Pazar, 22 Ocak 2017

Gezi zekâlı bir grup Bolu ilimizde yeniden ortaya çıktı. Sebep Milli Eğitim Müdürü,  10. yıl marşının okunmasını istememiş. Öyleyse haydin savaşa…

Türkiye’yi yarı sömürge mantığı ile kurup, böl-yönet taktiği ile idare edenlerin rakı masalarında gönlünün okşanması için yazılmış, hayali kurguların satırlara döküldüğü bir şiirden başka bir şey ifade etmeyen 10. yıl marşı, taşların yerine oturduğu, vesayet sisteminin ortadan kaldırıldığı Türkiye’de 100. yıl gerçeklerini perdelemek için kullanılıyor.

Giderek CHP ve CHP’ye has muhalefetle özdeşleşen, laik-Kemalist rejimin propagandasını yapmak amacıyla yazılmış 10. yıl marşı iktidara karşı bir “muhalefet marşı” haline getirilmeye çalışılıyor.

Kokuşmuş altı okunu“ilke”, çoğu metruk hâle gelmiş kanunları“inkılâp”diye yutturmaya çalışan, iktidar alanları giderek daralan ve tükenmişlik kaygılarıyla vahşileşen laik-Kemalist çevreler 10. yıl marşından medet umarak saldırganlaşıyorlar.

Kendilerini çağdaş, ilerici ve cumhuriyetçi aydın olarak niteleyen bazı çevrelerce 28 Şubat’tan sonra yeniden vizyona sokulan 10. yıl marşı milletimizin inancı, tevhit akidesi, Peygamber sevgisi, güzel ahlakı, vatan sevdası, hürriyet ve istiklal aşkı, çektiği çileleri, hüzünleri, sevinçleri, taşıdığı ümitlerini seslendiren İstiklal Marşı’mızın yerine ikame edilmeye çalışılıyor.

Müslümanlara ve İslami değerlere 28 Şubat’la yapılan darbenin ardından laik-Kemalist çevreler güçlerini, varlıklarını koruyacaklarını ispatlamaya çalışırcasına her fırsatta Müslümanlara gözdağı verircesine 10. Yıl Marşını okudular.

Milli ruhumuzun, direniş ve dirilişimizin sembolü olan İstiklal Marşı’nın milli ve dini motifler taşıdığından dolayı rahatsızlık duyan içimizdeki yabaniler milli ve dini motifleri olmayan, laik/seküler desenler ile dizayn edilmiş 10. yıl marşını popüler hale getirmeye çalışıyorlar.

Peki; Kemalizmi referans almayan hiçbir düşünceyi meşru kabul etmeyen ve toplumun manevi dinamikleri ile bir türlü barışık olamayan bu zihniyetin mensupları kimler?

 Bunlar halkını anlayamayan, milletinin değerlerine ters bakan, milletini tanımayan, inançlarından habersiz, geleneklerinden uzak, yerlilikten kaçan, milliliğe öcü gibi bakan, İslami kavramları görünce kırmızı görmüş boğa gibi saldıran, hem din cahili hem de dinden uzak, dindarları sevmeyen ve dinden korkan, okumayan, araştırmayan, incelemeyen fakat ahkâm kesmeyi çok seven “azgın azınlık”tır.

Bunlar halka ayar vermekten geri durmayan, kendileri gibi düşünmeyenleri insan yerine bile koymayıp bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam gibi hakaret içerikli vasıflarla niteleyen, değerlerimize saldıran, inancımıza hakaret ederek Türkiye’mizin başına çorap örmek isteyen “beyaz Türkler”dir.

Bunlar darbe severlik, laiklik ve Atatürkçülük ortak özellikleri olan yıkıcı, darbeci, gezici, tahripçi, fitneci, tahammülsüz, haddini bilmez kendilerini “cumhuriyet muhafızı” olarak gören yarı aydın, kiralık kalemşor ve bir kısım cahil sözde sanatçılardır.

Bunlar Atatürk’ü sevmeyi ibadet kabul eden, Mason, dönme, sözde aydın/çağdaş/ilerici, özde ise hak ve halk karşıtı, millete cephe alan, sivil iradeyi bir türlü hazmedemeyen, Müslüman Türk milletinin düşmanlarıyla bile ittifak yapmaktan çekinmeyen ”içimizdeki İrlandalılar”dır.

Bunlar paraları olan, eğitimsiz, dünya gezileri, görgüleri son derece sınırlı ve yüzeysel olan, coğrafya bilmeyen, sanat bilgileri, zevkleri, kültürleri gelişmemiş, “tencere-tava aydınları”dır.

Bunlar halktan kopmuş, halkı aşağı gören, Batı’nın temel gerçeklerini ne anlamış ne de benimsemiş, büyük oranda özenti bir yaşam biçimi yaşamaya çalışan, ağırlık merkezlerini, hayata tutundukları bağları, amaçlarını kaybetmiş “içimizdeki yabancılar”dır.

Bunlar kendi kimliği ve içinden çıktığı toplumu beğenmeyen, aslında kendi kendinden nefret eden, sadece kendisi gibi düşünenlere hayat hakkı tanıyan, başkalarına ise bu hakkı asla tanımak istemeyen gazeteci, politikacı, aydın, sanatçı, bilim adamı gibi sıfatlarla toplumu yönlendirme iddiasındaki yel değirmenleri ile savaşan “Don Kişot”lardır.

Bunlar devletin içine bürokrasiyi tekellerine alarak oturup, yabancılaştıkları toplumu bir yandan uzaklarında tutup öbür taraftan da değiştirmeye çalışan, kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için toplumu merkezin dışında tutacak çareler arayan, toplumun başına musallat olan kökü dışarıda “azınlık” kadrolardır.  

Bunlar bazen tedavisiz bir dert, bazen halkımızın tepesinde uğursuz kara bir bulut gibi demir bir yumruk, sürgün ve katliam olan, bazen hayatımızı zorla şekillendirmeye çalışan askeri bir yönetim ve yolumuzun üstünde dağ gibi dikilen bir eşkıya olan “darbe seviciler”dir.

Bunlar tarihimizi 1923’ten başlatan, Osmanlı’yı yok sayan bir ihanet şebekesi olan, cumhuriyet döneminde yabancılardan daha fazla kendi insanımıza, irfanımıza, tarihimize zarar veren “sabıkalılar”dır.

Bunlar Türkiye’nin en büyük sorunu, ülkenin en büyük muhalefetidir.

Devir bunlara karşı dik durma, bunların hayallerini bozma devridir.

Yeter artık…  

Yüz yıllık zehirli bir parantez kapanırken artık bilinçlenme ve Türkiye’ye sahip çıkma zamanıdır. 70 sente muhtaç Türkiye’den destan yazan Türkiye’ye konumuna gelindi. Yaşam koşulları çok hızlı değişen, milli seferberlik kurgusu ve milli mücadele ruhu ile ülke sorunlarına çözüm üretilen emir alan değil sorgulayan lider bir ülke pozisyonu aldık.

Artık  ben, sen, o, siz, onlar yok. Artık sadece “BİZ” var.

Bizim  vatanımız, insanımız, değerlerimiz, ortak çıkarlarımız, bizim sevdamız ve geleceğimiz var.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et