Cumartesi, 21 Ocak 2017

Harpten, huzursuzluktan nemalanan, fitne-fesattan gıdalanan, hak ve adaletten nefret eden küresel bir şebekenin güdümündeki kanlı bir dünyada yaşıyoruz.

Gıdası çatışma, karakteri kibir, stratejisi küresel kargaşa olan zulüm, kan, gözyaşı ve kaos olan bir ortaklık yenidünya düzeni hayaliyle Ortadoğu’ya yeniden bir şekil vermeye çalışıyor.

Müslümanları 21. yüzyılın zencileri veya lânetlileri yerine koyarak dünyada fitneyi harlı tutan Emperyalist Haçlı/Siyonist ortak güçleri, barış ve demokrasi getireceğiz vaadi ile tüm dünyaya şiddet ve zulüm ihraç edenler eskiden adalet dağıttığımız coğrafyalarda hedeflerini gerçekleştiriyorlar. Hedefe varmak için cephe savaşı yanında kültür yoluyla asimile etme operasyonu da başlatılmıştır.

Bu şebekenin beyin takımının bir ucu İsrail’de bir ucu New-York’tadır. Paralel çalışan bu şebeke yalan-dolan, kan-barut, para-ahlaksızlık, fitne-fesat ile küresel fesat düzenini inşa etmeye çalışıyor.

Sovyet bloğu dağılıncaya kadar, Doğu-Batı veya NATO-Varşova çatışması etrafında şekillendirilen insanlık düşüncesi, bu defa yeni bir suni düşman üretilerek, dil ve kültür farklılığı üzerinden bir medeniyetler çatışması hazırlandı.

İslam dünyası, Hıristiyanlığın öğeleriyle kuşatılıp esir alınmaya çalışılıyor. Her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteyiz.

Çember gittikçe daralıyor. Bırakın etrafımızı önümüzü görmekten aciz bir hale geldik. Artık uyanmalı ve üzerimize düşeni yapmalıyız.

Etrafımız yanıyor. Ateş bize yaklaşıyor. Bunu ne zaman göreceğiz. Tarafsızlıktan ilgisizliğe doğru sürüklenerek gerçekte olup bitenleri görmezden gelmek, müşterek sağduyunun, beşeri vicdanın duyarsızlaşması en feci cinayetten daha vahim bir şey olmalı.

Cehalet tamahla, hırs hülyayla, öldürme içgüdüsü ince hesapla yarış halinde. Nice masumun ırzı, malı, canı payümâl edildi. Hassasiyetlerimizi unutuyoruz.

Yüzyıllardır aynı coğrafi sınırlar içerisinde yaşamış, aynı kaderi paylaşmış, pek çok ortak özelliğe sahip olan halklar arasında, milliyetleri, dinleri kullanarak ortak bir cephenin, kardeşliğin kurulmasının önüne geçtiler.

Yaşanan erozyon ve yapılan tahribatı hissizleştirme operasyonunu olarak değerlendirebiliriz. Kaygan bir düzlem, bilinçsiz bir toplum, puslu bir hava, dirençsiz bir insan yapısı. Nefretin nefreti emzirdiği bu mıntıkada Müslümanların “fıtrat”larına dönmekten başka halâs çareleri yok.

Biz zamane Müslümanları kendi heva ve heveslerimize, isteklerimize, kaprislerimize, fantezilerimize göre bir İslam’ı gündem yapmışız. Manevi tahribatı yüksek, inanç sefaleti yaşayan, materyalist zihniyetle hemhal olmuş, manevi kalkınmasını başaramamış, ferdi çıkarlarını milli menfaatler üzerinde gören, helal-haram gerçeğinden uzak duran, yaratılış amacını mide ile uçkurdan ibaret sananların çoğunlukta olduğu, adalet ve adil paylaşımın olmadığı, hak ile batılın menfaate göre şekillendirilip, renklendirildiği garip bir dünya.

Müslümanların derdiyle dertlenme, duyarlı olma, Müslümanlarla Batı dünyası arasında zalim/mazlum tefrikinde bulunabilme değil bizlerinki. Bizlerin yaptığı olaylara yüzeysel bir biçimde yaklaşmak. Daha da açıkçası seyirci olmak ve çıkarlarına yönelik yaşamak. İnandığımız gibi yaşayamadığımız için bu kez yaşadığımız gibi inanmaya başladık.

Dünyaya ışık tutacak, hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden yeşermesi tüm Müslümanların birlikteliği, duası olmalıdır. Bu Ümmetin ruhunda var olan ” diriliş ruhu ” ve bilinci, büyük bir medeniyet birikimi ve düşüncesi, kendilerini yeniden ortaya çıkaracak büyük bir güç olarak duruyor.

Bu fesat şebekesinden yaka silkmiş olan dünya halkları ve bu fesat şebekesinin silahlı tehdidi altındaki İslâm dünyası büyük bir şaşkınlık içinde tutunacak bir dal, sığınacak bir liman arıyor.

Herkes kendisinin hangi çizgide olduğunu kontrol etmeli. Kâbil'in ve taraftarlarının, şeytanın ve yandaşlarının arasında olmamaya özen göstermelidir. Allah taraftarı olmak, mesele budur.

İstikbalin kıtalarında hakiki ve manevi hâkim olacak ve beşeri dünyevi ve uhrevi saadete sevk edecek yalnız İslamiyet’tir.

Avrupa Ortaçağ’ın karanlığında iken, dünyaya bilimi, akılcılığı, tıbbı, sanatı, temizliği ve diğer pek çok hasleti Müslümanlar öğretmiştir. Kuran’ın nurundan ve hikmetinden kaynaklanan bu İslami yükselişi tekrar başlatmak için, geçmişte olduğu gibi bugün de Müslümanların Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimizin sünnetini temel alan bir yol göstericiliğe ihtiyaçları vardır.

İman ve küfür çizgisi, Hak ve batıl mücadelesi… Bu iki çizgi üzerindekiler arasındaki mücadele Hâbil ile Kâbil’den günümüze kadar geldi. Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi. Hz. İbrahim’in Nemrud ile kavgası. Hz. Muhammed’in ve Ebû Cehil'in kesişen yolları.

Güzel ile çirkinin mücadelesi kıyamete kadar devam edecek. Bize düşen, kuvvetin değil hakkın, zalimin değil mazlumun, kötünün değil iyinin, yanlışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, menfaatin değil faziletin, hava ve hevesin değil Hüda’nın yanında ve yolunda olmak.

Yalan-dolan, kan-barut, para-ahlaksızlık, fitne-fesat ile inşa etmeye çalıştıkları “küresel fesat düzeni” Ortadoğu’da kendi düzenlerinin yeniden tesisi için batıda İslam düşmanlığını, doğuda ise mezhep kavgasını ateşlemenin gayretindeler.

Doğu’nun kaynaklarını sömürerek ürettiğinden fazlasını tüketmeye alışmış batı toplumlarının sancıları doğunun uyanışı, dirilişi ve kaynaklarına sahip çıkma arzusu.

İslam kuşağındaki öfkenin sebebi zorbalık, Avrupa’daki öfkenin sebebi refah kaybı, Asya’dakinin sebebi ise refah arayışıdır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et