Pazar, 26 Mart 2017

Bugün Suriye’de bir çocuğum.

Bombalar patlıyor yanı başımda. Küçücük ellerim ne kadar kapatmaya çalışsa da kulaklarımı fayda vermiyor. Çığlıklar her yerde. Korkudan acı gerçekleri görmemek için gözlerimi kapıyorum.

Dünyayı bilmediğim bir yaşta yıkım, savaş ve ölümler görüyorum.

Acı çığlıklar, mahzun feryatlar, silah sesleri, bomba seslerinden çoğu gece uyamaya korkuyorum. Çevremdeki her şey yok olmaya başladı.

Oksijen yerine kan kokusu soluyorum.

Gözünden akan yaşlarla arkadaşımın yerde sürüklenerek götürülmesini görüyorum.

Bütün bunların başımıza neden geldiğini soramadan hayallerimin kahramanı babamın öldürülmesine, kardeşimin açlıktan ya da hastalıktan ölmesine şahit oluyorum?

Bu zulüm niye?

İnancımızdan dolayı mı katlediliyoruz?

Harem-i ismetimize niçin el uzatılıyor?

Kutsalımız niçin çiğneniyor?

Kutsiyetimiz niçin yok ediliyor?

Onurumuz niçin ayaklar altına alınıyor?

Değerlerimize niçin dil uzatılıyor?

İnançlarımızı niçin yaşayamıyoruz?

Kan gölüne dönen hastaneler, okullar, evler ve lime lime bölünen vatanım... Yaşanan bunca acı gerçek bizi yurdumuzdan etmeye yetti.

Savaştan nefret ediyorum. Çünkü çocukları vuruyor, mazlumları öldürüyor, evleri yıkıyor, okullarımızı yok ediyor.

Yurdumuzdan, sılamızdan, akrabalarımızdan, alışkanlıklarımızdan uzaklaşarak niçin “muhacir” konumuna düşüyoruz?

İslam coğrafyası kan revan içerisinde. Müslümanlar zalimlerin zulmü altında inliyor. Bize yardım edecek yok mu?

Çığlıklarım ayyuka çıktı, fakat duyan yok… Kardeş olmanın bedeli bu mu?

Din kardeşliği kan kardeşliğinden mühim değil mi?

Kendisine istediğini Müslüman kardeşine istemedikçe imanının kâmil olmayacağını bilmiyor mu Müslüman kardeşlerim?

Verdiklerinin, vereceklerinin kazanç olduğunu, kendisinde kalanların utanç olduğunu bilmiyor mu Ümmeti Muhammed?

Duygularımız mı köreldi, maneviyatımızı mı kaybettik?

Sadelikte saklı diriliğimiz, birlik ruhumuz ve iyilik azmimiz nerede?

Bu bütün insanlığın çetin imtihan saatinde dualarımız niçin kanatlarımız olmuyor?

Vatansız kalmış insanlara kucak açmış olmak güzel bir duygu değil mi?

Mazluma destek olmak, açları doyurmak, çıplakları giydirmek, düşeni kaldırmak Müslüman kültürünün temel unsurları değil mi?

Sorumluluk duygusu, kendi yaralarına, kendi acılarının sancısına rağmen cesaretle ayakta durabilmeyi, ayağa kalkmak isteyenlere omuz verebilmeyi gerektirmiyor mu?

Fert olarak millet olarak ümmet olarak sorumluluklarımıza sahip çıkma bilinci bütün insanlığın yegâne ihtiyacı değil mi?

Vicdan da irfan da ihsan da sorumluluğunu taşıyan sıradan insana sunulan ikramlar değil mi? Öyleyse nerede vicdan sahipleri, nerede irfan, ihsan sahipleri?

Bizler Muhacir isek Ensar nerede?

Biz muhacir miyiz?

Hz. Peygamber de muhacir değil miydi? Hz. Peygamber muhacirin yanında değil miydi?

Umutların bittiği noktada Türkiye’nin uzattığı el bize umut ışığı oldu.

Bizlere kucak açan, kol kanat geren, yurt sağlayan, kendi evlerinde ağırlayan, onur ve iffetlerimizi muhafaza eden, harem-i ismetini en kutsi değerlerden biri olarak kabul eden, bırak yan bakmayı onu kendi harem-i ismetlerinden ayırmaksızın mücadele eden Ensar kardeşlerimiz bize sahip çıktı.

Fakat bu ülkede de gözlerinin açlığından, bencilliğimizden acı gerçekleri göremeyenler mevcut.

Fakat bu ülkede de insan olan misafirini aç susuz bırakıp dilendirmemesi gerektiğini, sokaklarda yatırmaması gerektiğini, misafirini ağlatmaması gerektiğinin bilmeyecek kadar duyarsızlar mevcut.

Fakat bu ülkede de annesi babasını savaşta ya da göç sırasında kaybeden çocuklar mafyanın eline düşerken kayıtsız kalan, başında erkek olmayan Suriyeli kadınlar ucuz beyaz kadın ticaretine yenik düşerken tepkisiz kalan, ölümlerinden ceplerini dolduran insan kaçakçılarını izlerken önemsemeyenler mevcut.

Fakat bu ülkede de şükürsüz toplumun şükürsüz evlatları mevcut. İnsan olabilmeyi öğrenemeyenler mevcut.

Bunlar mağdurun, bunlar mazlumun, bunlar mahzunun yanında olmanın Medineli bir Ensar ile aynı şerefe nail olmak olduğundan bihaber.

Bunlar gelen muhacire sofrasını, ocağını açmak kadar ona geçimini sağlayacak olanaklar tanımanın Hz. Muhammed’e evini açan insanların sıfatını taşıyor olmak olduğunu bilmiyor.

Bunlar büyük hayaller kurmanın büyük sorumluluklar üstlenmek anlamına geldiğini bilmeyen, umudun ancak nefsi müdafaa derdinde olmayanlara sunulan bir peygamberlik ilmi olduğunu anlamayan ve sadırların derinliklerinde vazifemizi yapmış olabilmenin huzurunu yaşayamayanlardır.

Oysa uzatılacak el körelmiş ruhlarını hareketlendirecek, vermekten korktukları dünyalıklarını verdiklerinde mücadele ruhları gelişecektir.

Her nerde bir acı varsa bir insanlık ayıbı varsa, duyarlı olmanın yetmediği zamanlardayız, orda olmak hemhal olmak, yar olmak vaktindeyiz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet