Cuma, 20 Ocak 2017

Erzurumlu Emrah Edebiyat ve Müze Kütüphanesi, geçtiğimiz yıl başlattığı Ramazan Sohbetleri programını geleneksel hale getirdi ve bu yıl ikincisini düzenledi.

Ramazan’ın her akşamı teravih sonrasında bir konuk tarafından sunulan sohbet programlarını düzenleyen Kültür ve Turizm İl Müdürü Fikret Öztürk’e, Kütüphane Müdürü Nesim İbrahimhakkıoğlu’na, bu programın paydaşı olan Er-Vak Başkanı Erdal Güzel’e, her akşam orada bilgilerini paylaşan konuşmacılara, bu konuşmaları her gün teşrif eden dinleyicilere ve demledikleri çaylarla hoş bir sohbet olmasına yardımcı olan personele teşekkürü bir borç biliyorum.

İlk gününden itibaren hepsini dinlemeye niyet ederek başladığım bu güzel sohbet programlarının tamamına maalesef katılamadım,ama ilk günden itibaren tamamına hulus-i kalp ile katılan pek çok dinleyiciye de gıpta edemeden geçemedim. Hele ilk günden beri hiç fire vermeyen Hatunoğlu kardeşlerden Neslihan ablamız, her gün aynı yerde oturarak sanki bütün Erzurumlu hanımları temsil etmiş oldu. Ama “ameller niyetlere göredir” diyerekkatılan arkadaşlardan da konular hakkında bilgi almayı ihmal etmeyip sanki de konuşmaların hepsini dinlemiş gibi oldum. Fiilen dinlediklerim çok güzel olduğu gibi katılamadıklarımın da çok doyurucu sohbetler olduğunu işittim.

Dinlediğim sohbetlerden her birinden pek çok şey öğrendim. Prof. Dr. Erol Kürkçüoğlu’ndan Erzurum’a büyük hizmetler yapmış bulunan Durak Sakarya’yı; Prof. Dr. Hakan Hadi Kadıoğlu’ndan Kargapazarı Dağlarının Erzurum ve Bölge coğrafyası üzerindeki çok çeşitli şekillerde tezahür eden önemini; gidememiştim ama Erdal Güzel’in sunumunu dinleyen arkadaşların anlatımlarından tütünün Dadaş’ın yaşam tarzına nasıl girip etkili olduğunu; sayın Valimizden Erzurum’da yeni bir sera sistemiyle kışın bile sebze ve meyve yetiştirilebileceğini; sevgili dostum İsmail Bingöl’den Erzurum türkülerine hayat veren Kemani Haydar Telhüner’i öğrenme fırsatı buldum. Daha birkaç tane daha dinledim ama dedim ya keşke bütün konuşmalara gidebilseydim… Ama Allah can sağlığı verirse bunun gelecek yılı da var. İnşallah seneye hepsine katılabilirim.

Bu yılki sohbetlerin geçtiğimiz ramazanda yapılanlardan en mühim farkı, bazı konuşmalarda sözün yanında musikinin de bulunmasıydı. Bazılarında Erzurum türkülerini bilgisayar aracılığıyla, bazılarında isecanlı canlı dinledik. Mehmet Çalmaşır’dan, İsmail Bingöl’den, Vahit Alkır’dan, âşık Fuat Çerkezoğlu’ndan konuşmaların akışına uygun türküler, ilahiler, ağıtlar ve deyişler dinlememiz, sohbetlerin daha verimli olmasını sağladı.

21 Temmuz 2014 akşamı ise değerli ağabeyimiz Hamit Yavuzer’den Erzurum’un maddi anlamda kalkınması ve kültür hayatının canlanmasında çok önemli bir yeri olan İş Ocağı hakkında fevkalade verimli bilgiler aldık.

Hamit Ağabeyi, aile büyüğü Albay İhsan Yavuzer’in hatıralarından yola çıkarak anlattığı İş Ocağı’nın,Firdevsoğlu Kışlası’nda nasıl kurulduğunu, işgal ve harp sonrası 160.000’den 10.000’e düşen Erzurum’da İş Ocağı kurulmadan önce bir nal bir de mıhtan başka bir şey yapılamaz hale gelmişken, İş Ocağı kurulduktan sonra şehit çocuklarının burada çıraklık eğitimine nasıl tabi tutulduğunu, nüfustaki düşüşten dolayı silah bölümünde kadınların bile çalıştırıldığını, neticede buranın Erzurum’a nasıl can verdiğini, Mahallebaşı’nın İş Ocağı’nın faal olduğu dönemlerde nasıl hareketli bir semt olduğunu, geleneksel iş kollarından pek çoğunun bu semtte ve Gürcükapı7da yeniden neşv ü nema bulduğunu; İş Ocağı’nın adının önce Silah Fabrikası’na, sonra da Ağır Bakım’a nasıl tahvil edildiğini, İhsan Bey’in bu fabrikada ortaokul seviyesinde bir okul kurduğunu ve buradan mezun olanların memlekete her seviyede nasıl katkılar verdiğini, bir ara bu fabrikanın Erzurum’dan Erzincan’a kaydırılmak istendiğini ve İhsan Yavuzer’in müdür olarak atandığı bu fabrikanın nasıl Erzurum’da kalmasını başardığını çok akıcı bir üslupla anlattı.

Hamit Ağabey, nihayet İhsan Yavuzer’in İş Ocağı’nı sadece ekonominin canlanması için bir iş kolu olarak görmediğini, bunun yanında Erzurum’un kültür hayatını canlandırmak için bir kültür ocağı olarak da kabul edip önce Erzurum barlarını tanzim ettiğini, sonra da Erzurum musikisinin gelişmesine katkı sağladığını, Erzurumlu her ses ve saz sanatçısının mutlaka İş Ocağı’ndan feyz aldığını zihinlerimize nakşetti. Mesela İş Ocağı’nda tornacı olan Seyfettin Sığmaz’ın 1949’da Venedik’te yapılan yarışmaya Erzurum Bar ekibinin zurnacısı olarak gitmesi, orada Muzaffer Sarısözen tarafından keşfedilip önce Ankara Radyosu Türk Halk Müziği kadrosuna sonra da Tanburi Refik Fersan tarafından Türk Sanat Müziği kadrosuna alınması oldukça önemli bilgiler olarak hafızamızda yer etti. Sonraları Seyfettin Sığmaz’a ne iş yaptığı sorulduğunda, ‘İş Ocağı’nda tornacı, Veredik’te zurnacı Seyfettin’ diye cevap vermesi de akılda kalanlardandı.

Ama sohbeti asıl tatlandıran, Hamit Bey’in davet ettiği ve’ benim çalgıcı arkadaşlarım’ diye tanıttığı musiki grubuydu ki bizi mest ettiler. Hamit Yavuzer’in konuşmasının birinci bölümünde ara verdiği sırada ‘arkadaşlar dilim damağım kurudu, biraz da siz söyleyin’diyerek sözü kendilerine bıraktığı bu grup, kemanda Ersan Sağsöz, udda Turan Öztekin, klarnette Sinan İçoğlu ve ritimde Osman Kutlu’dan oluşan saz ve Türk Sanat Müziği sanatçısı Selami Eleman ile halk müziği ile ilahileri okuyan Nusret Kızılcaoğlu’ndan meydana gelmişti. İlk bölümde önce bir Erzurum türküsü olan “Çelik pazarında ufacık taşlar”ı, sonra da Hacı Bayram Veli’den ilahi formatındaki “Noldu bu gönlüm” eserini okuyan Nusret Kızılcaoğlu’ndan sonra Selami Eleman, uşşak makamındaki “Bir gönül hikayesi anlatırdı gözlerin; Uzaklarda olsan da senin, kalbimde yerin” şarkısını söyledi. Doğrusunu söylemek gerekirse Erzurum’da böyle bir grubun bulunduğunu öğrenmek beni ziyadesiyle sevindirdi. Tamamen amatör ruhla bir araya gelmiş olan grup, akçeli işlerden uzak duruyor ve sadece özel zamanlarda bir araya gelip sırf keyfine fasıllar yapıyormuş. Grubun ses sanatçılarından olan Selami Eleman, doksanlı yıllar içerisinde yapılan Türk Sanat Müziği yarışmasında TRT Erzurum Bölge birincisi seçilmiş. Akitli olarak bir süre TRT bünyesinde de çalışmış.Diğer ses sanatçısı Nusret Kızılcaoğlu ise hafız, oğlu da Kuran-ı Kerim okumada dünya çapında başarılar elde etmiş. Her iki ses sanatçısı da muazzam sese sahip. Hem usul hem nota biliyorlar ve sanatçı ünvanı almayı hakkediyorlar.

Hamit Ağabey’in konuşması bittikten sonra gruptan yine güzel ve aynı ağırlıkta eserler dinledik.Onların okumaları sırasında Vahit Alkır ve Hanifi Demir de birer parçayla onlara eşlik ettiler ve güzelliğe güzellik kattılar.

Nusret Kızılcaoğlu,

Çıkar Yücelerden Yumak Yuvarlar (Leyli Leyli Leylam Leylam)
İner Düz Ovaya Şahin Kovalar
O Yâr Gitti Issız Kaldı Buralar

Değmeyin Yavruya Beyler Ağalar
Yâr Bade Doldurur Elleri Bir Hoş
Yâr Uykudan Kalkmış Gözleri Serhoş
Leylam Leylam Leylam Leylam

türküsünü, çok başarılı bir şekilde söyledi. Daha nice güzel ve dokunaklı şarkı ve türkülerle gece sona erdi, herkes dağıldı derken, kütüphanenin giriş kısmında tekrar başlayan musiki ziyafeti, ben ayrıldığımda hala devam ediyordu.

Bu grubu dinledikten sonra kendi kendime dedim ki Erzurum’da ne cevherler var da haberimiz yok. Bülbül gibi şakıyorlar, seslerini duyan yok. Ramazan boyunca şehrimizde teravih sonrası çeşitli konserler verildi. Tam bilmiyorum ama bunların içinde acaba Erzurum’dan yetişmiş müzik toplulukları var mıydı diye merak ettim. Ben iki konsere tanık oldum, ikisi de İstanbul’dan davet edilerek getirilmişti. Birini Aziziye Anıtı’nın yanından geçerken gidip bir süre dinledim, diğerini de Kardelen TV’den canlı seyrettim. Mehmet Kemiksiz, bu işi profesyonelce yapıyor ve gerçekten de harika bir ses ve önemli bir yetenek. Yanlış anlaşılmasın, İstanbul’dan niçin ilahi grubu, müzisyen getiriliyor demiyorum. Onlar olmalı, en azından Erzurumluya İstanbul’un güzelliklerini de tattırmalı ama Erzurum’da kıt imkânlarla yetişmiş nice sanatçılarımız var, en azından onlara da yer verilmeli, onların da kendilerini tanıtmalarına fırsat tanınmalı diye düşünüyorum. Hatta bu gruplar desteklenerek Türkiye çapında tanınmalarına da katkı sağlanmalı. Güzellikleri, yetenekli insanları uzaklarda değil, önce kendi içimizde arayıp keşfetmeliyiz. Ülke çapında tanınmış sanatçılarımızın yanında kendi değerlerimize, kendi sanatçılarımıza, bilim adamlarımıza, şair ve yazarlarımıza da imkân sağlamalı, hatta böylece Erzurumluya bir mukayese yapma şansı da vermeliyiz.

Erzurum’un eskiden olduğu gibi bir kültür ve sanat şehri olması için hepimizin ellerimizi taşın altına koymamız gerektiğini düşünüyor ve şehrimizin yöneticilerinden de bu oluşumlara fırsat ve katkı vermelerini temenni ediyorum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et