Cumartesi, 25 Şubat 2017

Tıbbın görevi daha ziyade maddîdir.

Organ bulunduğunda, nakli gerçekleştirecek olan ekip tarafından gerekli incelemeler yapılır ve uyum sağlanmışsa, tam donanımlı bir hastanede yapılan operasyonla bu organ nakledilir; ameliyat sonrası gerekli takip yapılır; vücut yeni durumuna uyum sağlarsa hasta hayata döndürülmüş olur. Operasyon ekibi, görevini yapmanın huzuru içinde mutluluk duyar. Oysa hem hastayı hem de sağlık ekibini mutluluğa götüren süreç öyle kısa ve kolay değildir. Bu mutluluğu getiren veya getirecek olan tıbbi ve düşünsel hazırlık aşamalarının olumlu sonuçları gerçekleşmeden bu mutluluğa ulaşılamaz. Konunun tıpla ilgili hazırlık aşamaları, ilgili bilim dalını ilgilendirmektedir, bu nedenle ben tıpla ilgili olan hazırlık aşamalarına değinmeyeceğim. Çünkü bu konu ilgili tıbbi birimlerin alanıdır. Herkes kendisini ilgilendiren konuyla ve alanla meşgul olmalıdır. Biz sosyal bilimcilerin ve felsefecilerin organ nakliyle olan ilgisi, bu konunun estetik ve etik yani ahlaki boyutunu anlatmaktır. Önceki yazımda konunun estetik boyutunu anlatmıştım. Konunun ahlaki boyutunu anlatmadan önce dini açıdan organ naklinin imkanı üzerinde durmak istiyorum.

Organ nakli konusunda en çok merak edilen ve ilk akla gelen hususlardan biri, dinimizin bu konudaki tutumunun ne olduğudur. Öncelikle belirtilmesi gereken husus, organ naklinin teknik ve tıbbî bir konu olmasından dolayı konunun dinle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığıdır; dinimizin asıl kaynaklarında bu konuyla ilgili açık bir hüküm bulmak mümkün değildir. Hastalıklar konusunda İslam dininin tavrı, hastalığın tıpla ilgili bir konu olduğunu kabul etmekten ibarettir. Din ile tıbbî tedavinin doğrudan bir ilgisi yoktur; ancak bizim dinimize göre beden, insana verilmiş bir emanettir. Bu nedenle bize Allah tarafından verilmiş olan bu emaneti iyi korumamız, sağlığımızı ihmal etmememiz gerekmektedir. Diğer taraftan İslam dini, hastalıklar konusunda çok açık tavırlıdır. Hastalığın tedavi ettirilmesi, bu emanete riayet etmek açısından da önemlidir. Nitekim Hz. Peygamber, hastalıkların tedavi ettirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yani ilk yapılması gereken sağlığı korumaktır. Eğer sağlık elden gitmeye başlamışsa dehal hekimlere müracaat etmek, dinin emridir. En son olarak da bu şifanın gerçekleşmesi ve tedavinin başarıya ulaşması için dua etmektir. Yani tedavide dinî inanç, hastaya oldukça psikolojik destek sağlaması açısından oldukça önemlidir. Hastalık ortaya çıktıktan sonra hiçbir tedavi yolu denemeden sadece dua etmekle hastalık iyileşmez.

Hastalığın tedavisi, tıp bilimi tahsil etmiş hekimler tarafından ilaçla veya cerrahî müdahalelerle yapılır. Yapılan cerrahî müdahaleler hastalıklı organın onarılarak iyileştirilmesine yöneliktir. Ancak organ, olduğu haliyle onarılamaz ve iş yapamaz hale gelmişse, yapılacak tek iş,

eğer mümkünse organ naklidir. Organ değiştirilmediği takdirde hasta, ya yıllarca ıstırap çekecek veya ölecektir. Organın bir kısmı veya tamamı değiştirildiğinde hasta iyileşecekse, bu konuda dinin ve dinî kurumların tavrının olumlu olması beklenir. Konu tıpla ve insan sağlığıyla ilgili olduğuna, dinde de insan sağlığına çok büyük önem verildiğine göre, dinî tutum ve tavrın da genel olarak tıbba ait bir işin yine tıbba bırakılması, dinî kurumların yaklaşımının ise tıbba yardımcı olma ve organ naklinin teşvik edilmesi yönünde olması gerekmektedir. Nasıl ki kan kaybı olan bir yaralıya, aynı kan grubundan olmak ve herhangi bir bulaşıcı hastalık riski taşımamak kaydıyla sağlıklı bir insandan kan nakli yapılıyorsa ve dinî kurumlar buna itiraz etmiyorsa, organ nakli de aynı kategoride değerlendirilmeli, bunun gerekliliği, dinî kurumlarca da onaylanmalıdır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı, organ naklinin dinî bakımdan hiçbir sakıncası olmadığını belirtmektedir.

Dolayısıyla konunun dinle olan bağını, dinde asıl olanın sağlığı korumak olduğu noktasından kurabiliriz. Sözgelimi Kuran’da “Kim bir insana hayat verirse, bütün insanlara hayat vermiş gibi olur”(Maide suresi, 32. Ayet) buyrulurken, Peygamberimiz de bir hadisinde “hastalanmadan önce sağlığın değerini bilin” diyerek insan sağlığını öncelikli korunacaklar arasında göstermektedir. İslam dini, insana değer veren bir dindir. Sağlıklı bir toplumun oluşması, sağlıklı bireylerin bulunmasına bağlıdır. İnsan sağlığının bozulması durumunda da onun tıbben tedavi edilmesi gerektiği, dinimizin öncelikleri arasındadır.

Tarihe bakıldığında Türk-İslam medeniyetinde hastanelere özel önem verildiği ve erken dönemlerde önemli hastaneler inşa edildiği, hatta insan sağlığına verilen önemden dolayı Büyük Selçuklu Devleti’nin savaşlarda hem yaralılara, hem de normal hastalara hizmet sunmak üzere sahra hastaneleri kurdukları bilinmektedir. Yine büyük Türk-İslam hekimi İbni Sina’nın daha 10. Asırda gözdeki kataraktı ameliyatla tedavi ettiği görülmektedir. Yani İbni Sina, bu göz artık görmez dememiş ve çaresini arayıp bulmuş ve görmeyen gözü görür hale getirmiştir.

Dolayısıyla da bir organ, sözgelimi böbrek işlev yapamaz hale geldiğinde “bu Allah’tan geldi, şifayı veren odur, verirse ne âlâ, vermezse yapacak bir şey yok” denilemez. İşlemez olan organın sağlıklı bir insandan alınan sağlam bir organla değiştirilmesinde dinen hiçbir sakınca bulunmamaktadır.

Diğer taraftan dini kurumlar ve dinli ilgili kişilerin bunu topluma iyice anlatıp organ bağışını teşvik etmeleri ve beyin ölümü gerçekleşen insanların organlarının bağışlanması konusunda ilgili hekimlere yardımcı olmaları gerekmektedir. Hatta organ nakli yapılan hastanelerde veya bütün hastanelerde, tıbbi bilgisi de bulunan din görevlilerinin, hasta yakınlarını bu konuda aydınlatmalarının sağlanması önem arz etmektedir.

Bir sonraki yazımda konunun ahlaki boyutunu anlatmaya başlayacağım.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?



Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya