Pazar, 22 Ocak 2017

ABD kurarak organize ettiği örgütleri, halkları, askeri gücünü devreye sokarak 21. yüzyılın yegâne sömürgeci gücü olarak tek kutuplu bir dünya inşa etmeye çalışıyor.

Her zaman kendi menfaatine bakan, uluslararası hukuk kurallarını, kurum ve kuruluşlarını hiçe sayan ABD, kendi çıkarları ve sözde ilkeleri doğrultusunda tüm dünyaya yeniden şekil vermek isteyen bir tavır içerisinde.

ABD devletlerle, halklarla resmen oynuyor. Önce nifak sokuyor, kaynatıyor, başkaldırtıyor, silah verip silahlı mücadele başlatıyor. Sonra katliam var deyip barış gücü kisvesiyle sahne alıp yerleşiyor. Sonrasında ise işgal ve sömürü başlatıyor. Ne güzel bir oyun değil mi?

Dünyanın neresinde bir fitne varsa, kan ve gözyaşı dökülüyorsa, zulüm ve haksızlık yapılıyorsa, doğrudan veya dolaylı olarak ABD oradadır, işin içindedir ve başındadır.

ABD emperyalizmi ekonomik, siyasi, askeri, kültürel tüm kollarıyla dünyanın her köşesine uzanan bir ahtapot gibidir. Gözünü diktiği, elini uzattığı, adımını attığı her yerde, kan ve gözyaşı vardır, silahlar sömürü ve işgal için konuşur, tarih yok olur, halklar yoksullaşır. 

Ve ilginçtir(!) bütün bu senaryoların odağında olan topraklar İslam topraklarıdır. Afganistan’da Ruslara karşı silah verdi sonra işgal ve katliam yaptı. Irak’ı İran’a karşı savaşa soktu sonra işgal edip milyonların canına kıydı. Büyük şeytan şimdi de Ortadoğu’da yeni oyunlar peşinde.   

Rakipsiz askeri gücüne dayanarak dünya egemenliğini gerçekleştirmek isteyen ABD’nin yeni hedefi Suriye ve Irak üzerinden enerji kaynaklarına hâkim olmak ve İsrail’e yeni topraklar kazandırmaktır.

Ortadoğu’da ve Türkiye’de olup biten bütün irili ufaklı hadiselerin arkasında işte ABD’nin bu büyük oyun planı yatıyor. Bunun için de piyon olarak seçilen grup Kürtler

Dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, menfaatleri doğrultusunda eski müttefiklerini terörist örgütlerle ikame edebiliyor. Kendi imalatı bölücü örgütleri zamanı gelince kendi çıkarları doğrultusunda kullanıma sunduğu gerçeğini çok daha net görebiliyoruz.

Ortadoğu halkları tarafından en sevilmeyen ülke imajını hakkıyla elinde tutan ABD PKK’yı kurup onu Kürt milliyetçiliğinin hem üreticisi hem de bekçisi yaptı. PYD’yi, DEAŞ’ı kurup silahlandırdı. BDP’yi HDP’ye dönüştürdü. FETÖ’yü kurdu, ülkenin can damarlarına kadar soktu, darbeyi planlayıp organize etti ve Pensilvanya puştunu koruma ve kollama görevini üstlendi.

ABD Kürt milliyetçiliği ile kaynatılan kazan üzerinden hem İsrail’in güvenliğini sağlamak hem de Ortadoğu’daki enerjiye ve enerji güzergâhına hükmedebilmek için Suriye ve Irak’ı parçalara ayırma gayesiyle tasarladığı terör gruplarını harekete geçirdi.

Gücün hukukunu  oluşturarak bölgeyi yeniden şekillendirmek isteyen ABD Türkiye’yi de mümkün oldukça kırıp incitmemeye, tahrik etmemeye veya organize ettiği terör örgütleriyle içeride meşgul ederek yoluna devam etmeye çalışıyor.

Stratejik işbirliği, model ortaklık ve stratejik önem mesajları gerçeklerin üzerini örtemiyor artık. Türkiye ve ABD Ortadoğu’da düşman değiller ama menfaattarı çakışan, bölgenin dizaynında liderliğe oynayan iki rakip artık.

ABD emperyalist karakteriyle bölgedeki gücünü korumak isterken, Türkiye oyunun kurallarını tarihi gerçeklere ve çıkarlarına göre yeniden belirlemek istiyor. 

Bu nedenle Amerikan rüyasının sonuna gelindi, yarım asrı geçen “stratejik dostluk” ortaklık dönemi kapandı. Artık Orta Doğu’da ABD’nin müttefiki biz değil Kürt gruplar.

Türkiye, Suriye ve Irak konusunda oyun kurucu pozisyonu alıp masada ben de varım diyebiliyor. Misakı Milli gerçeğinden hareketle kenarda izleyen değil, oyun kurucuyum deyip sesini yükseltebiliyor.

Fırat Kalkanı, terör örgütü nezdinde, bu örgütün arkasındaki ABD’ye karşı yapılan böyle bir hamledir.

Güney sınırlarımızda ÖSO destekli başlatılan operasyonlar, ABD’nin bölgedeki varlığına ve planlarına set çekmek için yapılan bir manevradır.

Türkiye’nin Musul üzerinden Misak-ı Milli'yi hatırlatması benzer şekilde ABD’nin bölgeyi Türkiye’ye rağmen ve Türkiye aleyhinde şekillendiremeyeceği mesajını çok net içeren bir haykırıştır.

Buna karşılık ABD de Türkiye yerine terör örgütleriyle birlikte hareket etmeyi tercih etmekte, bir yandan FETÖ’yu korurken, diğer yandan da PKK’yı silahlandırıp bir ateş çemberi oluşturmaktadır.

ABD’nin son hedefi de ilmik ilmik örmeye çalıştığı terör koridorunun önünü kesen Türkiye’yi, en azından Musul’un kurtarılması operasyonunda devre dışı bırakmaktır.

ABD bir yandan FETÖ ile devleti içeriden çökertmek, bir yandan PKK ve DEAŞ terörü ile Ankara’nın meşguliyetini artırmak, diğer yandan kukla yönetimlerle Türkiye’nin önünü keserek kendisine alan açmayı planlamaktadır.

Bağdat rejimi daha bir yıl önce bizzat davet ettiği Türkiye’yi, ABD’nin telkinleriyle işgalci ülke ilân ediyor.

İran’a bölgede manevra alanı açıp, Suriye’den Yemen’e ve Suudi Arabistan’a kadar cirit atmasını sağlıyor.

Artık gerçekleri gören ve bu gerçekler ışığında tavır takınan bir ülke Türkiye. ABD’den müttefik olmayacağını artık çok net görebiliyoruz. İki ülke arasındaki ilişkiler konjonktürden kaynaklanan bir sarsıntı geçirmiyor askıya alınabiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk-ABD ilişkilerini sorgulamaya başlaması da işte bu yalın gerçekten kaynaklanıyor.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et