Pazar, 26 Mart 2017

Kop Dağı’nda Misafirlik

Dost ve arkadaş ziyareti önemlidir. Biz de yine değerli dostum Ali Kurt’la birlikte dostlarımızı ziyaret etmek üzere geçen gün Erzurum’dan yola çıkıp önce Bayburt’a, oradan da Gümüşhane’ye gittik. Aynı gün akşamüstü birden bire başlayan kar yağışı, giderek şiddetini artırırken biz de Gümüşhane’den Erzurum’a doğru yola çıktık.

Kar, o kadar güzel ve ahenkli yağıyordu ki oturup son haddine kadar seyretmek geliyordu içimden lâkin yolcu yolunda gerekti. Biz de öyle yaptık ve yola devam ettik. Lapa lapa düşen kar taneleri, daha Gümüşhane çıkışında yanılttı bizi ve tekerlek izlerini takip ederek ilerlediğimiz yolda Kelkit yoluna girdiğimizi yaklaşık 15 dakika sonra fark edebildik. Geri dönüp Bayburt-Erzurum yoluna revan olduk.

Vauk geçidini rahat geçince Kop’u da böyle aşmayı ümit ederek Bayburt’a ulaştık. Bayburt’ta bir lokantada yemek yemek için hayli bekledikten sonra tekrar yola koyulduk. Kop dağına tırmanışımız oldukça iyi başladı. Yol açıktı ve yağan kar, kaymayı engelliyordu. Ancak yolun eğimi artıp da rampalar yokuşlaşmaya başlayınca kayıp yol kenarında bekleyen TIR kamyonları ve ara ara yine kayıp kara saplanmış minibüsler ve taksiler de görülmeye başladı. Hatta bir dik rampada sekiz on kadar kamyonun arka arkaya sıralanmış vaziyette beklediklerini, bazılarının kayarak neredeyse yolu kapatacak vaziyette durduklarını gördük.

Yavaş ve dikkatli bir şekilde tırmanışımıza devam ederken birden şiddetli bir tipi başladı ve görüş mesafemiz oldukça azaldı ve artık kar çubuklarını ve reflektörleri göremez olduk. Saat akşamın onuydu ve tipiden göz gözü görmez hale gelmişti. Yol tamamen açıktı ama sanki yok gibiydi. Yol arkadaşım Ali beye “Abi artık yolu göremiyorum!” dediğim anda Ali Abi “Dur!” dedi ama zaten arabamız kendiliğinden durmuştu. Yolun sağ tarafındaki şarampole birikmiş olan kar yığınının içine dalmış ve saplanmıştık. Muhtemelen arabanın sağ ön tekerleği, kar birikintisine değer değmez kar tekerleği çekmişti.

Önce belki basit bir saplanma diye sanıp iteklemek suretiyle çıkabileceğimizi düşündük; Ali bey karların içine girip itekledi ama bunun mümkün olamayacağını anlayıp derhal 155 nolu polis telefonunu aradık. Telefonumuza Aşkale polis merkezinden bir memur arkadaş çıktı. Durumumuzu anlatınca bize bir telefon numarası verip aramamızı söyledi; hemen aradık ve tahmini yerimizi bildirdikten kısa bir zaman sonra bizi cep telefonundan bir başka polis ekibi aradı ve Karayolları’ndan bir greyderin yönlendirileceğini belirtti. Biraz sonra da Karayolları’ndan bir kar kürüyücü araç geldi ve halatımız varsa hemen çekebileceğini söyledi ama maalesef aracımızda çekme halatı yoktu. (Bu araç kar kürüme ve yola tuz dökmek içindi ve araç çekme gibi bir görevi yoktu) Telefonla görüşüp ya bir greyder veya özel bir traktörün gelip çekeceğini, kendisinin ise kazıma ve tuz dökme için devam edeceğini söyleyip ayrıldı. Fakat bu aracın çok kısa bir sürede gelmesi, bir anda bize bir güven oluşturdu. Sevindik ve ümitle beklemeye başladık.

Birkaç dakika sonra bir araç yanımızda durup, gezici sivil trafik ekibi olduklarını, biraz sonra kurtarılacağımızı söyleyip bir süre araçlarıyla yanımızda beklediler. O sırada bazı taksi ve minibüsler de durup geçmiş olsun dileğinde bulunup devam ettiler. Dışarıda fevkalade sert bir hava ve tipi olduğu için fazla duramıyorlardı. Bereket versin ki arabamız çalışıyordu ve kaloriferimiz bizi ısıtıyordu. O sert havada bir minibüs durdu ve içinden dört genç arkadaş geldi ve itekleyerek arabamızı kardan çıkarabileceklerini söyleyip kara daldılar; epeyce bir gayret gösterdilerse de arabamız yerinden kıpırdamadı. Onlar da geçmiş olsun dileğinde bulunup gittiler. Polis ekibi de yol kontrolüne devam etmek üzere ayrıldı.

Bir saate yakın bir süre orada bekledik. Beklerken bol bol dua etmeyi ve şükretmeyi de ihmal etmedik. Nasıl şükretmeyelim ki, sağ yana değil de sol yana gitseymişiz belki de uçuruma yuvarlanır ve sonuçları tahmin edilemez durumlara düşebilirdik. Polis ekipleri sürekli arayıp bilgilendiriyorlardı. Bu durum bizim rahat olmamızı sağlıyordu. Son aramalarında yolda kalan araç sayısının fazlalığından dolayı ekiplerin geç kaldığını söylediler. İşte tam o esnada keskin ışıklarıyla bir traktör geldi ve genç bir arkadaş hemen halatını arabamızın arkasına takıp çekti ve bizi kurtardı. Karayollarının Bakımevi’ne kadar da götürüp başka araçları kurtarmak üzere geri gitti. Meğer zirveye iki veya üç yüz metre mesafede kalmışız.

Arabadan inip Karayolları Kop dağı Bakımevi’nin kapısını çaldık ve derhal açıldı. İzin isteyip içeri girdik. Yanımıza ilk gelen kar küreyici aracın operatörü de oradaydı. Tanıştık; hepsi de Aşkale’nin köylerinden genç arkadaşlardı; hem Bakımevi fiziksel bakımdan sıcaktı hem de personelin tavırları sıcak ve samimiydi. Bize çay ikram ettiler ve bu havada yola devam etmemizin doğru olmayacağını belirterek gece orada kalıp sabahı beklememizi tavsiye ettiler. Biz de bu tavsiyeye uyduk ve misafirleri olduk. O sırada telefonları çaldı ve bizim yanımıza gelen trafik ekibinin de kara saplandığını ve yardım istediklerini belirtip, iki arkadaş onları kurtarmak üzere hemen yola çıktılar. Bir süre sohbet ettikten sonra Bakımevi’nde bulunan diğer iki arkadaş, bize yatak hazırladıklarını belirtip kalacağımız odaya götürdüler. Odada ranzalar vardı ve bu oda da çok sıcaktı.

Sabah kalktığımızda Bakımevi’ndeki personel sayısının altı yedi kişiden ibaret olduğunu anladık. Sağ olsunlar bizi sofralarına davet ettiler ve birlikte kahvaltı yaptık. Kahvaltıdaki sohbetimizde bu arkadaşların o an orada bulunanların isimlerinin Cezayir İncesu, Ercan Gürcü, İbrahim Güzel, Ednan Ateş, İlhan Bakır ve Kadir Akgün olduğunu öğrendik. O kadar samimi davranıyorlardı ki etkilenmemek mümkün değildi. Konuştukça bilgilerinin de oldukça iyi durumda olduğunu gördük.

Arabamızda zincir olup olmadığını sordular ve bir müddet uğraşıp zincirlerden birini zor da olsa taktılar; çünkü arabamdaki zincir meğer bir numara küçükmüş. Bu nedenle tek tekerleğimizdeki zincirle yola koyulmaya karar verdik. Yola tuz döken ve kar kazıyan aracın operatörleri, onları takip etmemizi söylediler ve bu samimi arkadaşlara teşekkür edip vedalaşarak Bakımevi’nden ayrıldık.

Yaklaşık beş yüz metre sonra tipi tamamen durdu. Önümüzdeki araç , rutin işlerini yapmak üzere hızlanarak ilerledi. Biraz sonra Bakımevi’ndeki greyderin bir kamyonu yukarı doğru çekerek götürdüğünü, dört-beş kamyonun belli ki üç-beş dakika önce kayarak yolda durduklarını gördük. Bize kılavuzluk eden tuz dökücü araç da aşağıdan yukarıya doğru tuz dökerek geliyordu. Artık bekleyen kamyonlar da yola devam edebileceklerdi.

Oldukça yavaş bir şekilde Kop’u indik ve Aşkale Çimento fabrikasında bir başka samimi arkadaşımız Nihat Kılıçoğulları’nın da çayını içip Erzurum’a doğru yola çıktık.

“Bir kış gününde yola çıkmak akıl işi mi?” denilebilir ama sabah Erzurum’dan çıkarken hava güllük gülistanlıktı. Fakat bu maceralı yolculuk, bizim bazı şeyleri bizzat görmemizi sağladı. Bizler evlerimizde rahat bir vaziyette otururken, deli gibi yağan karla mücadele eden, gecenin donduran soğuğunda ve ürküten karanlığında yolları açık tutmak için uğraşan isimsiz kahramanlar sayesinde yollarımız açık kalıyor. Biz Bakımevi’nde gece yatarken ve mışıl mışıl uyurken de bu kahramanlar sabaha kadar yolun açık kalması için çalışmış ve kim bilir kaç aracı kaza yapmaktan kurtarmışlardı. Diğer taraftan yine gece boyunca yol kontrolü yapan ve kendileri de kara saplanan trafik ekipleri sayesinde nice kazalar önlenmişti.

Yol boyunca düşündüğüm şuydu: Askerimiz, Polisimiz, Karayolları ekiplerimiz, Sağlık personelimiz ve burada bahsi geçmeyen daha nice isimsiz kahramanımız sayesinde bizler evlerimizde, yollarda, köylerde ve her yerde güven içindeyiz. Tanımadığımız pek çok aracın durup yardım etmek istemesi de duygulandırıcı bir durumdu. Demek ki bizi millet yapan duygu ve düşünce yapımız ve bizi millet haline getiren mayamız çok temiz ve sağlam. Önceki gece bize ve pek çok yolcuya, kış boyunca ve her zaman, her yerde yardımcı olan Devletimizin bütün personeline candan teşekkürü bir borç biliyorum. Bu fedakâr insanlar, benim bu yazıyı yazdığım saatlerde de yine aynı şekilde Kop’ta ve diğer zorlu geçitlerde hayat kurtarmaya devam ediyorlardı. Allah onların yardımcısı olsun, Devletimize ve Milletimize zeval vermesin, gücünü daha da artırsın…

Yorumlar   

+1 #5 Ayşe Neslihan Hatuno 09-12-2015 01:27
Muhterem kardeşim yazınızı büyük bir heyecanla okudum...Önceli kle her daim Allah'a emanet olun yüreğim ağzıma geldi...Allah görünür görünmezinden saklasın. Evet biz gerçekten çok necip bir milletiz...norm alde umursamasanda öyle zor bir anda gördümü anında yardım amacıyla durup hatır sorması büyük moral...heledek i bakımevleri ve sivil resmi yardım mercileri her daim dua ederim Allah ailelerine bağışlasın devletin değil malına bir kürdanına zeval vermesin...size de büyük geçmiş olsun
Alıntı
0 #4 Ömer Özden 08-12-2015 21:31
Kadir kardeşim, sizlerin fedakarlığı karşısında benim yaptığımın hiçbir değeri yok.
Alıntı
+1 #3 Kadir akgün 08-12-2015 17:22
Biz kaleminize aldığınız icin size sonsuz teşekürler
Alıntı
+1 #2 m.Hanifi İspirli 08-12-2015 00:04
beni yanınıza almadan giderseniz öyle yollarda kalırsınız işte; :lol: iki yaşlı amca; :-) Allah saklamış... Geçmiş olsun :D
Alıntı
+1 #1 İsmail Bingöl 07-12-2015 22:06
Geçmiş olsun sevgili dostum...
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet