Salı, 21 Şubat 2017

Hayat bitevi devam ediyor. Ve her şey mütemadiyen yer değiştiriyor. Doğan ölüyor; ölen çürüyor, toprağa topraktan nebatata, hayvanata, havaya suya karışıyor… Yeniden ete kemiğe bürünmek için Sur’u bekliyor.

Kâinatda hiçbir şey durağanlık kabul etmez, boşluğu olmaz. Bir şey duruyorsa çürüyordur. Bir yer boşalmışsa orayı en başta hava doldurur… Makamlar, mevkilerde ve ihtişamlı koltuklar da öyledir. Dolup boşalırlar, boşalıp dolarlar… Baki kalan koltuklardır. O büyüsüne kapılıp, daha yüksek ve ihtişamlısını hayal ettiğimiz makamlar, koltuklar kimleri yola vurmadı ki…

Kimsenin dünyevi unvanı baki değildir… Gel gör ki bunu hepimiz biliriz de makam ve mevkilerin alayışına, koltukların büyüsüne kapılmayanımız pek azdır. Padişah da olsanız akıbeti hiçsiniz. Önemli olan kubbede bir hoş seda bırakıp bırakmadığınızdır.

Öyle büyükler tanıyoruz ki öbür âleme irtihallerinin üzerinden asırlar geçmiştir ama şahsiyetleri, hizmetleri, yiğitlikleri, ilim ve irfanlarıyla gökyüzünde ki yıldızlar gibi insanlığa rehberlik ederler. Onlar örnek ve önder şahsiyetlerdir.

Öylede insanlar biliyoruz ki, saygınlıkları ve itibarları oturdukları koltuklarla sınırlıdır. İşgal ettikleri o koltuklardan kalktıkları an sıfırlanırlar. Halk nezdinde o makamlara gelmeden evvelki saygınlıklarını bile artık bulamazlar. Çünkü Koltuğu bulunca kendilerini kaybetmişlerdir, dolayısıyla da az-çok samimi olduğu çevrelerini de kaybetmişlerdir.

Çalıştığımız kurum gereği siyasetin içerisindeyiz. Diğer kurumlarda görülmeyen, kadrolaşma adına birçok yanlış ve haksız uygulamalara şahitlik ediyoruz. Öyle makam sahibi insanlarla karşılaştık ki, normal hayata iken silik, birikimsiz, a sosyal ve yetersiz iken atandığı makamın koltuğuna oturur oturmaz korkunç bir öz güven patlamasına kendini kaptırıp allâme kesilmişlerdir.

Tabi buna en büyük etken de makamların etrafında yuva yapmış, pusuya yatmış her gelenin kulu olan yalaka ve eyyamcılardır. Garibim onları abartılı arız-ı hürmetlerine ve taşkın ve sınır tanımaz pohpohlarıyla kısa zamanda kendini büyük bir dahi, süper bir idareci olarak görmekten kurtaramaz. Bilmiyorlar ki makamlarını kaybettikleri anda, eğer gerçekten donanımlı ve görev yaptığı zamanda işine ve bulunduğu makama hayranlık uyandıracak bir farkındalık katamamışlarsa unutulmaya ve yalnızlığa mahkûm olacaklardır.

Bu kadar laf-u güzafı neden mi ettim? Geçenlerde bir düğün merasiminde şehreminliği yapmış, her kese tepeden bakan, Allah’ın selamını dahi üç takviyeyle zoraki veren bir zatla karşılaştım. Düğün kalabalığının en tenha yerinde, herkesi tedirgin bakışlarıyla süzerken gördüm. Etrafında görmeye alışık olduğumuz zevat (zerzevat) tan kimse yoktu. Yanına hasbelkader ilişmiş halktan birkaç kişiyle öylece duruyordu.

Yani dostlar beyimizin süngüsü çoktan düşmüş, etrafındaki şakşakcıları dağılmış, en tepeden en tabana çakılmış olmanın ve henüz uyum sağlayamamanın ezikliğini yaşıyor gibiydi. Bana bir anekdotu hatırlattı:

“ ABD’nin 34. Başkanı ( 1953 – 1961 ) Genaral Eisenhover’a başkanlıktan ayrıldıktan sonra sorarlar: “ Sayın Başkan! Şimdiki yaşantınızla başkanlık yaptığınız zaman arasında ne gibi fark var? “ Genaral, soruya gülümseyerek şu cevabı verir: “ Başkanlık yaptığım dönem de golfte beni kimse yenmeye cesaret edemezdi. Şimdiyse önüne gelen yeniyor.”

Bunu iki kez yetkileri elinden alınarak pasivize edilmiş bir idareci olarak çok iyi bilirim. Onun için gücünü ve saygınlığını işgal ettiği makam ve oturduğu koltuklardan alan birileri varsa yanlış yapıyorlar ve yanılıyorlar. Makamsız, koltuksun halkın arasına karışacakları günden önce makam ve koltuk sahibiyken halkın arasına karışıp, şahsiyetleriyle, mütevaziliği ve donanımlarıyla saygınlık kazanmaya baksınlar…

“ KARİYER DEĞİL EY RABBİM!  İLİM VER BİZE  “

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?



Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya