşünceyle birlikte rahmetli babası geldi hatırına. Yüreği dayanılmaz bir acıyla sancıdı. O da gecelerin bitmediğini söylerdi: “ Ah kızım keşke gece hiç olmasa. Bu meret illet sanki gecenin ilk karanlık perdesiyle gündüzün saklandığı kuytulardan her zamankinde daha güçlü çıkıp göğüs kafesime oturuyor ve beni bir dirhem nefese muhtaç kılıyor. Vallahi kızım, geceler bitmek bilmiyor.” Derdi. “ Canım babam…” diye uykusuzluktan pelteleşmiş bir lisanla fısıldadı. “Öldüğü gün dünyamın boşaldığını, bizi sarıp sarmalayan elin üzerimizde ki sahiplenişliğinin kaybolduğunu görmüş, ortada kalmış bir çaresiz gibi kendimi hmiştim.”

Sonra gizliden gizliye babasının çektiği ağrı ve acıların ölümüyle bittiğine ve derin bir uykuya dalmış gibi yatışına sevindiğini yada bununla teselli bulduğunu hatırladı. “ Amenna, Allah her zorluk içerisinde bir kolaylık ve teselli saklamış.” Dedi.

Bebek habire ağlıyordu. Kendi sıkıntısı içerisinde ki saklı kolaylığı düşündü. Birden gece lambasının ışığıyla odanın geri kalan karanlığının birbirlerine saldırdığını gördü. Dehşetle irileşen gözlerle etrafına baktı: “ Aman Allah’ım, karanlıkla aydınlık adeta iki güçlü ordu gibi birbirlerine hamle yapıyor, gah ışık karanlığın gah karanlık ışığın sınırlarına dalıyor kıyasıyla bir taarruz ve savunmayla savaşıyorlardı.

Bu saldırı ve çekilmeler, karanlık ve gece lambasının kırmızı ışığının hamleleri yakınlarda çınlayan çocuk ağlamasına benzeyen bir borazanla bölündü. Karanlıklar ordusuyla ışık ordusu mıhlanmış gibi oldukları yerde kalakaldılar. Onlarda genç anne gibi bu garip sesi bir müddet dinlediler. Akabinde ikinci kez daha tiz ve yakında bir kez daha öttü. Her iki orduda süratle kendi sınırlarına çekilerek hiçbir şey olmamış gibi tavanda asılı kaldılar.

Genç anne eli kendisinden ayrılmış beşiğin bir uzvu gibi çalışmasına devam ederken doğruldu: “ Vay be! Demek dalmışım.” Biraz evvel ki görmüş olduğu kâbusun etkisiyle korkulu gözlerle bakındı. “ Demek göz kapaklarımın oyununa geldim.” Dedi tebessüm ederek.

Uykusuzluk ve yorgunluktan taşlaşmış yüzünü etkilemedi tebessümü. Gülüşünün de dudaklarının kıvrımında kıvrılır gibi hti: “ Ah keşke bende şöyle bir kıvrılabilsem. Ah yavrum, nolur yeter artık anneciğine biraz merhamet et. Birazcık, vallahi birazcık kestireyim.” Çocuğunun azimli ağlayışı devam ediyordu.

Eşi çoktan diğer odaya gitmişti. Biraz gücenmemişte değildi yani: “ Ne olurdu birazda o sallasada ben dinlensem.” Diye aklından geçti, ama hemen sonra: “ Yok canım, o yarın bu trafik keşmekeşinde boğuşa boğuşa işe gidecek. O dinlensin… Yok, yok canım iyi yaptı… Yoksa Fuat beni sever…”

Uyuşukluk tepeden tırnağa kadar her yanını sarmış adeta vücudu keçeleşmişti. Oda çiş kokusuyla iyice ağırlaşmış havasıyla dayanılmaz derecede bunaltıcı olmuştu. “ Amaan kim kalkıp boklu bezleri banyoya atacak ki? Hem nerde fırsat veriyor ki bu huysuz bebek. Birazcık ara verse atardım, hem elimemi yapışırdı ki?” Dedi, ama: “ Yok ya, ara verse pis bezleri götürene kadar mis gibi beş dakikalık bile olsa derin bir uyku çekerdim.” Dedi.

Tekrar etrafa bakındı. Perdenin aralığından odaya girmeye çalışan lacivert karanlığı görünce gün ışığından iyice ümidini kesti. “ Acaba yeniden ninni mi söylesem? Diye düşündü ümitsizce. “ Boş ver ya, o kadar enerjim olsa sabinin altını yeniden değiştirirdim. Belkide yine ıslatmıştır.” Beşiği sallamaya devam etti.

Daha ilk çocukları ve buda ilk beşik ama bir haftadır o kadar sallandı ki her yerinden gacur-gucur sesler gelmeye başlamıştı bile.Beşikle beraber tüm vücudununda sallandığını ve bundan hoşlandığını fark etti. “ Ya mübarek yavrum, beni uyutacaksın halâ sen uyumadın.” Annesini düşündü: “ Keşke onu hiç incitmeseydim. Canım annem, anne olunca anladım emeğinin karşılığının olmadığını ama ne fayda insan yaşamadan idrak edemiyor işte.” Halâ beşikle beraber sallanıyordu. Tıpkı araba yolculuklarındaki mayışma gibi gevşedi.

Birden kendini bir arabada yolculuk yaparken gördü. Zaman içinde zaman yaşıyor gibiydi. O kadar güzel sarsılış ve salınımlarla gidiyordu ki, dünyanın en deliksiz uykusuna dalıverdi. Artık hiçbir şey duymuyordu sadece derin dipsiz bir uyku… Aniden korkunç bir sarsılışla uyandı.

Aman Allah’ım binmiş olduğu araba hızla bir tepeden aşağıya doğru yuvarlanıyordu. İlk taklayla başını şiddetli bir şekilde ön koltuğun demir aksamına çarptı. Galiba bir dereye yuvarlanmışlardı. Suyun içerisinde bata çıka sürükleniyor, bir yandan da parmak kadar yavrusunun öksüz kalışına üzülüyor, yüreği yanıyordu.

Sonra derenin en derin olduğunu tahmin ettiği yere doğru sürüklendiğini gördü.  Yardım istemek için ne kadar çabaladıysa da ağzını dahi açamadı. O sürükleniş de derenin kıyısında bir çocuğun ağlayarak ona doğru koştuğunu görüyordu, tam seslenecekti ki:

“ Zeynep, Zeynep! Kalk ya, çocuk nerede ise patlayacak sense beşiğin dibine kıvrılmış yatıyorsun… Allah aşkına sürahiyle suyuda dökmüşsün, üstün başın su içerisinde. Ya başına ne oldu? Yoksa düştün mü?” Belli ki yataktan yuvarlanmıştı. Rüyasında başını vurduğu koltukta beşikmiş…

“ Tamam Fuat iyiyim. Sen git yat. Ben biraz emzireyim, belkide açtır yavrum.”

Koynuna alarak emzirirken birazda uzanmış olurum diye düşündü. Bebek bir iki huysuz mızmızlanma sonunda memeyi kavramış emiyordu. “ Açmış yavrum…” dedi.

Ağlamaktan terlemiş başını bir kedi yavrusunu yalar gibi koklayıp öperken ikisi de derin bir uykuya dalmışlardı. Neden sonra odayı ele geçiren günün nurlu kandili güneşin ışıltılarının dolmasıyla uyandı.

“ Oh be bayağı dinlenmişim.” Diyerek yavrusuna bakmak için dönünce, gördüğü korkunç manzarayla çılgına döndü. Bütün hücreleri birer birer patlarcasına müthiş bir acıyla feryat etti: “ Uğuuur! Uğurum, yavrum! Ben öleydim balaam! Göğsümde boğulmuş yavrum. Uğur! Uğur! Uğurum!”

“ Anne, anne Allah aşkına ne oldu? Anne bir uyan ya! Aha buradayım işte…” Yaşlı kadın gözlerinden halâ yaşlar sicim gibi çökmüş yanaklarına akarken, dehşetle uyandı. “ Yavrum Uğurum! Balam, çok korkunç bir rüya gördüm oğlum…” diye sarıldı yatak ucunda ki oğluna. Oğlan canı sıkkın bir tavırla annesinin kendisini sıkı sıkıya sarmalayan kollarından kurtularak: “ Ya ödümüzü kopardın be anne. Ne o ya öyle bangır bangır bağırmalar. Kimbilir yan komşu duyduysa şimdi ne der.” Başını hoşnutsuz bir tavırla sallaya sallaya giderken:” Ya bu iyice bunadı ha…” diye homurdanıyordu.

Anne ise hasta yatağında gördüğü bu ilginç ve uzun rüyanın etkisiyle halâ yaşları kurumamış gözlerle: Allah’ımyavrumu koru; ömrünü uzun et; ağrı ve acısını bana gösterme…” diye dua etmeyi sürdürüyordu.

 
Etiketler: ANNE,
Yorumlar
Haber Yazılımı