Pazar, 26 Mart 2017

Fas-Merakeş

Merakeş gezimize devam ederken, 170 dönümlük arazi üzerinde bulunan, dünyanın en büyük ve en modern dördüncü oteli olduğu iddia edilen kraliyet sarayından devşirilmiş La Mamunia otelinin önünden geçiyoruz. Çok büyük bir alan üzerinde kurulu olduğu için de şehrin içerisinde her yerden bu otelin bir kısmını görebilmeniz mümkün. Otobüsümüz, büyük bir binanın önünde duruyor. Burası Bahiya Adalet Sarayı imiş. Fas’ta her şehir kral saraylarıyla dolu ve her önemli yere de saray deniliyor.

Bahiya Sarayı, Yahudi mahallesiyle Arap mahallesinin bitiş noktalarının tam da ortasına inşa edilmiş. Bunun böyle düşünülmesinin nedeninin, adaleti sağlamak için olduğunu öğreniyoruz. Adalet Sarayı’nın yapımı, 1899’da tamamlanmış. 1912’de Fransızlarla manda antlaşması yapıldığında Fransız komutan da buraya yerleşmiş.

Mahkemenin duruşma odası olarak kullanılmış olan bölümünde, sonradan yapıldığı anlaşılan bir şömine görünüyor. Saray’ın duvarları, sırlı tuğla anlamında olan ‘zellij’ ile kaplı. Bu sırlı tuğlalar, el kadar büyüklükte yapılıp keserle şekillendirildikten sonra bir kasnağın içerisine yerleştirilip istenen mozaik yani zellij elde edildikten sonra duvarlardaki yerlerini alıyorlarmış.

Duruşma odasından sonra ‘yaşam odası’na geçiliyor. Bu alanın orta bölümünde büyük bir eyvan, eyvanın sağında ve solunda ise odalar var. Odaların tavanları, estetik süslemelerle oyulmuş sedir ağaçlarıyla bezetilmiş. Adalet Sarayı’nın bahçelerinde çok değişik ve hoş görünümlü ağaçlar ve çiçekler var. Vaktiyle burada yargılamaları yapan hâkimin evi de hemen mahkemenin arka tarafında ve iç içeymişler.

Nihayet rehberimizin Fas’a ulaştığımızdan itibaren söz ettiği aktarlar çarşısına ve burada da belli bir üretim yerine ulaştık. Fas’a özgü ‘argan yağı’ almayı planladığımız bu aktardan içeri girerken ‘argan’la tanıştık. Görünüşü bizim Antep fıstığına benzeyen argan, fevkalade acı bir meyve. Bunu, bir arkadaşımızın, rehberin uyarısını dinlemeyip bir argan tanesini ağzına atmasıyla öğrendik. Arkadaşımız, arganı derhal ağzından atıp su aramaya başladı. Argan yağı, saç bakımından tutun da çarpmalardan mütevellit morluklara, nasır tedavisine kadar; tırnak bakımından yüz ve göz altı torbacıklarına kadar pek çok konuda cilt bakımında kullanılan bir bitki. Yasemin, akşamsefası, greyfurt gibi koku ve meyvelerle aomalandırılmış argan yağları olduğunu öğreniyoruz.

Çörek otunun şifalı olduğunu biliyorduk, ama migren ağrılarına iyi geldiğini burada öğrendik. Çörek otunun içerisine mentol veya okaliptüs katılıp da bir tülbent arasına sıkıştırılıp koklayınca migrene iyi geldiğini anlatan rehberimiz, çörek otunun yağının da çok faydalı olduğunu ve bu bitkinin 15 bin yıl kalabilen bir yapıya sahip olduğunu iştahla anlattı.

