Perşembe, 23 Mart 2017

 

Türkiye, küresel kimlikli terör örgütlerinin, üst aklın emriyle başlattığı genel bir saldırısıyla karşı karşıya.

Türkiye, kontrollü bunalım stratejisiyle çok yönlü, çok cepheli, çok uluslu, çok örgütlü, çok karmaşık bir hücum dalgasıyla sarmalanıyor.

Türkiye, olağanüstü koşullarda, korku ve endişenin ırmağına sürüklenerek içeride ve dışarıda yeni ve top yekûn bir taarruz ile karşı karşıya.

Zorlu bir geçitten geçiyoruz.

Asırlık bir hesaplaşmanın eşiğinde, örtülü de olsa bir savaşın içindeyiz. Sinsi ve iğrenç bir savaş bu. Bilinçaltımıza yönelik bir kampanya başladı bile.

Ülkemizin dört bir yanı içeriden ve dışarıdan hainlerle, şer odaklarıyla çevrilmiş durumda.

Terör örgütleri üzerinden güç hesaplaşmasında, devletlerarası bir mücadelenin içerisindeyiz. Adım adım toplumsal psikolojinin çökertilmesi, devletin yönetemez hale getirilmesi ve Türkiye’nin yalnızlaştırılması hedeflenmekte.

Türkiye’nin yaşadığı pozitif dönüşüm batının çıkarlarına aykırı. Ankara’nın kendi çizdiği yolda yürümesinden rahatsızlar. “Hayır” diyebilen bir Türkiye’ye alışkın değiller çünkü.

 Düne kadar onlar için ucuz asker deposu, sıçrama tahtası iken, ucuz işgücü, pazar, koruma kalkanı, savaş paratoneri, onlar için fedai mangası iken bugün, umut olan, mazlumlara kol kanat geren, bölgenin sorunlarını engin tarihî derinliğiyle ve kucaklayıcı medeniyet tecrübesiyle kalıcı olarak çözebilecek tek ülke Türkiye gerçeğini kabullenemiyorlar.

O yüzden çıldırıyor, ülkenin sinir uçlarını kaşıyorlar. 

O yüzden Türkiye’deki uç noktaları tırmalayarak çatışma çıkartmaya çalışıyorlar.

O yüzden uluslararası şer odakları ve onların yerli işbirlikçilerinin birlikte yürüttükleri birtakım kirli siyasal mühendislik planlarıyla Türkiye siyasetini istedikleri yöne sevk etmek için çabalıyorlar.

O yüzden bölgeye huzuru, barışı ve gerçek anlamda bağımsızlığı getirebilecek tek ülke olan Türkiye’nin gerçek anlamda istiklal ve istikbal mücadelesine darbe vurmaya çalışıyorlar. 

Oyun çok açık…

Kendinden olmayan milyonların emeğini, tarihini, zenginlilerini çalan, hayatlarını ipotek altına alan, sömüren Batı Suriye’nin parçalanması planıyla eş zamanlı olarak Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını da hedef alan bir planı devreye soktu.

Batı, 15 Temmuz yenilgisinin kuyruk acısıyla tüm gücüyle üzerimize çullandı ve toplumsal fay hatlarında kırıklar oluşturmak için algı operasyonlarının her türünü devreye soktu.

Türkiye’yi derin kaosa sürükleyerek bir kez daha milli irade dışı unsurların gayrı meşru iktidarına zemin hazırlanmaya başlandı.

Terörle bunaltılan, eli kolu bağlanan Türkiye, terör örgütleri ile mücadelesini bitirmek zorunda kalacak ve bu sayede ülkenin bölünmesi için pazarlık masasının kurulması mümkün hale gelecek.

Bölgede etkin olma ısrarından vaz geçecek olan Türkiye, batının bölgeye ilişkin planlarını uygulamalarında piyonluk görevini üstlenecek, mükâfat olarak da ona saldıran terör örgütleri geriye çekilecek.

Türkiye’yi yıldırmak, önlerinde diz çöktürmek, Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesine büyük darbe vurmak isteyen şer güçleri fitne-fesat ve terör şebekelerini acımasızca ve ahlâksızca kullanarak bizimle ve İslâm’la olan savaşı kazanacağını zannediyor.

Türkiye bu sisli havada tam bağımsızlık mücadelesi ve zulme karşı direnme azmi ile belirtilen konularda bırakın geriye çekilmeyi hep kararlı adımlarla ileriye yürümeyi sürdürüyor.

Türkiye Batıyı saf dışı bırakıp Rusya ile Suriye’de ateşkes sağlayarak, Fırat’ın doğusunda terör örgütlerine yer olmadığını Fırat Kalkanı Harekâtıyla göstererek sadece büyük olmadığını, büyük oynadığını da gösterdi. 

Tarihin kavşak noktalarından birindeyiz. Değişim kolay ve sancısız olmayacak. Türkiye, terörle mücadelede yol aldıkça terörün dozu artacak.

Türkiye’nin gerçek anlamda istiklaline kavuşabilmesi, emin adımlarla istikbale yürüyebilmesi, geleceği inşa edebilmesi için kenetlenmeli, yekvücut olmalı ve provokasyonlara karşı dikkatli olmalıyız.

Bize düşen, yılmadan ama ferasetle yolumuza devam etmek, dipdiri bir bilinç ve azami uyanıklık içinde bu başarıya katkıda bulunmaktır.

Bize düşen, bu mücadelenin dilini milli birlik ve beraberlik söylemi etrafında şekillendirmek, bizi ayakta tutan değerlere sarılmak ve yürütülen bağımsız dış politika ve ekonomi politikasının sürdürülebilir hale getirmesi için çaba sarf etmektir.

Bize düşen, maruz kaldığımız terör sarmalı içimizi yaksa da, yolumuza devam ederken ödeyeceğimiz bedelin yarınlarımızın temel taşları olduğunu bilmek ve bunu bulunduğumuz her ortamda toplumla paylaşmaktır.

Bize düşen, laiklik üzerinden, laik yaşam tarzı üzerinden, Alevî-Sünnî gerilimi üzerinden kaos oluşturmak isteyenlere fırsat vermemektir.

Bize düşen, şeytanla birlikte çalışan üst aklı alt edecek bir basiret gösterebilmektir.

Bize düşen, siyasi duruşuna, kimliğine bakmadan, ayrım yapmadan birbirimize sahip çıkabilmektir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet