Yazı Detayı
25 Aralık 2017 - Pazartesi 19:01 Bu yazı 928 kez okundu
 
Alma mazlumu ahını…
Akif BEDİR
 
 
Gecenin bir yarısı telefonum acı acı çalıyor. Hayırdır inşallah deyip “alo” diyorum. Arayan kız yeğenim. “Amca yazının konusu 28 Şubat değil mi, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor değil mi”, deyince donup kalıyorum. Hal hatırdan, küçük sohbetten sonra aynı uyarıyı tekrarlayıp telefonu kapatıyoruz.
Bir taraftan ülkenin üzerine çöken 28 Şubat kara bulutunu düşünürken diğer taraftan da milletin yaşadığı bu korkunç kâbusu yeniden niye hatırlattı diye düşünüyorum.
Bir milletin siyasi, dini, kültürel ve ekonomik kodlarıyla oynamaya kalkan 28 Şubat süreci gerçekten de ebrehe güçleriyle Türk milletinin kavgasıydı.
Halkı tavandan başlayarak tabana doğru kin ve nefrete sevk ediyorlar, inanan-inanmayan, laik-anti laik, örtülü-örtüsüz gibi sınıflar icat ediyorlardı.
Kebapçı ve kokoreççilerin bile fişlenip kara listeye alındığı karanlık bir dönemdi.
Yeşil sermaye denilen Anadolu sermayesinin batırıldığı, milyarlarca doların ise yurt dışına kaçırıldığı, halkın taleplerinin yok sayıldığı, “Beyaz Türkler”in borusunun öttüğü bir “kaos” dönemiydi.
İnsanların andıçlandığı, ağızların kapatıldığı, sırtların coplandığı, incecik bileklere kelepçeler takıldığı açık cezaevi günleriydi.
Yargıya, eğitime, sosyal hayata, ekonomiye, kişisel özgürlüklere, fikir ve düşünceye müdahale vardı ve siyasette sansür ve denetleme mekanizması devredeydi.
Laikliği, “rakıyla” koruma-kollama başarısını gösterenlerin, İçişleri Bakanlığı önünde “yağlı kazık ticareti” yapanların, patronlarının soygunlarını korumak isteyen kalemşorların, “Post Modern Darbe” ismine “babalık davası” peşinde koşanların ve daha nice hukuk düşmanı figüranların at oynattığı anarşi dönemiydi.
Okullarda, iş yerlerinde, sokaklarda hatta camilerde cadı avına çıkılmıştı. Din adamı kisvesinde başörtüsüne füruat diyen “papazlar” çıkmıştı ortaya. Meşru hükümete gitsin diyenler, beceremediniz artık bırakın diyenler, darbe rejiminin ürünü hükümeti, hayırlı olsun diyerek, sevinç çığlıklarıyla karşılayan sahtekâr hainlerin türediği kargaşa dönemiydi.
Meşru hükümete karşı karargâhın emirleriyle hareket edenler, halka sistematik olarak, “bu hükümet gitmezse darbe olacak” mesajları verenler, İmam hatiplilere “yarasa” demekten geri durmayan, “Siyasi hayatıma mal olsa bile bu kanunu çıkaracağım” demekten kaçınmayan kiralık beyinlerin el üstünde tutulduğu lanetlik bir dönemdi.
Okulundan, işinden hatta vatanından edilen haksız yere eziyete uğrayan, zulme maruz kalan insanların feryatlarının, ahlarının arşa yükseldiği, bu süreçte mağduriyetlerin, çektirilen acıların, yaşatılan ayrılıkların acısının yüreklerde sonsuza kadar kalacağı sancılı bir dönemdi.
Bu süreçte üniversite rektörleri akademik kadroları gönülsüz destek birimleri olarak sürece dâhil ettiler.
Sivil toplum örgütleri beşli bir çete oluşturarak, askeri emir ve direktifleri doğrultusunda sivilliklerini ispat ettiler.
Medya, askeri mutfakta pişirilen yemeği “emredersiniz” düsturuyla birlik ve beraberlik ruhu içinde servise sundu.
Tencere-tavacı sivil kanadın da, geniş bir koalisyon halinde sürece destek vermesi ile müdahale, klasik darbe standartlarının dışına çıkıp “post modern” sıfatını kazanıyordu.
Bu süreç basit bir askeri darbe değil, diğer kurumsal güçlerin de mobilize edildiği, ama doğrudan demokratik kurumları ve kuralları askıya almayı veya durdurmayı hedef alan “sivil-asker” ortaklığı ile gerçekleşmiş bir müdahaleydi.
İktidarın ellerinden kayıp yavaş yavaş gidiyor olduğunu fark edenlerin telaşlı bir toparlanma ve kuralları zorlama, hatta bozma hareketiydi.
Türkiye’de demokrasi ve millî irade şuuruyla “sivil itaatsizliğin” geliştirilmesi mücadelesiydi.
Bu süreç salt bir asker-sivil-bürokrasi-yargı-siyaset-medya-sermaye-STK işbirliği zemininde bir hükümetin anti demokratik yöntemlerle devrilmesi olayı değil, aslında bir zihniyet ve tasavvur çatışmasının kültürel, iktisadi, siyasi ve toplumsal tezahürüydü.
Darbeleriyle, baskılarıyla, sürgünleriyle, gözaltı ve işkenceleriyle Müslüman halkı sindirmeyi inançsız, kimliksiz, itaatkâr bir toplum yetiştirmeyi amaçlayan zihniyet 28 Şubat’ta yeniden hortlamıştı. 28 Şubat, millî iradeye, milletin inanç ve değerlerine indirilmiş kalleşçe bir darbeydi.
Üniversite kapısında başörtüsü hoyratça çekilerek alınmak istenen yavrularımızın gözyaşları hiçbir zaman unutulmadı, unutulmayacak.
Onların ailelerinin feryatları, gözyaşları hiç bir zaman unutulmadı, unutulmayacak.
Önlerine katsayı duvarları örülerek gelecekleri karartılan imam hatipli öğrencilerin ahı bunun müsebbiplerini hiç bir zaman rahat bırakmadı, bırakmayacak.
Seçimle işbaşına gelen bir hükümetin, halkın oylarıyla iktidara gelen siyasi partilerin meşru haklarını kirli senaryolarla iftiralarla kumpaslarla ellerinden alanları bu millet asla affetmedi, affetmeyecek.
Bu sürecin sahte kahramanları şimdi kendi acılarıyla boğuşuyor, alınan ahların bedelini ödüyorlar. 
 
 
Etiketler: Alma, mazlumu, ahını…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
15 Ağustos 2018
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
66 Okunma.
10 Ağustos 2018
İçimizdeki şeytanı kovalım
3215 Okunma.
01 Ağustos 2018
Geç bunları…
1364 Okunma.
27 Temmuz 2018
Pireye kızıp yorgan yakmak
1586 Okunma.
20 Temmuz 2018
Ölüm, idam, sürgün
1337 Okunma.
12 Temmuz 2018
Hey gidi günler hey
1588 Okunma.
04 Temmuz 2018
Nokta…
1563 Okunma.
27 Haziran 2018
Son sözü millet söyler
1237 Okunma.
22 Haziran 2018
Elbette ki devam
1241 Okunma.
13 Haziran 2018
Erbakan kime oy verirdi?
1538 Okunma.
07 Haziran 2018
Ruhunu kaybetmiş, içi boşalmış, siyaseti cesetler
1669 Okunma.
31 Mayıs 2018
Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır
1423 Okunma.
24 Mayıs 2018
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak
1875 Okunma.
17 Mayıs 2018
İçine şeytan kaçmış ilişkiler
1476 Okunma.
10 Mayıs 2018
Biz böyle bildik
1740 Okunma.
25 Nisan 2018
Tufeyli zilleti
1952 Okunma.
12 Nisan 2018
Neden?
1362 Okunma.
04 Nisan 2018
Kirli yapının kirli yüzlerinin kökü kazınmalıdır
1662 Okunma.
29 Mart 2018
Mihrabın önünde cennet arayanlar
1296 Okunma.
21 Mart 2018
Dün ümmet hilafet için savaştı, bugün hilafet ümmet için savaşıyor
1466 Okunma.
16 Mart 2018
Gelenekselleşen Müslüman, gelenekselleştirilen İslam
1325 Okunma.
07 Mart 2018
İçine şeytan kaçmış kişiler
1882 Okunma.
01 Mart 2018
Kod adı sorun, gerçek adı sorumsuzluk
1108 Okunma.
25 Şubat 2018
Hayatın içinden nağmeler
827 Okunma.
14 Şubat 2018
Şimdi birlik zamanı
1826 Okunma.
07 Şubat 2018
Bediüzzaman’a göre Kürt meselesi
1636 Okunma.
31 Ocak 2018
Bu millet yenilmez…
1754 Okunma.
25 Ocak 2018
Vur Mehmedim
1856 Okunma.
17 Ocak 2018
Narkoz
1675 Okunma.
10 Ocak 2018
Elimizdeki değerleri kaybedince anlıyoruz
1692 Okunma.
04 Ocak 2018
2019 seçimlerinde kilit rol
1698 Okunma.
28 Aralık 2017
Halkın isyanı dirilişin yankısıdır
1555 Okunma.
13 Aralık 2017
Suçlu kim, bu günah kimin?
1677 Okunma.
06 Aralık 2017
Emperyalist düzenin çadır tiyatrosu
1457 Okunma.
01 Aralık 2017
Ufak ufak kültür erozyonu
945 Okunma.
22 Kasım 2017
NATO çatılı Haçlı ittifakı
1502 Okunma.
15 Kasım 2017
Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır
1643 Okunma.
08 Kasım 2017
Yarın elbet bizim elbet bizimdir…
1605 Okunma.
02 Kasım 2017
Önce adalet sonra kalkınma
1607 Okunma.
25 Ekim 2017
Kara gün dostumuz Melih Gökçek
1863 Okunma.
18 Ekim 2017
Gizil düşman mı, stratejik ortak mı
1725 Okunma.
12 Ekim 2017
Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz Oğul
1697 Okunma.
04 Ekim 2017
Türkiye’nin Osmanlı Misyonu
1644 Okunma.
27 Eylül 2017
Gün doğmadan neler doğacak
1437 Okunma.
21 Eylül 2017
Vefasızlık bir hastalık mıdır?
1583 Okunma.
Haber Yazılımı