Rehberimizden, arnika denen bir bitkinin sapının kezzap gibi yaktığını ama işlenmişinin her tür yaraya çok iyi geldiğini, yaranın izini bile yok ettiğini; bazı kremlerin akne ve siğil tedavilerinde kullanıldığını dinledikten sonra misk’in ceylanların mide zarından, anber’in de kaşalot denen bir balinanın midesinden alındığını ve ikisinin karıştırılmasından ise misk ü amber elde edildiğini hatırlamış olduk.

Nihayet aktardan çıkıp şehri gezmeye devam ettik. Merakeş’in sembolü olan Kutubiye Camii, bozulmasın diye Cuma namazlarının dışında açılmıyormuş. Teravihler bile caminin içinde değil, avluda kılınıyormuş.

Buradan sonra pek çok mezarın bulunduğu tarihi bir yere doğru yola koyulduk. Fas’ta tarih boyunca sık sık iktidar çatışmaları olmuş. Malikîler, ölülerine türbe yapmadıklarından taht kavgalarında ölenlerin çoğunun mezarları bile yok; ama 1600’lü yıllarda Sadi adlı bir hanedanlık başa geçtiğinde mezarlıklara önem verilmiş. Hanedanlığın başındaki Sadi, veba salgını sırasında ölünce mezarlara verdiği önemden dolayı başta Sadi olmak üzere hanedanlıktan ölenler burada gördüğümüz mezarlıklara defnedilmişler. Mezarlar, zellijlerle süslenmiş. Düz mezarlar kadınlara, çıkıntılı olan mezarlar da erkeklere ait.

Merakeş gezimizin ikinci ve Fas gezimizin de son günü olan 24 Nisan 2014’ün ikindi vaktinde yeniden Kıyamet Meydanı’na gittik. Serbest gezi olarak nitelenen bu vakti, meydanı dolaşıp buradaki ilginç gösterileri seyrederek, taze meyve suları içerek ve ufak tefek alışverişle geçirdikten sonra, otelimize bir fayton gezisi yaparak ulaşmayı uygun gördük. Merakeş caddelerinde dolaştığımız fayton, beni çocukluğuma götürdü. Çocukluk yıllarımızda Erzurum’da otobüs ve taksi çok az olduğu için sık sık faytona binerdik. Erzurum’daki hatıralarımın Fas’ın Merakeş kentinde canlanabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Ama hayatın nerede neyle karşılaştıracağını kimse bilemez.

Otelimizde biraz dinlendikten sonra akşam saatlerinde yeniden otobüsümüze bindik ve Fas gezimizin sonunu, Merakeş’e özel bir gösteriyi seyrederek tamamlamak üzere yola koyulduk. Yaklaşık kırk dakikalık bir yolculuk sonrası Türkçesi ‘Ali’nin Yeri’ olan Chez Ali’ye ulaştık. Çok büyük bir arazi üzerine kurulmuş gösteri alanında gelenleri üzerlerinde mahalli giysili süvariler karşılıyordu. Park alanında 50 civarında otobüs ve midibüs vardı. Atlılarla ve atlarla fotoğraflar çekilip kale kapısı olarak niteleyebileceğimiz ana kapıdan içeri girdik. Girişteki galerilerde yer alan müze tarzı mekânları gördükten sonra gösterilerin yapılacağı ana mekâna geçtik. Sıralı bir vaziyette farklı kıyafetler giyinmiş olan ve her grubun, Fas’ın bir bölge veya şehrine ait olduğunu öğrendiğimiz, birbirlerinden değişik figürler sergileyen folklör ekipleri, hoş geldiniz anlamına gelen mimiklerle gösteriler yapıyorlardı. Ekiplerin önünden geçerek bize ayrılan çadırların içine girdik. Çadır dedimse bunun bildiğimiz türden çadır olduğu sanılmasın. Dış kısımları modern mimariyle yapılmış olan tek katlı büyük alanların iç kısımları, Fas’a özgü çadırlarla döşenmiş. İki bin kişi alan bu çadırlar dolunca bizleri karşılayan folklör ekipleri bu kez çadırlara girip her sofranın başında özel gösteriler yaparak bahşiş topladılar. Her ekip çadırları birer birer dolaştılar. Her birine ayrı bahşiş vermekten, herkesin cebindeki Euro veya Dolarlar suyunu çekti. Bu arada bu gösteri alanına girmenin kişi başına 50 Euro olduğunu da belirtelim. Ekipler gösterilerini yaparlarken garsonlar da burada sunulan milli yiyecekleri getirmeye başlamışlardı. Önce mahalli bir çorba içtik. Ardından koca bir sininin içinde kızarmış kuzu geldi. Sonrasında da yazımızın başlarında belirttiğimiz Fas’a özgü kuskus geldi. Bir yandan yemeklerimizi yerken bir yandan da gösterileri seyrediyorduk. Son olarak portakal, muz ve elmadan oluşan büyük meyve tabakları geldi. Onları da hallettikten sonra atlı gösterilerin yapılacağı alana yöneldik ve yerlerimizi aldık.

