Pazar, 26 Şubat 2017

ABD/NATO/FETÖ ortaklığı 15 Temmuz’da yaşadığı başarısız darbe teşebbüsünden sonra PKK taşeronuyla terör saldırılarını artırdı. Bitlis, Van ve en son Elazığ’dan gelen ölüm haberleri hepimizin canını yaktı.

Ne Amerikan köpeği FETÖ’nün bedduaları, ne Kürt düşmanı Haçlı/Siyonist kurgusu PKK’nın bombası, hendeğinin milletimizin imanlı yüreği karşısında galip gelemeyeceğini yenileyerek ben bu hafta da “seçilmişlik paranoyası” ile tüm varlığını gizlenme ve korkaklık üzerine kurmuş bir sistem ile yeni bir din oluşturma gayretine giren Pensilvanya papazının yeni marifetlerinden bahsedeceğim.

İbrahim’i dinlerden karma bir din oluşturmak fikriyle yola çıkıp sürekli hoşgörü, barış ve diyalogdan bahsederek dünyaya nizam verme düşüncesi ile İslam’ı tahrif ettiğine şahit olmuştuk.

Firavunlaşma arzusu ile her türlü güçle ilişki kuran “asrın deccalı” Gülen’in İslam’da yaptığı indirimleri görmüştük.

Kelime-i tevhid’den “Muhammedun Rasûlüllah”ın atılmasında bir sakınca yoktu. “Lâilâhe illallah” yeterliydi denip, Gülenizmin temeli atılmıştı.

Daha sonra ezandan “Muhammedun Rasûlüllah”ın çıkarılmasında bir beis yoktur denilip özellikle Avrupa’da “Eşhedû en lâ ilâhe illallah” dedikten sonra “Eşhedû enne Muhammeden resulullah” kısmını söylemeden ezanı okudular.

Şeytanın oğlu”nun önceliğinin Peygamber efendimin risaletinin seslendirilmemesi olduğunu görüp yaşamıştık.

Sonra Cuma hutbelerinde okunan Al-İmran suresi 19. Ayetinin “İnneddine indallahil İslam” “Allah indinde hak din İslam’dır” okunmaması için sapık fetvalar verip kendine yeni yollar çizmeyi yeğledi.

Ateşler salarak, lanetler okuyarak, ağlayarak, beddua seanslarını yöneterek kendi sürüsünü yönetip, yönlendirecek yeni fetvalarına şahit oluyorduk “okyanus ötesi kahini”nin.

Başörtüsü furuaattı onun için. Yerine göre içki içilebilir, namaz kılınmayabilir, camilerden uzak durulabilir, oruç tutulmayabilirdi.

Himmetler zekâtın yerini tutuyordu, hacca gitmek yerine Pensilvanya’ya gidip el, etek öpüp beddua seanslarına katılmak hem çağın gereğiydi, hem de daha sevaptı “sahte peygamber” Gülen için.

Peygamberimizin Türkçe olimpiyatlarına katıldığı safsatası ile beyinleri sulandıran bu çakalın daha sonra Peygamberimizi bir dizide kamyon kasasına bindirildiğini duyup kahroluyorduk. Bu “kalleş”in Peygambersiz bir İslam’a doğru gidişe kapı aralamak için gösterdiği gayret hayret ötesiydi.

Bu yalnız ve yanlış adam verdiği bir mülakatta şu sözleri sarf ediyordu:

Cebrail’i çok severim, âşık gibi. Burnumun kemikleri sızlar, hiç görmediğim tanımadığım bir melek bu. O bir parti kursa ben ona diyeceğim ki; ‘sen bir parti kurdun ama müsaadenle ben seni desteklemeyeceğim.’

Cebrail Allah’ın cc. emirlerini peygamberlere taşıyan büyük melek. Cebrail bana gelse, sen kimsin bre melun Cebrail sana gelecek. Kendisine Peygamber statüsü veriyor. Cebrail Allah’ın cc emrini taşıyor ve ben o emre karşı geliyorum. Yani “Kâfir” oluyorum diyordu da asrın Belam’ı emrindeki kurşun askerlerle birlikte Türkiye yine uyanmıyordu.

Diyanetin yayınladığı Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an meali Nahl Suresi 43. ayetteki “Bilenlere sorun” ifadesi, Zaman’ın verdiği nüshada “Tevrat ve İncil âlimlerine sorun” şekline dönüştürerek bu defa Kur’an üzerinden Hristiyanlığın ve Yahudiliğin hükmünün sürüdüğü, Allah’ın cc. o dinlerin hükmünü iptal edip İslam’ı göndermediği mesajı verilmeye çalışılıyordu ki bu da insanı dinden çıkaracak bir durumdu. Fakat Gülen zavallı bir piyondu ve artık ipler üst aklın elindeydi.

Gülen’in yıllar önce yaptığı ve yeni ortaya çıkan konuşmasında Peygamber Efendimize hakaretler ediyor. Sapkın üslubu ile Peygamber Efendimizi kendisi ile eş tutan Gülen “bugün kalkıp bizzat gelse ve bu iş tamam yapmayın” dese dahi kabul etmeyeceğini söylüyor.

Ey sefil... Sen kimsin Allah Resulü sana gelecek. Peygamberi ayağına getiriyor kahpenin dölü. Ben O’nun emrini yerine getirmem diyorsun, O’nun emri Allah’ın emridir. Sen kendini ne zannediyorsun bre gafil…

Bir başka açıklamasında “Zira Hz. Meryem çok afife ve nezihe bir kadındı. Bu itibarla da gözlerinin içine başka hayal girmemişti ve girmemeliydi de. Ona sadece kendisine helâl olan biri bakmalıydı. O da olsa olsa Efendimiz olabilirdi, zira O bir münasebetle Hz. Meryem’in kendisiyle nikâhlandığına işaret buyuruyordu. Bu açıdan da ‘ruh’un Efendimizin ruhu olacağı”nı söyleyerek Hz. Peygamber’in adeta Hz. İsa’nın babası olduğunu söyleyerek çirkin iftira atıyor ve Kur’an ayetini inkâr ediyordu.

Kur’an, Al-i İmran 59. ayette Hz. İsa’nın sarih ifadelerle mucizevi bir şekilde babasız olarak dünyaya geldiğini bildirmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in adeta Hz. İsa’nın babası olduğu yönünde anlayışlar ileri sürmek, bu hainin Vatikan tarafından uygulamaya konulan İslam’ı protestanlaştırmak projesine katkı sağlamaya yönelik bir çabasıdır.

Gülen’in, şahsına ve grubuna bağladığı müntesiplerinin aklını, iradesini, hatta imanını nasıl teslim aldığını ve onları nasıl “tapınak şövalyesi”, “kurşun askerler” haline getirdiğini 15 Temmuz’da gördük.

Bu terör örgütü üyeleri bu Yezid’i seçilmiş ruhani bir kişilik, kendilerini de seçilmiş ve üstün bir fırka olarak telakki ediyor. Bu kadar delaletin, bu kadar yanlışın, bu kadar kirin, pasın, karanlığın içinde debelenmek normal olmasa gerek.  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?



Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya