Cumartesi, 21 Ocak 2017

Batı Makyavelizmin, “Devlet yönetiminde duygulara kapılmadan ve acıma duyguları bir kenara bırakılarak devlet yönetilir, ülkenin yararına olabilecek her eylem ve hareket tarzı meşrudur, amaç aracı meşrulaştırır, amaca ulaşmak için her yolun mubahtır” savını benimseyip uygulamıyor mu?

Cevap EVET

Erdoğan BM’deki konuşmasında bir kez daha “dünya beşten büyüktür” dedi. BM’nin yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi ve Güvenlik Konseyindeki beş daimi üyeye karşı çıktı.

Erdoğan’ın bu “haklı” isyanı ne sonuç doğurur?

Kocaman bir HİÇ

Akademik Araştırma Enstitüsü’nün bu konudaki analizini sizinle paylaşmak istedim.

“BM Güvenlik Konseyi’ne hangi ülkelerin daimi üye olacağını ve en kritik uluslararası süreçlerde kimlerin karar verici konumda bulunacağını belirleyen demokrasi yahut adil temsil ilkesi değil, askeri ve ekonomik güçtür.

BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisini haiz beş daimi üyesi, son dünya savaşının galipleri ve şu andaki dünya düzenin lider ülkeleridir. Beş daimi üye aynı zamanda dünyanın en çok silah üreten/pazarlayan ülkeleridir ve küresel askeri harcamanın tamı tamına yüzde 65’ini gerçekleştirirler.

Beş ülkenin bir diğer ortak özelliği, Uluslararası Nükleer Silahsızlanma Antlaşması’nın resmen “nükleer silah devleti” şeklinde tanımladığı ülkeler olmalarıdır.

IMF verilerine göre dünya gayri safi hasılasının yaklaşık yüzde 42’sini Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi oluşturur ve geri kalan yüzde 58’lik payı 188 ülke bölüşür.

Konsey beşlisi, araştırma ve geliştirme projelerine 188 ülkeye kıyasla yirmi beş kat fazla fon ayırır ve beş ülkenin yıllık patent sayısı toplamı dünyanın geri kalanından fazladır.

Uzay teknolojileri alanındaki on öncü ülkeden beşi söz konusu beşli olup, en yüksek bütçeli on uzay ajansının beşi bu beş ülkeye aittir ve sırf ilk sıradaki ABD’nin uzay araştırmalarına ayırdığı bütçe altındaki dokuz ülkenin toplamından fazladır.

Her yıl yayınlanan dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında ilk yirmi sıranın neredeyse tümünü ve ilk yüzün 60’tan fazlasını beş ülke üniversiteleri kaplar.

Kısacası rakamsal verilerden hareket edildiğinde aslında dünyanın beşten büyük olmadığı ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi beş ülkenin herhangi bir meselede el ele vermeleri ihtimalinde karşılarında direnebilecek bir gücün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Dünya güç dengelerini tepetaklak edecek yeni bir küresel savaş çıkmadıkça veya güçlünün sözünün geçmediği yeni bir dünya düzeni kurulmadıkça da yakın gelecekte bu tablonun değişmesi bir hayalden ibaret kalmaktadır.

BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısıyla sorunlu olmasının Türkiye, Türk dünyası ve İslam âleminin önünü kapatan bir etken gibi mütalaa edilmesi yanlıştır.

Nasıl İsrail, BM Güvenlik Konseyi üyesi olmadığı halde menfaatleri söz konusu olunca tek yönlü Lübnan’a müdahale edebiliyorsa ya da Rusya Suriye’ye girerek sahadaki bütün dengeleri değiştirirken Güvenlik Konseyi’nden onay almayı aklından bile geçirmiyorsa, aynı şekilde Türk dünyası ve İslam âlemi de bağımsız bir siyaset izlemek için Güvenlik Konseyi’nde koltuk sahibi olmayı beklemek zorunda değildir.

Buradaki sorun, BM Güvenlik Konseyi’nin yapısından ziyade Türk ve İslam ülkelerinin iç tutarsızlıkları ve yetersizlikleridir.

Türk dünyası ve İslam âleminin takip etmesi gereken öncelikli hedef, eğitim, bilim, teknoloji, sanayi, askeriye, ekonomi ve diğer alanlarda radikal bir reform süreci başlatmak yoluyla dünya düzeni içerisinde ciddi birer güç odağı konumuna erişmektir.

Gücün tek geçer akçe olduğu uluslararası arenanın oyun kurucularından olabilmek, her alanda katma değer üreten ülkelere dönüşmeye ve ardından hep beraber güçlü ittifaklar yaratmaya bağlıdır. Bu başarıldığında uluslararası itibar kendiliğinden gelecek, Güvenlik Konseyi veya benzeri organlarda aktif rol alıp almamak hiçbir önem arz etmeyecek ve zaten hak edilen koltuklara da mutlaka oturulacaktır.”

Dilipak’ın “21 yüzyılda hâlâ insanlar açlıktan, salgın hastalıklardan ölüyor. Çocuklar ve kadınlar savaşlarda katlediliyor. Dünyanın zengin ülkeleri refah içinde yaşarken fakir ülkelerde insanlar hastalıklarla boğuşuyor. İklim değişikliğinin etkileri insanlığın önünde önemli bir sınav olarak duruyor. Bu manzara insan onuruna yakışmamaktadır. Çocukların öldüğü ve öldürüldüğü bir dünyada hiç kimse masum değildir. Hiç kimsenin can güvenliği yoktur. Hiç kimse de sürdürülebilir refah ve barış içinde olamaz” sözleri vicdani bir çığlık bir haykırıştır.

Bütün bunlar olurken BM ne yapıyor diye sormak yerine niye İslam İşbirliği Konferansı, Arap Birliği, Afrika Birliği ne yapıyor diye sormak daha akıllıca değil mi?

Hepsi kör, sağır ve dilsiz gerçekler karşısında kafalarını kuma gömmüş üç maymunu oynuyor. Haksızlıklar karşısında susarak dilsiz şeytan oluyorlar.

İslam coğrafyasındaki dağınıklık, terör, darbe düzeni, mezhebi, etnik, ideolojik, politik, felsefî çatışmalar sona ermedikçe, namuslular namussuzlar kadar cesur olup, birlik olmadıkça değişen bir şey olmayacaktır.

Öyle bir batı ki; silah satar barış ister, virüs yayar ilaç satar, insan öldürür insan haklarını savunur, işgal eder demokrasi der.

Bu acı gerçekler doğrultusunda dünya mı beşten, yoksa beş mi dünyadan büyük?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et