Işıklandırılmış sahada önce atlı ekiplerin ve çadırlarda gösteri yapan folklör ekiplerinin yaya olarak toplu geçiş merasimini seyrettik. Atlı ekipler içinde silahlı olanlardan başka siyah ve dar kıyafetler giymiş akrobatlar da vardı. Selamlama tamamlandıktan sonra yaklaşık 20 civarında süvari, süratle meydana at sürdüler ve tam alanın sona ereceği yere beş metre kala, birden tüfeklerini havaya doğru çevirerek ateşlediler; büyük bir gürültüyle birlikte yoğun bir barut kokusu tüm alanı sardı ve durup geri dönerek başladıkları yere döndüler. Biraz sonra ikinci grup süvari aynı gösteriyi yaptı. Bu iki grup, aynı gösteriyi birkaç kez tekrarladıktan sonra çekildiler. Onların yerini özel eğitimli atlarla akrobat ekipleri aldılar. Atların üzerinde teker teker hünerlerini sergileyen akrobatlar, süratle giden atın sağrısına iniyor, baş aşağı gidiyor veya eyerin üzerine çıkıp ayakta duruyorlardı. Oldukça etkili olan bu gösteri de tamamlandıktan sonra alanın giriş kısmında yer alan karşılıklı iki kule arasında uçan halı gösterisi yapıldı ve sahanın ortasına doğru bir platform geldi; genç bir kız bu platformun üzerinde dans gösterisi yaptı ve en son olarak bütün ekipler topluca veda geçişi yaptılar. Memnun bir vaziyette otobüsümüze binip otelimize doğru yol aldık.

Gösterileri izlerken aklıma hep Türkiye’de ve özellikle de Erzurum’da böyle turizm yatırımları yapılamaz mı? sorusu geldi. Çünkü Erzurum, ülkemizde cirit sporunun yaygın olduğu bir şehir ve bunu ülkemizi ziyaret eden turistlere pazarlamayı aklımızdan bile geçirmiyoruz.

Bu gösteri Merakeş’te yıl boyunca hiç ara vermeden yapılıyormuş ve bu alanı her gün 2000 kişi dolduruyormuş. Bunun Merakeş’e ne denli bir turizm geliri sağladığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Fas’ta eski ile yeni, tam bir kombinasyon oluşturmuş. Gelişmişlik düzeyi oldukça düşük olmasına rağmen, tarihi eser cenneti olarak niteleyebileceğim bu ülke, tarihine verdiği değerden dolayı dünya turizminden oldukça büyük pay almakta. Dünyanın her tarafından gelen turistler, Fas’ın gelişmesine katkıda bulunacak dövizler bırakarak buradan ayrılıyorlar.

Biz de bu ilginç ve gizemli ülkeden ayrılıp İstanbul’a ulaştığımızda, burada anlatamadığım daha nice güzelliklerle dolu bu ülkeye fırsat bulunca tekrar gidebilir miyim diye düşünüyorduk.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet